Her 84 dakikada bir ABD’li asker intihar ediyormuş. Ellerinde kendilerine zimmetlenmiş otomatik silahları, bellerindeki daha küçük çaplı tabancaları ya da beylik el bombaları ile yok etme işini başkası yerine kendi bedenlerinde gerçekleştiren askerler. Bu iş galiba bilgisayar oyunlarında filan gibi olmuyor. Sadece puan kazanmak gibi küçük patlamalı zevk kabarcıkları dışında öldürülenlerin de insan olduğu, nefes aldıkları, ağlayabildikleri ve belki de güldükleri filan anlaşılabiliyor. Biraz köşede bucakta kalmış insanlık kırıntısı, olduğu yerden harekete geçerek en azından aparatın son kertesinde, gücünü tersine bükebiliyor. Bommm.
Bu anlattığım biçim yukardaki istatistik içine dahil değil. Henüz savaş alanı olduğundan, bir başka mertebeden algılanabiliyor. Bu tür ölümlerin içine mutlaka bir terörist parmağı dahil edilerek, ailelerin onların kahramanlıkları ile övünerek ve maaşlarıyla yoksulluğun üst sınırına yakın yaşayabilmesi sağlanabiliyor. Benim sözünü ettiğim ‘Her 84 dakikada bir intihar’ geri dönen eski askerler için geçerli. Bu nedenle intiharlarını 3-5 kutu ilaç, bedenlerini taşıyabilecek kadar sağlam bir Çin malı ip, faturası henüz ödenmemiş gaz ya da ABD de birçok köşe başı dükkandan satın alınabilecek ordu mali olmayan bir ateşli silahla halledebiliyorlar.
Peki ne oluyor da bütün dünyaya barış ve demokrasi taşıyan bu devletin ahfadı askerleri kendi canlarına kıyıyorlar? Savaş sırasında yaşanan, bazı istenmeyen olaylar buna neden olabiliyor. Mesela Afganistan’ın Kandahar vilayetinde 11 Mart’ta meydana gelen olayda Amerikan askeri Robert Bales, görev yaptığı üssün yakınlarındaki köye sabah erken saatlerde baskın düzenleyerek sivillerin üzerine ateş açmıştı. Saldırı sonucu 9’u çocuk, 3’ü kadın 17 kişi hayatını kaybetmiş 6 kişi de yaralanmıştı. Saldırının ardından Bales’in bazı cesetleri yakmaya çalıştığı belirlenmişti. Tabii bu yakmaya çalışmak, Afganistan’ın pek medeni olmadığı için bir şeydi. Yoksa cesetleri kaldırma işleri için medeni ülkelerde başka bir departmanın işi oluyor. Uzmanlar gelip tak tak her şeyi temizleyip gidiyorlar. Bırakın ABD gibi çok modern bir ülkeyi hemen yanı başındaki komşusu Meksika’da bile uyuşturucu kartellerinin öldürdüklerini, küvete doldurduğu asit ile ortadan kaldıran ve ölü başına sadece 50 Dolar alan ve sürümden kazanan bir kişi çıkmıştı. Eh medeni bir ülkeye komşu olmak bile başka tabii. Bilmiyorum ama herhalde Afgan dili de medeni diller arasında yoktur.
Amerikan askerlerinin üzerinde, omuzlarında taşıdıkları demokrasi sorumluluğu da stres yaratıyor olabilir. Çünkü daha önce yazmıştım, Irak’ta benzer bir biçimde davranarak biri tekerlekli sandalyede hasta olan yine kadın ve çocukların içinde olduğu, 24 kişiyi öldürenler arasından sadece bir çavuşa, ABD askeri yargısı, acımasızca davranarak cezalandırmış, rütbesini onbaşıya indirmişti. Gerçi ABD hükümeti medeni bir ülkenin yapacağını yerine getirerek, Afganistan’da bu katliama maruz kalanlara gerektiği gibi davranarak adam başı hatta buna kadın ve çocuklar da dahil -bakın işte budur kadın erkek eşitliği- adam başı 50 bin Dolar tazminatlarını verdi. Toplam 850 bin Dolar şak diye ödendi. Belki de emekli demokrasi, barış savunucuları, ABD’li askerler, işte bu demokrasinin sorumluluk duygusuna dayanamıyorlar. Ya rütbem indirilirse baskısı ya da daha da toplumsal bir düşünce ile Amerikan halkının ödedikleri vergiler ile ödenen 850 bin Dolar... Ben de kendi canıma kıyarım diyip, ellerinin altındaki o gün için olabilen, bir araçla intihar ediveriyorlar.
Buradan, dünyanın diğer taraflarındaki katillere sesleniyorum. Nasıl hallediyorsunuz ‘Katil olmanın dayanılmaz ağırlığı’ sorunsalını? Nasıl unutuyorsunuz üstüne bombalar attığınız çocukları ya da öldürülen kadın çığlıkları kulaklarınızı tırmaladığında, hangi kahramanlık şarkılarıyla bastırabiliyorsunuz? Yoksa kırılıp gidecek her 84 dakikada bir intihar eden demokrasi savunucuları...
Yani siz nasıl intihar etmeden dayanabiliyorsunuz?