Sur’da, Cizre, Silopi, Şırnak'da olduğu gibi kentlere, mahallelere, bireylere karşı yürütülen savaşta Erdoğan/Davutoğlu Türkiye’deki medyayı devlet aygıtı olarak kullanıyor ve sonuçta, Türkiye’de yaşayan halklar, "duymayan, görmeyen, bilmeyen" ve böylece "Katil devletin pasif ortakları" haline getiriliyorlar. 

Savaşı azmettirenler, "meşruiyete dayalı katlettiklerini" kabul ediyorlar. Son olarak Davutoğlu Oya Baydar’a "çaresizliğini" aktarıyor ve: "Siz olsanız ne yapardınız?" diyor.

Sinyal, şifreli bir mesaj gibi kol dolaştı: Devlet’in Kürt çocuklarını katletmekten başka çaresinin kalmadığını belirtiyorlar.

Katil olduklarını kanıksıyorlar.

Katlin "meşru" olduğunu kanıksatıyorlar.

Karşı çıkanların "kellesini isteyen" savcılar "hükümdar"a biat ediyorlar.

Televizyonlardaki magazin programcılarına karşı "sosyal linç"in gündeme gelmesi, toplumu hiç şaşırtmıyor.

Kürtler hedef!

Mücadelenin yayıldığı havzada, ovalarda, dağlarda, kentlerde yaşayan milyonlara konan tek isim "Terörist".

Bu "başarılı" siyasi strateji, Türkiye’deki halkların hücrelerine yayılan. Camus’un "Veba"sının post modern versiyonu.

İnsan, Türkiye’de yaşar.

Adına "Kürt kökenli vatandaşlar" denenler, insan sınıfına dahil değildir.

Ve Türkiye "Alperen/Ergenekon" etrafında kümelenen bir katiller ordusu, "Terörist"i, katletmek için harekete geçirildi.

Hedefte "Terörist insan" var.

İnsan kavramı "terörist"in gölgesinde.

Ve "terörist" avının serbest olduğu o diyarlarda, milyonlarca insan, Türkiye’deki hükümdarlara secde ettirilmek üzere "ölüm mangaları"nın hedefi haline getirildi.

Silopi’de katledilen Taybet İnan’ın oğlu aktarıyor: 

"Bir insan bir insana ne kadar acı çektirebilirse devlette bize 7 günde bunu yaptı. 7 gün tam 7 gün annenizin cenazesi sokak ortasında kalsın… İnsan çok iyi olamıyor, insan kalamıyor…"

İşgalci devlet ve doğduğu topraklarda yaşamak isteyenlerin ilişkisini görüntüleyen bu son resim karesi bu: Utanç verici, vahşi, aşağılayıcı ve canice…

Türkiye’deki halka, Kürtler’in katledilmesinin "meşru" olduğunu kanıksatan kolonyal devlet, Kuzey Kürdistan’daki halka, yenilmekten başka çarelerinin olmadığını kanıtlayamadı.

Tüm bunlara rağmen, devletin savaş çarkı, kendisine biat eden "Kürt entelektüelleri/partileri/güçleri"ni rezervde tutmaya devam ediyor.

Onlar da boş durmuyorlar, AKP’nin Kürt kentlerine "özel vekil" (bir nevi savaş müfettişi) tayin ettiği son günlerde, Kolonyal devletin "B Planı"nın var olduğu basına yansıdı.

Kandil/İmralı/Botan üçgenine yabancı olanları toplamayı amaçlıyorlar. 

Bu plana dahil olan "Kürt"ler, Davutoğlu’nun niyetinin kötü olmadığını belirtiyorlar.

Para ve makamın işgal ettiği "beyinler yazacaklar, konuşacaklar".

Kuzey Kürdistan’da yenilmesi kesin olan kolonyal devlet, bazı Kürtler’e, devletin kapısını koruyan "çoban köpeği" ünvanı vermeye hazırlanıyor.

Bunların birçoğunun "entelektüel Kürtler" olacağından şüphe duymuyorum.

Çünkü, "entelektüeller faşizmi kitlelere taşırlar", Almanya’da Joseph Goebbels gibi.

Sahnelenmek istenen oyun, Kürdistan dışında oynanacak.

Amacı kolonyal devletin, Türkiye’de "katli kanıksattığı" milyonlara, "çözüm ve barış" taraftarı olduğunu kanıksatması.

Kürdistan’dakilerin kanıksadığı, bu devlete geçmişte, gelecekte ve sonsuza dek güvenilmeyeceği. Çünkü, Kuzey Kürdistan er veya geç kaderini tayin eder; onlara hükmetmek için, namlu tutan ellerin beyinleri de bunu sadece kanıksarlar/mı?