Vicdan çürümüşlüğünü en son Rodoski köyü katliamı göğünün altında gördük. Siyasi partileri, iktidarları, dini tarikatlarıyla nasıl ırkçı zalimlikte birleştiklerini…
Kürdistan, bir vuruşta katledilmiş, bedenlerinin her parçası bir tepenin yamacına savrulmuş çocuklarının yasını tutarken, onlar görgüsüzlük sularında yıkanıp, sokaklarda eğlenerek yeni yılı karşılıyordı. Sonra, Fethullah Gülen oturup, yalanlarından bir yalan daha uyduruyor, „bin yıllık kardeşlikten“ söz ediyordu.
Oysa, Fethullah’ın kendisi de kimseyle kardeş de değildi. O hala kendine soy, sop icat edip, yamanma taklaları atıyordu.
Ayrıca kim kiminle kardeş ayrı mesele, fakat kardeşlik ortak değerler bütünüydü. Birinin matemde, öteki eğleniyorsa eğer ortada müşterek, ortak değer yok, kardeşlik asla mümnün değildir, zaten.
Öylesine yalandan bir kardeşlikti ki, Başbakanın ağzından dökülen kelimelere bakılırsa, Kürtlerin yas tutması, yas tutmak kardeşlik ruhuna aykırı, acının istismarıydı. Mateme onun için şov diyordu. O evlatları katledilen halkın, kendisi gibi sevinçten göbek atmasını bekliyordu, herhalde…
Bunların görgüsüzce görgüsü, insanlıktan habersiz hallerine bakıp, „ört ki ölme“ diyesi geliyor, insanın.
Çünkü çağ değişti, insan oğlu yeni dünyalara evrildi. Ama bunlar, hep unutuldukları durakta kaldılar. Çünkü, ırkçılık afyonuyla gözleri köreltilmiş, vicdanı puç edilmiştir. Onun için evlatları katledilmişlerin, katillere çiçek sunmasını bekliyorlardı. Kendilerini inkar edip, onlara benzememekte direnen Kürtlere her türlü ırkçı zulüm mübah görmeleri, dini önderleri Fethullah Gülen’in, gelmiş geçmiş bütün dini inançları kirli ayağının altına alıp, üstünde tepinerek, katillere katil denmesini kan göllerini baltalama ilan etme utancı bundandır.
Kürtler, bir zamanlar birine kızdıklarında, „evine kurt düşsün (girsin) inşallah“ diyorlarladı. Şimdi „evine Fethullah Gülen-AKP girsin“ diye bedua ediyorlar, birbirine.
Gülen-AKP tarikatı Osmanlı’nın yeni devşirme ocağı olarak faaliyet gösteriyor, Küristan’da. Osmanlılar, Hristiyan köyleri, kasabalarını basıp, kadın, kız ve çocuk talan ediyor, kadın ve kızları eş olarak eve kapatıyor, çocukları da orduya nefer yetiştiyorlardı. O çocuklar büyüyünce, kendi yurtlarının talancısı, anaları, kız ve erkek kardeşlerinin hırsızı, babalarının katili oluyorlardı.
Tarikatın çocuk hırsızları, köy köy dolaşıp, göze kestirdikleri çocukları, „Allah rızası için okutacağız“ yalanıyla çalıyorlar. Kimi aileler, hırsızın etrikasından habersiz gönüllülerdir. „Çocuklarımız okutulup, meslek sahibi ediliyorlar“ diye seviniyorlar.
Ama o çocuklar, geleceğin birer Yeniçerisi olarak devşirildikten sonra, kendi halkına, halkının değerleri, özgürlük hayallerine düşman, Gülen ırkçılığının birer propaganda personeli olarak geri dönüyorlar.
Çocukları katliama uğramış Rodoski köyünü TC’ye „şükran sunma“ gösterisine hazırlamaya giderken dövülen kaymakam, bunlardan biri miydi, bilmiyorum.
Mafya’nın bile bir örfü, adeti, geleneği vardı. Mafya öldürdüklerinin cenazesine çiçek gönderse bile, öldürülmüşün ailesine görünmüyordu. Bunlarda utanma da yoktu. Ölüm emri vermiş, sonra ağlama numarasıyla yas evine gitmeye yeltenmişlerdi.
Oysa katliam hesaplı, planlı, toplu cinayet devlet eliyle işlenmişti. ydı. Planı, Bodoski köyünün muhtarı, „daha önce, bombalamaya çıkmadan önce bize, oralarda sizden kimse var mı diye soruyorlardı. Bu defa sormadılar“ diye anlatıyordu, planlı katliamı. Bir başka köylü, „uçakların bombardmanı başlayınca, telefon açıp, vurmayın, onlar bizi,m çocuklarımız dedik, ama dinletemedik“ diyordu.
Ve utanmazlar, ölü evinin katile çiçek vermesini bekliylardı. Hem çiçek, hem de kapıda davul ve zurna sesleriyle karşılanmayı…
Ama yağma yok. Görgüsüz ve terbiyesizlerin beklentileri boşa çıktı. Ölü evini, gelecek bakanı alkışlamaya hazırlamak için giden Kaymakam utanmazlığın bedelini, başına gelenlerle öğrendi. Başbakan yardımcısı, hırsıza yaraşır bir gizlilikle karanlığa karışarak, köyün dışındaki korucu evine yanaşabildi.
Bu döktüleri kanda boğulacakları kerteye geldiklerinin göstergesidir. Her katil, yakalanacağını anladığı an son cinayetini işler. Bunlar da kovulduklarını gördükçe azgınlaşıyorlar. Katil azgınlaştıkça, Kürdistan bir ağızdan sövüyor.