12 Eylül faşist cuntasının, devlet işkencehanelerinde öldürdüğü, sakat bıraktığı, gözaltında kaybettiği binlerce insandan, o dönemki devletin başının meğerse hiç haberi yokmuş. Yıllardır günahlarını almışız masum cunta liderlerinin!
Cuntanın elebaşı Evren ve şurekasının, devletin işkence tezgahlarından geçen, katledilen ve de devlet eliyle asılan, sürülen, süründürülen darbe mağduru binlerce insandan sorumlu tutulamayacağı, resmi kanallardan teyid edildi.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, cuntacıların 12 Eylül işkenceleri ve ölümlerinden sorumlu tutulamayacağına karar verirken, darbecilerin sadece "darbe yapmaktan" yargılanabileceklerine hükmetmiş.
Böylece; bu ülkede darbe yapmanın belki yasak olabileceği ama insan öldürmenin, yani muhaliflerin, devrimcilerin, demokratların, azınlıkların ya da herhangi bir şekilde farklı olanların katledilmesinin yasak olamayacağı bir kez daha devlet ağzıyla onaylanmış oldu.
Bilcümle muhaliflerin sorgu sürecinde, büyük bir vazife aşkı ve bilinciyle hareket eden devletin savcıları, polisin düzmece ifadelerini esas alır hep. Sadece kendilerine isnat edilen, gerçekte işlemedikleri suçlardan dolayı binlerce insan, bir yığın cezalara çarptırıldı T.C tarihinde. Kimileri idama mahkum edildi, kimileri çocuk yaşta ipe yollandı…
Devletin savcıları, devletin vatandaşını sorgularken pervasız davranmaktan çekinmedi ama devletin cuntacılarına sordukları göstermelik sorularda "darbe döneminde işkence yapılıp yapılmadığı, talimatını da kendilerinin verip vermediğine" ilişkin bir soruyu yöneltme gereğini duymamışlar bile.
Bu durumu da "bu isimlerin o dönemde yaşanan işkencelerin talimatını verdiklerine dair delil yok. Bunu onlara sorduğumuzda kabul edecek halleri de yok" şeklinde gerekçelendirilen devletin savcılarının, cuntacılar konusunda bu denli hassasiyet göstermeleri, gözlerimizi yaşarttı. Söz konusu katiller olunca, devletimizin yargı mercileri nasıl da humanist kesiliyor hemen!
80 darbesinin işkence dosyaları 30 yıldır sonuçlanmadığı gibi, işkencecilerin de bu şekilde aklanması, hukuk fakültelerinde derslere konu olacak bir hukuk(suzluk) örneği olsa gerek.
Zaten; Kenan Evren’in insan hakları derneklerine çerçeveletilip asılacak asaletteki "asmayalım da besleyelim mi" insani özdeyişi de onun işkence ve ölümlerden sorumlu tutulamayacağına dair en büyük kanıt değil midir?
Ayrıca cunta döneminde gözaltında kaybedilen binlerce insandan kimin sorumlu olduğuna da bir türlü karar verilemiyor. Bir süre sonra sözkonusu gözaltı ölümlerinden, bizzat öldürülen insanların (kendi ölümlerinden) sorumlu oldukları sonucuna varılırsa kimse şaşırmasın! Emniyetin bodrum katındaki işkencehanelerinden atlayıp intihar eden insanlarla, tarihe geçmiş bir ülkeyiz ne de olsa!
Büyük olasılıkla gözaltında işkenceye maruz kalan yüzbinler de kendi kendilerine işkence yapmıştır!? Devletlümüzün bundan haberi de yoktur, herhangi bir kusuru da!
Kendi adıma darbe liderlerinin işkencelerden sorumlu tutulamayacağının açıklanmasını yetersiz buluyorum. Bence onlara haksızlık yapılıyor. Aslında, görevlerinde gösterdikleri üstün başarıdan dolayı, bütün cunta erkanının "katillikte üstün başarı belgesi" ile ödüllendirilmeleri gerekiyor. Tıpkı cuntacıların halefi Mehmet Ağar’ın ödüllendirildiği gibi…
Hatırlarsanız bu zat da katılmadığı(!) mahkeme oturumlarındaki "iyi hal"inden dolayı ceza indirimine tabii tutulmuştu. Nasılsa Mehmet Ağar da işlediği ve işlettiği bütün cinayetlerde iyi halli davranmıştı, derin devletin derin görevlerini layıkıyla yerine getirmişti! Ne demişler: 'katili öldür, hakkını yeme!'