Hrant Dink’in katledilmesinin üzerinden 8 yıl geçti. Dink cinayeti davasında ailenin avukatlığı görevini yürüten İstanbul Barosu avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu’yla, üzerinden 8 yıl geçen cinayetin ardından gelişen hukuki süreci konuştuk.
Son dönemde yaşanan gelişmelerin dava açısından umutlu bir süreci başlatabileceğini, ancak “duvarın yıkılması“ için toplumsal desteğin sürmesi gerektiğini belirten Bakırcıoğlu, hükümet yandaşı medyanın cinayeti “paralel yapı” tartışmasıyla birlikte anmasına ise tepki gösterdi: “Dink cinayetinin bir mutabakat cinayeti olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla tek bir yapı, tek bir kurum üzerinden bu cinayetin tarif edilemeyeceğini ve böyle yapan bir iddianamenin eksik bir iddianame olduğunu düşünüyoruz. Bütünsel bir iddianame düzenlenmesi bir zorunluluktur.”

Cinayetin ardından yaşanan 8 yıllık hukuki süreci bize özetler misiniz. Neler oldu?

Dink cinayetine giden süreçte aslında 2004’ten beri önemli gelişmeler yaşandı. Dink’in bir haberi ile ilgili Genelkurmay Başkanlığı tarafından bir basın açıklaması yapıldı. Ardından Valiliğe çağrıldı ve görüşme gerçekleşti. Sonrasında da bir yazısındaki bir cümle esas alınarak hakkında suç duyurusunda bulunularak dava açıldı. Açılan davalarda da Adliye binası önünde eylemler yapıldı. Bina içinde fiziki saldırı girişimlerine maruz kaldı. Agos binası önünde eylemler gerçekleşti. Haksız hükümler kuruldu. Bunların hepsi cinayete giden süreçte önemli uğraklar oldu. Cinayetten sonra şu bilgiler çok net açığa çıktı: 15 Şubat 2006 tarihinde Trabzon Emniyeti yetkilileri Dink’in Yasin Hayal tarafından öldürüleceğine dair bir rapor hazırlamıştı. 17 Şubat 2006 tarihinde de bu raporu hem Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı’na hem de İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü’ne iletmişlerdi. Dolayısıyla bu üç kurumun sorumluluğu, cinayetin hemen sonrasında açığa çıkmıştı. Coşkun Yenice adlı bir şahıs -Yasin Hayal’in ablasının kocası- jandarmaya bilgi veren bir şahıs... 31 Ocak 2007 tarihinde ifadesi alınmış ve ifadesinde jandarmaya bilgi verdiğini ancak herhangi bir tedbir alınmadığını beyan etmişti. Biz İstanbul Savcılığı’nın tüm bu kurum görevlilerini şüpheli sıfatı ile soruşturması gerektiğini söyledik. Ancak haklarında soruşturma izni verilmedi.

Ardından AİHM süreci başladı…

AİHM, Hrant Dink’e açık bir tehdit olduğu ve devlet görevlilerinin bunu bilebilecek durumda olduğu ancak cinayetin önüne geçmek için hareket etmedikleri yönünde karar verdi. Bunun üzerine tekrar kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunduk. Ancak suç duyurusunun konulduğu dosyaya kısıtlama kararı olduğu için biz bu dosyayı görme hakkından yoksun hale geldik. Yapılan soruşturmaları AYM’ye taşıdık; AYM ihlal kararı verdi. Kamu görevlilerinin soruşturulması gerektiğine karar verildi. Böylece Savcılığı bağlayıcı dört karar oluştu. Kamu görevlileri bu bağlayıcı kararlar nedeniyle şüpheli sıfatı ile ifadeye çağrıldı.

AİHM ve AYM kararlarından önce soruşturmanın ilerleyememesi ve kamu görevlilerin yargılanmasının engellenmesini neye bağlıyorsunuz?

2007 yılında var olan yasal düzenleme, hepsinin soruşturulmasını gerektirmekteydi fakat o dönem cinayet geniş yetkili savcılık tarafından soruşturuldu. Doğrudan soruşturmanın da yasal dayanağı vardı fakat bu yasal gerekliliğe rağmen memur ve diğer kamu görevlilerinin yargılanması hakkında kanun işletilmedi. Ardından valilikler tarafından soruşturma izinleri verilmedi. Verilen kısmi soruşturma izinlerini ise bölge mahkemeleri kaldırdı. Önümüze duvarlar örüldü. Dolayısıyla 2007 yılında da bu kararların alınması mümkün ve zorunluydu. 8 yıla yaklaşıyoruz. Şimdi bu kararlar süreci farklılaştırdı. Deliller dolayısıyla da dava açılması zorunlu hale gelmiştir.

Dink cinayet öncesi Adnan Selçuk ve Özel Yılmaz isimli iki devlet görevlisi tarafından valiliğe çağrılıp uyarılmıştı. Bunlarla ilgili yasal bir süreç işlendi mi?

Oldu, 5 yıllık zaman aşımına uğradı. Kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Yaptığımız itiraz reddedildi.

Yeniden bir soruşturma açıldı. Şu anki durum ne aşamada?

Şüphelilerin çok büyük kısmının ifadesi alındı. Birkaç kişi kaldı.


Ogün Samast bir açıklama yaparak her şeyi açıklayacağını söyledi. Bir şey çıktı mı?
Ogün Samast cinayetin sanıklarından biri. İfade verdi ve tanık olduğunu beyan ettiğini aktardı. Ama biz onun ifadesi üzerinden gitmiyoruz. Dolayısıyla ifadesi alınan kişilerin sorumluluğu bellidir. Oradan çıkış noktası yaratmıyoruz. Bu konuda asıl karar verici durumda olanların tutuklanması gerekmektedir. Tutuklama bir tedbir. Biz tedbirden öte bütünsel bir iddianame çıkmasını önemsemekteyiz. Kasti hareketleri sonucu tedbir alınmadığını savunuyoruz. 83. madde esas alınarak dava açılmalıdır.

83’üncü maddeyi biraz açar mısınız?

İhmalci davranışı kapsar. Hareketsiz kalmak anlamına gelir. Kamu görevlilerinin yasalarla zorunlu oldukları eylemleri yapmayarak koruma tedbirleri almadığını ifade eder. Fiillerin bu madde kapsamına girdiğini söylemekteyiz.

Yeniden açılan soruşturmada tahmininizin ötesinde bir gelişme olabilir mi?

Toplanan her delil, cinayette sorumlulukları ortaya koymakta. Bu dosyada önemli bilgiler var ama soruşturma kapsamında olduğu için bilgi vermeyeceğim. Ancak çok daha açık bir zeminde konunun tartışmaya açılacağını düşünüyoruz. Fakat 2007’deki olgular da tek başına bu davanın açılmasını zorunlu kılmaktaydı. Dava açıldıktan sonra çok daha fazla bilgi ve belgenin dosyaya gireceği kanaatindeyiz.

8 yıllık dava sürecinde, delil toplama, failler hakkında bilgi, belge toplama konusunda herhangi bir engelle karşılaştınız mı?

İki tane somut örnek vereyim. Trabzon İl Jandarma Komutanlığı görevlileri hakkında süren davada sanık ve tanıklar cinayetten sonra arşivin yeniden düzenlendiğini belirttiler. Cinayet mahallinin bir bölümünü göstermekte olan kamera kayıtlarının bir kısmı kayıptır ve hangi kurumda kaybedildiği belirsiz. Dolayısıyla bu soruşturma doğru yapılsaydı, cinayeti işleyenler soruşturmadan el çektirilseydi, kurum arşivleri ve verilerine el konulsaydı, biz çok daha fazla delile ulaşacağımızı düşünmekteyiz. Ama birçok delilin gizlendiğini, kaybedildiğini, değiştirildiğini bilmekteyiz. Birçok delil karartıldı demek mümkün.

Dink’in Ermeni kimliği olmamış olsaydı davanın seyri değişir miydi?

Dink’in Ermeni meselesini tartışmaya açmasının temel etkenlerden biri olduğu tartışmasız. Ama bu ülkedeki birçok cinayet çözülmemiştir. Buna benzer çok olay yaşandı. Tek başına Ermeni kimliğinden dolayı çözülmediğini kişisel olarak söyleyemem. Tek engel, Ermeni kimliği değildir.

Cinayetin bir de siyasi sorumluluğu var. Bu hükümet döneminde işlenmiş bir cinayetten bahsediyoruz. Buna dair neler söylemek istersiniz?

Siyaseten elbette bu cinayet AKP döneminde işlendi ve siyasi sorumluluğu AKP’ye aittir. Bu davada engeller büyük ölçüde valilik kararları ile oluşturuldu. Biz artık davanın açılamaması gibi bir tutumun ortaya konulamayacağını, bunun çok ciddi, hukuka aykırı bir karar olacağını, bu kararın da uzun yıllar bu ülke üzerinde kalacağını düşünüyoruz.

Dink cinayetinden sorumlu kamu görevlileri, görevlerine devam etti ve terfi etti. Bunlardan biri de Cizre’ye Emniyet Müdürü olarak gönderildi ve ilçede cinayetler işlenmeye devam ediliyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cinayette sorumluluğu olan kamu görevlilerinin görevlerine devam etmesi çok büyük bir hatadır. Tarif edilemez büyüklükte bir hatadır. Bırakın terfi etmeyi, herkes görevden el çektirilmeliydi. Dolayısıyla kritik bölgelerde görevlendirilmemelidirler.

Cinayetin ardından Agos’a, davanın avukatlarına veya Ermeni Cemaati’ne dönük tehditler sürdü mü?

Bize değil ama Agos’a dönük tehditler sürdü. Bu konuda savcılığa yaptığımız birçok başvuru var. Çok sayıda şikayet dilekçemiz var.

Kamuoyuna bir çağrınız var mı?

Bu davanın kapanmamasının en önemli gerekçelerinden biri ortaya çıkan toplumsal tepkiydi, yıllarca sürecek olan duyarlılıktı. Bu duyarlılık sürerse ve toplumsal basınç devam ederse önümüze örülen duvarları yıkabiliriz. Toplumsal baskı ve desteğe ihtiyaç var.

Sorumluluk tek kurumla tariflenemez

Son zamanlarda devletin içindeki güç ve iktidar çelişkileri/kavgaları bağlamında cinayetin “paralel örgüt” tarafından işlendiğine dair savları hükümet yanlısı medyada sıkça görmekteyiz. Bu tartışmalara nasıl bakıyorsunuz?

Şimdi ben kimin “paralel yapı” olduğuyla, kimin olmadığıyla ilgilenmiyorum. Bu bizim tartışmamızın dışında. Dink cinayetinin bir mutabakat cinayeti olduğunu düşünüyoruz. Dolayısıyla tek bir yapı, tek bir kurum üzerinden bu cinayetin tarif edilemeyeceğini ve böyle yapan bir iddianamenin eksik bir iddianame olduğunu düşünüyoruz. Bütünsel bir iddianame düzenlenmesi bir zorunluluktur. Eğer iddianame bütünsel sorumluluğu göz ardı ederse, elbette bu olayın gerçeğine aykırı bir iddianame olur. Bu da iddianamenin meşruiyetini ortadan kaldırır ve iddianameyi tartışmalı hale getirir. Biz iç çatışma sonucu düzenlenen bir iddianameyi kabul etmeyeceğiz ve izin vermeyeceğiz. Biz başından beri bütünsel sorumlulukla bu cinayetin işlendiğini düşünüyoruz. Bu algı operasyonlarına da itibar etmiyoruz.

Başından itibaren birçok yönüyle açığa çıkmış bir cinayetten bahsediyoruz...

İstanbul Savcılığı 2007’de kapsamlı soruşturma yapabilirdi ama yapmadı. Örgütün baş yapısı açığa çıkartılabilirdi ama çıkmadı. Örgütün İstanbul başta olmak üzere bağlantılarına ulaşılamadı. Kamu görevlileri hakkında da iddianame düzenlenmedi. Bugün bağlayıcı 4 karar nedeniyle bunun olanakları meydana gelmiş vaziyette. Önümüze duvarlar konulmuştu, bu kararlarla bir gedik açılmış oldu. Bu gedik büyütülebilir, bu duvar yıkılabilir. Elbette çok güçtür ancak cinayet işlenirken ve tasarlanırken hesaplanmayan, ortaya çıkan toplumsal tepkiydi. Ve yıllarca sürecek olan duyarlılıktı. Bu duyarlılık sürerse ve toplumsal basınç devam ederse, duvarlar yükseldikçe inadımız artarsa bu duvarları yıkabiliriz. Bunun koşulları mevcuttur. Güçtür ama olanak dışı değildir.


Av. Hakan Bakırcıoğlu kimdir?

İstanbul Barosu avukatlarından Hakan Bakırcıoğlu, Dink cinayeti davasında Dink ailesinin avukatlığını sürdürüyor. Dava duruşmalarına da katılarak hukuki süreci takip eden avukata, bir duruşma sırasında sanık olarak yargılanan Albay Ali Öz’e, “Siz de adam öldürmeyi iyi bilirsiniz, değil mi?” dediği için 1 yıl hapis cezası verilmişti.



GÜNAY AKSOY/İSTANBUL