Cizre’de son bir ay içinde dördü çocuk olmak üzere beş kişi güvenlik güçleri tarafından öldürüldü.
6-8 Ekim olaylarından sonrada yaklaşık 3500 kişi gözaltına alındı, 900 kişi tutuklandı. Gözaltına alınan ve tutuklananlar arasında onlarca çocuk vardır.
Devletin Cizre’de Kürt çocuklarını katletmesi yeni güvenlik konseptin önemli bir ayağıdır. Belirlenmiş bir plan dahilinde bilerek bunu yapıyor. AKP Hükümeti, bunun hem planlayıcısı hem de uygulayıcısıdır.
Devletin yeni güvenlik algısı şudur. Kürtler Filistinlilerin yaptığı gibi bir "intifada” süreci başlatmıştır.
İntifada, çocuk ve gençlerin ana aktör olduğu sivil itaatsizliğin en etkili biçimidir. Bugüne kadar bunu en güçlü şekilde hayata geçirenler, İsrail devletinin işgal ettiği topraklarda yaşayan Filistinliler olmuştur.
Her koşulda, her savaşta ve ya her mücadelede intifada süreci yaşanmaz veya gerçekleştirilemez. Olabilmesi için iki koşulun oluşması gerekir.
Birincisi, uzun süreli tahripkâr bir savaşın yaşanmış olması gerekir. İkincisi, bu savaşın acılarını iliklerine kadar yaşayan çocukların, gençlerin olması gerekir. Bu çocuklar ve gençler; eğer daha küçücük çocuk iken gözlerinin önünde annesi, babası, kardeşi zulme maruz kalmışsa, öldürülmüşse, yerinden yurdundan sürgün edilip açlığa yoksulluğa mahkûm edilmişse, gençliklerinde baskı görmüş, horlanmış, dışlanmış ve işkencelerden geçirilmişse bedenleri öfke ve kinle doluyor.
En küçük kıvılcımda, yaşanmışlıkları üzerinden edindikleri kini, öfkeyi dışarıya yansıtmanın koşuluna kavuşuyor.
Filistinlilerin 1987 ve 2000 yıllarında Gazze ve Batı Şeria’da hayat bulan intifadalarında da böyle bir gerçeklik vardı. O çocuklar da 30 yıllık Filistin halkı ile İsrail devleti savaşının çocuklarıydı. İsrail devleti 1987’daki intifada önleyici güvenlik güçleri yerine öldürücü askeri ve sivil istihbarat güçlerini, özel savaş birliklerini devreye sokmuştu. Yüzlerce çocuk katletmişti. Filistinliler arasında kavgayı körüklemek için bazı Filistinli örgütlere-gruplara saldırmıştı. Buna karşılık yeni yeni güçlenmeye başlayan ve FKÖ’ye düşman olduğunu ifade eden Hamas adına bildiriler dağıtmıştı, bu örgüte olanaklar sunmuştu.
Özel savaş güçlerinin Filistinli çocukların kollarını sopa, dipçik ve tekmelerle kırarken çekilen fotoğraflar dünya gündemine basın kuruluşları üzerinden taşınmıştı. Öfkeyle o resimlere bakmıştık.
Devlet ve AKP Hükümeti, tıpkı İsrail devletinin Filistinlilere baktığı gibi Kürtlere bakıyor.
2006 yılı, 28 Mart olaylarında içinde 8 yaşındaki çocukların olduğu 10 insan öldürülmüştü. 2012 yılında, devlet güçleri Newroz Bayramı'nı istediği günde kutlamak isteyen halka her yerde saldırmış, birçok insanı öldürmüş, yüzlercesini yaralamıştı. Develt 6-8 Ekim olaylarına da böyle yaklaşmıştı. Bugün Cizre’ye de öyle bakıyor.
90’lı yıllarda büyütüp beslediği ve Kürtlerin üzerine saldığı "Hizbullah”ın yerine bugün Hür Dava Partisi (Hüda Par) taraftarı olduğunu söyleyen kesimleri ikame ediyor.
Özel savaş birlikleri, istihbarat güçleri belirtilen dönemlerde en etkin biçimde görev aldılar. Niçin?
Çünkü devlet aklına göre, Kürtler o dönemlerde bazen bir kentte bazen de tüm Kürdistan coğrafyasında intifada girişiminde bulunmuştu.
Dönemin başbakanı Erdoğan, 28 Mart olayları döneminde "Çocuk da olsa, kadın da olsa güvenlik güçleri gereğini yapacaktır” dememiş miydi? Öyle anlaşılıyor ki, onlarda o günden bu yana gereğini yapıyor.
İroni şudur ki, medya önünde İsrailli yetkililere atıp tutan R. Tayip Erdoğan, devlet ve hükümet yetkilileri, İsrail’in yaklaşık otuz yıl önce Filistinlilere uyguladığı vahşetin aynısını Kürtlere, "Savaşın Çocukları”na uyguluyor.
Birileri, Türkiye’yi sevdiğini söyleyenler, devlete, otoriteleşen "Yeşil Gladyo”ya ve "seçim zaferleri sarhoşluğunu” yaşayan AKP Hükümeti'ne, Türkiye’nin geleceği ile oynadığını, ateş topunu eline aldığını söylemeli, göstermelidir. Yarın değil, hemen şimdi. Çünkü yarın geç olabilir.