• Êlih’in Qabilcewz ilçesine bağlı Tanzê köyünde koruculuk dayatmasını kabul etmeyenlerden 9 kişinin katledildiğine tanık olan Hasan Erzi, “Hem öldürdüler hem de delilleri ortadan kaldırdılar” dedi.

 

Êlih’in Qabilcewz (Sason) ilçesine bağlı 120 haneden oluşan Tanzê köyü, katliamların yaşandığı, yakılan, zorunlu göçe maruz bırakılan köylerden biri. Köye 1994’te gelen Bolu Tugay Komutanlığına bağlı askerler, köylüleri meydanda toplayarak, koruculuk dayatmasında bulundu. Köylülerin kabul etmemesi ardından köy meydanında işkence ve hakaretlerde bulunuldu. Köylüler, devam eden tüm baskılara rağmen koruculuğu kabul etmedi. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra camii topların hedefi oldu ve imam Esat Çetin ile birlikte Sıdık Aydın, Kadri Dölek, Hanefi Yıldız, Abdurrahim Yıldız, Hüseyin Tekin, Vaadetin Öngün, Nuriye Öngün ve Sohbet Öngün katledildi. Sonrasında buradan Mersin, İstanbul ve daha birçok kente göçler yaşandı. 9 kişinin katledildiği saldırıda insanların parçalanmış cenazelerini toplayan Hasan Erzi, yaşadıkları baskıları ve tanıklığını MA'ya anlattı.

Bize vahşeti yaşattılar

Tanzê'ye yaklaşık 15 dakikalık mesafede olan Cacasê (Yücebağ) ilçesindeki karakoldan köye top atışı yapıldığını belirten Erzi, Ramazan ayında ve köylünün namaz kıldığı sırada hedef alındığını söyledi. Erzi, “Patlamanın ardından insanların parçalarını ağaçlardan ve sokaklardan topladık ve bunları poşetlere doldurduk. Biz parçaları toplarken silahları da kafamıza dayamışlardı. Topladığımız parçaları bir araya getirtip bize gömmemizi söylediler. Hem öldürdüler hem de delilleri yok ettiler. Bunu yaptırırken de acele etmemizi istiyorlardı. Böyle bir vahşeti bize yaşattılar” şeklinde konuştu.

Katliamın ardından çevredeki 17 köyün muhtarının çağrıldığını belirten Erzi,  askerlerin koruculuğu kabul etmeyen herkese 24 saat süre vererek, köylerini terk etmelerini istediğini belirtti. Erzi, “Köylüler olarak koruculuğu kabul etmeyince köyü terk ederek önce Bismil’e göç ettik. Daha sonra Mersin’e, tutuklama kararı çıkınca İstanbul’a yerleştim. Yaklaşık 20 yıl boyunca farklı şehirlerde Azadiya Welat gazetesinde çalıştım” dedi.

Geçmişle yüzleşsinler

Demokratik Toplum ve Barış Süreci’ne işaret eden Erzi, "Eğer gerçekten barış istiyorlarsa geçmiş ile yüzleşilmeli ve ders çıkarılmalı” ifadelerini kullandı. AMED

***

Yaşamıyorsa kemiklerini verin

Özgür Ülke gazetesinin dağıtımını yaparken JİTEM tarafından kaçırılan ve artık kendisinden haber alınamayan İsmail Ağaya’nın annesi Müfide Ağaya, “Oğlumun kemiklerini bulmadığım müddetçe mücadeleye devam edeceğim” dedi.

Özgür Ülke gazetesi dağıtımcısı İsmail Ağaya, 29 Mayıs 1992'de Êlih'teki evinden ayrıldıktan sonra sivil kıyafetli ve silahlı 3 kişi tarafından zorla araca bindirilip kaçırıldı. Ağaya’dan 32 yıldır hiçbir şekilde haber alınamıyor. Anne Müfide Ağaya her hafta Gülistan Caddesi’ndeki İnsan Hakları Anıtı önünde gerçekleştirilen ‘Kayıplar bulunsun, failler yargılansın’ eylemine katılıp oğlunun akıbetini soruyor.

MA'ya konuşan Müfide Ağaya, "O akşam eve gelmeyince de sabah çalıştığı gazetenin bürosuna giderek arkadaşlarına İsmail’i sordum. Onlara durumu anlattım ve birlikte karakola gidip şikâyette bulunduk” dedi. İki kadının, oğlu İsmail’in eşkaline uyan birinin sivil giyimli ve silahlı 3 kişi tarafından zorla arabaya koyup kaçırıldığını söyledikten sonra Êlih’in her yerinde aradıklarını aktaran Münfide Ağaya, “O gün oğlumun artık geri gelmeyeceğini öğrendim. Halen oğlumu arıyorum. Kendisinden hiçbir iz bulamadım ama aramaktan da vazgeçmedim. Bu 32 yılda İHD, Sivil Toplum Kuruluşları (STK), mahkeme, savcılıklar gibi başvuru yapmadığım hiçbir kurum kalmadı. Ne yazık ki hiçbir sonuç alamadım. Buna rağmen oğlumu aramaktan vazgeçmedim” diye konuştu.

Kapatılan dosyasının yeniden açılmasını isteyen Müfide Ağaya, “Kemiklerini ve oğlumu istiyorum. Oğlum yaşamıyorsa dahi kemiklerini istiyorum” diye seslendi. ÊLIH