AYŞE SÜRME / MA / İZMİR

Gever’de ‘Beyaz Toros’la kaçırılan Mehmet Zeki Yılmaz’ın faillerinin yargılanması için 24 yıldır adalet mücadelesi veren eşi Kübar Yılmaz, eşinin kırılan mezar taşına dikkat çekerek, “Eşim bu dünyadan gitti, topraktan ne istiyorlar? Zulüm aynı, hiçbir şey değişmedi” dedi.

Failli devlet cinayetlerin yoğun yaşandığı 1990’lar toplumsal bir hafızaya dönüşürken, o günden buyana kayıpların akıbetini soran ailelerin adalet arayışı kesintisiz sürdü. Mehmet Zeki Yılmaz, 1994’te Hakkari’nin Gever (Yüksekova) ilçesinde kaçırıldıktan 10 gün sonra ilçenin girişince bulunan bir köyün çöplüğüne bırakıldı. Yılmaz’ın eşi ve 7 çocuk annesi Kübar Yılmaz (50), 24 yıldır faillerin peşinde.

Gözaltından çıktıktan sonra 

Eşinin evde gözaltına alındığını anlatan Kübra Yılmaz, “Suç unsuru bulunmadı” denilerek serbest bırakıldıktan 10 gün sonra işlettiği dükkanın önünde yüzleri maskeli sivil giyimli 6-7 kişi tarafından zorla ‘Beyaz Toros’ araca bindirilerek kaçırıldığını hatırlattı. O dönem 31 yaşında olan Yılmaz’dan 3 gün boyunca haber alınamadı. Emniyet ve diğer kamu kurumlarına başvuran aile, hiçbir sonuca ulaşamadı. Yılmaz ailesi, daha sonra Hakkari ile Gever arasındaki Manis köyü yakınlarında bulunan bir cesedin Zeki Yılmaz’a ait olduğunu teşhis etti. Devlet baskısına dayanamayan aile, 15 yıl önce İzmir’e göç etmek zorunda kaldı. 7 çocukla birlikte verdiği yaşam ve adalet mücadelesini anlatan Kübar Yılmaz, hala o günlerin etkisinde bir hayat sürdürüyor.

 

İşkence yapılıp katledildi

Anlatımları sırasında sık sık gözyaşı döken Yılmaz, şunları söyledi: “Kayınım cenazeyi tanıyamamış, kafası ezilmiş, parmakları kırılmış, ağzı koli bandı ile kapatılmıştı. Tanınmayacak hale getirmişlerdi. Kardeşi eşimi teşhis edemiyordu. Gece yatarken giydiği pijama ve çoraplarından tanıdı. Kardeşi bu görüntü karşısında baygınlık geçirdi. Ambulans ile Yüksekova Devlet Hastanesi morguna getirilen Mehmet, doktorlar işkence ile öldüğünü söyledi.

 

Cenaze şartlı verildi

Gözlerimin önünde Savcı Emin Erol doktorları azarlayarak, işkence olmadığını bir daha bunları söylenmemesi gerektiğini söylüyordu. Cenazemizi sessizce gömmemiz karşılığında bize verildi. Eşim öldürüldükten sonra yine baskılar yaşandı. Askerler kapımızın önünden ayrılmıyordu. İki kayınım da gözaltına alındı, işkence edilerek eşim üzerine örgüt üyesi olduğuna dair ifade verilmesi için zorlandılar. Kabul etmeyince onlar da tutuklandı.

 

Zaman aşımına sığdırıldı

En küçük çocuğum 8 yaşındaydı. Ayakkabı boyacılığı ve evde kaynattığım yumurtaları satıyorlardı. Çocuklarımla da tehdit ediliyordum. 2004’te Yüksekova Cumhuriyet Savcılığına eşimin kaçırılarak öldürülmesiyle ilgili dava başvurusu yaptık. Zamanaşımı gerekçesiyle dava reddedildi. 2005’te İzmir’e taşındık. Yüksekova Savcılığı’nın verdiği ret kararına karşılık olayı araştırması için avukat tuttuk. Avukat bize zamanaşımı olmadığını, Yüksekova Savcısı’nın ihmali sonucunda böyle bir karar verildiğini söyledi. Tekrar eşimin ölümünden sorumlu olan kişilerin cezalandırılması için dava açtık. Fakat dava zaman aşımına uğratılarak düşürüldü. Bunun üzerine biz de Eylül ayında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuru yaptık. Davamın peşindeyim, bırakmayacağım.”

Mezarda da rahat bırakmıyorlar

 Bir yıl önce Gever’e eşinin mezarına gittiğini ve mezara ait mermerlerin tamamını kırdıklarına dikkat çeken Yılmaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Hala peşimizi bırakmış değiller. Bizi rahat bırakmıyorlar. Eşim bu dünyadan gitti, topraktan ne istiyorlar? Neden bir avuç topraktan korkuyorlar. Mezarlıkların mermerlerini kırmışlardı. Eşimin mezarını bu sefer demirden tekrar yaptırdım. En son 2 ay önce mezarına gittim. Eşimin babası olaydan 6 ay sonra öldü annesi akli dengesini yitirdi. Saldırılar hala devam ediyor. İnsanların hala canı yanıyor. Zulüm aynı, hiçbir şey değişmedi. Cumartesi Anneleri’ne saldırıyorlar. Açıklama yapılmasına izin vermiyorlar. Adalet de Müslümanlık da kalmamış. Failler bulununcaya kadar biz hiçbir zaman davamızı bırakmayacağız. Çocuklarımızın, eşlerimizin cenazeleri ve faillerini buluncaya kadar bunların peşindeyiz.”