Ankara Katliamı, kafaları çok karıştırmış gibi gösteriliyor. Sanki Türkiye bir bilinmeze doğru yol alacak gibi gösteriliyor.
Hayır!
Öyle değil.
Katliamın tetikçilerinin belli olması, sorumlularının adresini kamufle etmiyor.
Bu katliamı azmettiren siyasetin başında Erdoğan’ın olduğunu bilenler biliyorlar.
Türkiye’deki gizli servisler, tetikçi bulurlar; buldular.
Ancak neden Ankara?
Önceleri, Ankara’daki egemenler, Kürdistan’ı insan avına açık saha olarak ilan etmişlerdi.
Ankara, İstanbul, İzmir ve devamı, büyük çaplı bir "terör" eylemi dışında tutulurlardı.
Türkiye’nin, Kürdistan cehennemine dönüşmemesi için, birinci derecede önlemler alınırdı.
Ancak, Ankara’daki katliam, Türkiye’nin de yeni bir tarihi kırılmaya sürüklendiğine işaret ediyor.
Bunun önemli nedenlerinden biri, Kürdistan’daki devrimci ayaklanmanın, HDP’nin 7 Haziran’da aldığı oylarıyla birlikte, Türkiye’de önüne geçilmeyecek bir uyanış ve bilinçlenmeye yol açması oluyor.
Kürdistan’daki özgürlük ve kurtuluş felsefesi ve bilincinin, Türkiye’de geniş kitlelere yayılmasını önlemek için, "tedbir"ler alındı.
Suruç Katliamı ilk uyarıydı.
"Türkler"e, Kürtler’e buluşmamaları için yapılan Suruç Katliamının amacı, Türkiye’deki toplumu ve halkı tehdit ve caydırmayı amaçlıyordu.
Suruç bir yerde "İhtar ateşi"ydi.
Ancak sonrası gelişmeler gösterdi ki, Erdoğan kaybedecek, Davutoğlu, işin farkına varmadan, hatta Başbakan olduğunu idrak etmeden, çekip gidecek.
Erdoğan’ın partisinin, yüzde 39’un altına düşeceği kaygısıyla birlikte, Erdoğan için "çöküş" dönemi başladı.
Seçim değil, Kürdistan’ın, Türkiye halkının ve Erdoğan’ın kaderini belirleyecek 1 Kasım öncesi, devlet mekanizmaları harekete geçirildi.
HDP hedef alındı ve Türkiye’de HDP’yi hedef alan saldırılar, polis teşkillatları ve gizli servislerin eşliğinde ve alanen "resmi icazet" aldı.
Tank tarafından sürüklenen "beden" katledilen çocuklar, kanıksanması gereken tablolar olarak, seçim öncesi bizzat Davutoğlu tarafından "işin doğasına uygun gelişmeler" olarak deklere edildiler.
Ve Ankara’daki katliamın zemini böylece hazırlandı.
Ve Erdoğan’ın Suruç ve Ankara Katliamlarında ortak seçtiği iddia edilen örgüt DAİŞ ve meslektaşı olduğu ilan edilen Bağdadi’ye ihale ettirdiği, korkunç patlama bu kez Ankara’da sahnelendi.
Bu katliamla birlikte, Türkiye’de, "Kürdistan cehennemi"ne dönüşecek gibi yüksek dozda bir tehditle, Türkiye halkına geri adım attırmayı amaçladılar.
Aslında Erdoğan’ın yapmak istediği neydi?
Erdoğan’ın ne zaman Kasımpaşalı’lıktan sıyrılarak, İstanbul vatandaşı olduğunu araştırmak istemedim, ancak, Hitler 25 Şubat 1932’de Alman vatandaşlığını "haketti". 30 Ocak 1933’de "Reichspräsident" (Parlamento Başkanı) Paul von Hindenburg (Davutoğlu kadar korkak), Hitler’i, Reichskanzler (Başbakan) ilan etti. Aynı günün akşamı, 15.000 SA ve SS saldırganı, Berlin Brandenburg’una meşaleli bir "iktidar yürüyüş"ünde bulundular. Bir gün sonra, Hitler’in istemi üzerine, Hindenburg Reichstag’ı (Parlamento) dağıttı. 5 Mart’da seçimler yapıldı. Hitler’in partisi NSDAP oyların yüzde 43,9’unu (AKP: yüzde 40,87) alarak, ençok oy alan parti oldu. Alman Komünist Partisi, (KPD) yüzde 12,3’le (HDP: yüzde 13,1) Parlamento’ya 81 (HDP: 80) milletvekiliyle temsil edildi. Hitler KPD’nin 81 üyesinin Milletvekilliğini lağvetti.
Erdoğan HDP’lilerin milletvekilliklerini lağvettiremedi.
Ama onları Milletvekili de saymadı.
Coplandılar, gözlerine biber gazı sıkıldı.
Son olarak Ankara Katliamından bir gün sonra yapılan anma mitingi meydanından kovuldular.
Ve gidişat, ya Erdoğan’ın "özel tedbirler" alarak, dayanılmayacak yükselişine, ya da defolup gitmesine gidecek bir sürece işaret ediyor.
Son olarak Erdoğan, kaçmasını bile zorlaştıracak bir "suç"un sorumlusu oldu.
Davutoğlu, ise şimdilerde Erdoğan’ın "yardım ve yatakçı"sı, yani hafife alınmayacak bir "organize suç"un ortağı…