
Tam bir yıldır Roboskî katliamını aydınlatmak ve katillerden hesap sormak amacıyla büyük bir mücadele yürütüldü. Aileler gerçekten de dik durmayı bildiler. Acılarını paylaşıyor, başarılar diliyoruz. BDP ve demokrasi güçleri ciddi biçimde olayı sahiplenip üzerinde durdular. Elbette tarihsel görevlerini yerine getirdiler. Onları da selamlıyoruz. Roboskî katliamının Halepçe katliamı ile benzerlikleri çok. O nedenle yılmadan üzerinde durmak ve mutlaka aydınlatmak gerekiyor. AKP’nin direncini ve hilelerini mutlaka etkisiz kılmak lazım. AKP faşizminden kurtulmak için çok önemli bir fırsattır. Ancak onlarca komisyon kurulmuş olmasına rağmen sonuca gidilememiş olması manidardır. AKP’nin tüm gücüyle direndiği, olayı kapalı tutmaya ve muğlâklaştırmaya çalıştığı ortadadır. Demekki olayın gerisindeki nedenler sanıldığından ve görünenden çok daha farklıdır ve ağırdır. Yoksa AKP’nin bu kadar direnmesi için bir neden yoktur.
Zaten Kürt coğrafyasında bir savaş yaşanmaktadır. Türkiye’de ve dünyada bunu herkes biliyor. AKP de bazen “terör” dese de, aslında çoğunlukla savaş diyor ve bunun bir savaş olduğunu kabul ediyor. O halde “Savaşta yaşanan bir olay oldu, özür dileriz” deyip olayın bu kadar derinleşmesini önleyebilirdi. Fakat bunu diyemedi ve olayın bu hale gelmesini, yani Kürt halkı ve demokrasi güçleri tarafından AKP’nin teşhir edilmesini önlemedi. Neden? Demekki arkasında çok önemli nedenler var. Yoksa AKP iktidarı altında bir yaşında, beş yaşında, on yaşında çocuklar katledildi. Ama AKP hepsini etkisiz hale getirmeyi bildi.
Bazıları sorduğumuz neden sorusuna, “Emri veren Başbakanlık da ondan” cevabını veriyor. Bu doğru olabilir. Saldırı emrinin Başbakanlık tarafından verilmiş olduğu görüşüne biz de inanıyoruz. Dolayısıyla sorumluluğun bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan’da olduğunu görüyoruz. Ancak böyle olsa da, AKP’nin olayı bu duruma getirmesi gerekmezdi. Savaşı yöneten zaten AKP’ydi ve sorumluluğu taşıyan da Tayyip Erdoğan’dır. Demekki bu husus “Neden” sorusunun gerçek ve yeterli cevabı olamaz.
Olayın bu duruma gelmesini Başbakan Tayyip Erdoğan, “Ölenlerin sivil PKK’li olabileceği”ne bağlandı. Son bir TV tartışmasında bunu açıkça ve hayret verici bir tarzda söyledi. “Terör örgütünün de sivil elemanları var” dedi. Yani “Ölenlerin bir kısmının sivil PKK’li olabileceğini” ima etti. Hayret!.. Tayyip Erdoğan tek düşünen kendisi, âleminse ahmak olduğunu sanıyor.
“Özürü kabahatından büyük” diye bir söz var. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bu sözleri tam da buna benziyor. Sanki Tayyip Erdoğan başbakan olduğunu, bu konuları aydınlatmaktan kendisinin sorumlu olduğunu unutmuş gibi. Olayın üzerinden tam bir yıl geçmiş, katledilenler bir yıldır gömülmüş, tüm bunlar da Tayyip Erdoğan’ın yönetimi altında olmuş.
Eğer Başbakan’ın dediği gibi, katledilenler arasında sivil PKK’liler varsa veya bunun şüphesi varsa, o halde bir yıldır neden netleştirilmedi? Neden ölenlerin Başbakan’ı ikna edecek kimlik tespiti ve otopsisi yapılmadı? Bunu yaptıracak olan Tayyip Erdoğan’ın başında bulunduğu yönetim değil miydi? Demekki bu sözlerin ciddi hiçbir anlamı yoktur. Kaldıki bu sözleri belki herkes söyleyebilir, fakat Başbakan Tayyip Erdoğan söyleyemez. Çünkü o Başbakandır ve bu işlerin sorumlusudur.
Sen bir yıldır katlettiğin 34 kişinin kimlik tespitini bile kendini ikna ettirecek kadar yaptırma, ondan sonra da “İçlerinde sivil PKK’li olabilir” de! O halde burda çok ağır ve bilinçli bir görev ihlali yok mu? Belliki Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bu sözleri anlamsız, tutarsız ve olayı muğlâklaştırma ve geçiştirme amaçlıdır.
Peki bir yılın sonunda bile hala Başbakan niye böyle muğlaklaştırıcı bir çabanın içindedir? Belliki arkasında önemli nedenler vardır ve Başbakan Tayyip Erdoğan onların üstünü kapatmaya çalışmaktadır! Yoksa bu durumun başka türlü bir izahı olamaz. O halde Başbakan ve hükümet tarafından gizlenmek istenen ve gizlenmeye çalışılan ne?
Roboskî katliamının ve bu tarzda yapılışının Kürtlere ve demokrasi güçlerine gözdağı verme amaçlı olduğunu söyleyenler oldu. Bu da dikkatle değerlendirilmesi gereken bir görüştür. Kürtlere karşı yürütülen topyekûn özel savaş konseptiyle uygundur. Etkili bir pasifikasyon yöntemidir. Gerçekleştiği dönemle uyumludur. Başbakan’ın Genelkurmay Başkanı’nı olay ardından kutlaması bu olasılığı desteklemektedir.
Fakat tüm bunlara rağmen, olaydaki bu amacı yine de tali planda görmek gerekir. Çünkü, bu amaçla yapılsaydı bile, gereken mesaj verildikten sonra dönüş yapılabilirdi. Kaldıki aileler, Kürtler ve demokrasi güçleri olaya sahip çıkıp AKP’yi teşhire yöneldiğinde bunu mutlaka yapmak gerekirdi. Ama AKP yapmadı, teşhirin vereceği zararı göze aldı, fakat geri adım atmadı. Açıkça tercih yaptı yani. Demekki başka nedenler var.
Bu nedenlerin neler olduğu hala aydınlatılamamıştır. Roboskî katliamının karanlık kalan yanı budur. Tabi en önemli yanı da burasıdır. Yoksa bazılarının öne çıkardığı gibi “Kim emir verdi”, “Kim vurdu” ve benzeri sorular değildir. Kaldıki bunlar bilinmektedir. Emri Başbakanlık ile Genelkurmay’ın verdiği, onların oluşturduğu bir kurumun verdiği tartışmasızdır. Vuranın ise Hava Kuvvetleri Komutanı olduğu açıktır. Yoksa bombaları kullanan pilot değildir herhalde. O, kendine verilen bir emri yerine getirmiştir. Belkide kimi vurduğunu bilmiyordur bile. Başbakanlığın sonunda Genelkurmay Başkanı ile Hava Kuvvetleri Komutanını ödüllendirmesi de bunu göstermektedir.
Karanlığı aydınlatacak bir husus, aceba katliamı yapanlar kimi vurduklarını tam bilmiyorlar mıydı, bu konuda yanlış bir istihbarat mı kendilerine verilmişti konuları oluyor. Nitekim 29 Aralık günü hükümet öğleye kadar açıklama yapamadı. İlk açıklama yaparken Tayyip Erdoğan adeta şok olmuş gibiydi ve sadece “Biz terörist kampları vurduk” diyebildi. Yani hükümet, Başbakan yanıltılmış mıydı?
Bu konuda da “Heron görüntülerinin çok net olduğu” söyleniyor. İnceleyen araştırma komisyonları bunu açıkça ifade ediyor. Bu varsayım da bu nedenle zayıflıyor. Fakat şu olabilir: Keşif belirtildiği gibi net olabilir, ama ayrıca “İçlerinde PKK’li var” biçiminde gizli istihbarat Başbakanlığa verilmiş olabilir. Nitekim Tayyip Erdoğan en çok “İstihbaratı kim verdi?” sorusundan rahatsızlık duymuştur. BDP ve CHP’nin bu tür soruları Başbakanı kızdırmıştır.
Netleşmeyen bir kısım, aslında bu istihbarat kısmı oluyor. ABD elçiliği “Biz vermedik” dedi. MİT Müsteşarlığı da kendilerinin vermediğini söyledi. O halde kim verdi? Bunlardan biri verdi de kamuoyundan gizliyor mu? Yoksa başka istihbarat veren mi var? İşin içine gizliden MOSAD’mı girdi? Yanlış istihbaratla AKP Hükümeti eli kanlı, eline Kürt kanı bulaşmış, sivil katliam yapmış bir hükümet durumuna mı düşürüldü? Başbakan Tayyip Erdoğan bunun için mi İsrail’e bu kadar öfkeli?
Ne bilelim, düşündükçe insanın aklına bin türlü soru geliyor. Eğer böyleyse, AKP Hükümetine müttefikleri tarafından etkili bir müdahale yapılmış oluyor. Gerektiğinde AKP’yi düşürmek için kullanılabilecek bir koz ele geçirilmiş oluyor. AKP yönetimi bu gerçeğin partinin içini sarsacak, parçalayacak düzeyde olduğunu bildiği için, bunu gizlemeye çalışıyor. Hem de teşhiri göze alarak! AKP Hükümetine ABD ve İsrail’den bir müdahalenin yapılmış olduğu bilgisinin, mevcut teşhirden daha fazla AKP’ye yarar vereceği hesap ediliyor.
Bilmediğimiz başka nedenler de olabilir olayın içinde. O nedenle peşini bırakmamak, Roboskî katliamını gerisindeki nedenlerle birlikte mutlaka aydınlatmak gerekiyor. Bu durum Kürt direnişine ve demokrasi hareketine önemli yararlar sağlar!..