
İzmir’e bağlı Bayraklı Belediyesi çalışanı ve KESK üyesi iş güvenliği uzmanı Murat Kocaman, Soma’daki iş cinayetinin detaylarını gazetemize anlattı. İş cinayetinin hemen ertesinde ilçeye giderek gözlemlerde bulunan Kocaman, trafo yangını iddiasının maden firması tarafından ortaya atıldığını belirterek, özelleştirmenin ihmallerdeki belirleyici etkisine vurgu yaptı.
‘Trafo iddiası şirket kaynaklı’
Kocaman, trafo patlaması iddiasının maden şirketi kaynaklı olduğunu belirterek, “Olay basında trafo patlaması şeklinde veriliyor. Fakat trafo patlamasını teyit eden hiçbir görgü tanığı yok. Oradaki kömürün tutuştuğunu teyit eden görgü tanıkları var” dedi.
Yangın nasıl çıktı?
Kömür tutuşmasının nasıl gerçekleşebileceğine dair detayları anlatan Kocaman, şu hususları dile getirdi: “Linyit kömürü, kalori değeri çok yüksek bir madde. Dolayısıyla, ortamda uygun bollukta oksijen varsa, küçük bir kıvılcım bile büyük bir yangına sebebiyet verebilir. Kazma-küreğin linyit taşına bir kere vurulmasıyla oluşan küçük bir kıvılcım yeterli olabilir. Veya ufacık bir göçük olup da taşların birbirine sürtünerek aşağıya yuvarlanması, yangın çıkarabilir. Bu, çok basit ve olası bir senaryo. Zaten çıkan yangın, hava sirkülasyonunu sağlayan kanalda oluyor. O kanaldan yangın, karbonmonoksit gazıyla birlikte tüm galerilere yayılıyor. Üç saat boyunca da bunun farkında varmıyorlar. Yani, bizzat kendileri, oksijen basmaya devam ederek karbonmonoksitin tüm galerilere yayılmasına neden oluyor. Ölümlerin büyük çoğunluğu da muhtemelen, bu üç saatte gerçekleşmiş oluyor.”
Nasıl önlemler alınabilirdi?
Kocaman, ihmallere de vurgu yaparak, alınabilecek önlemleri ise şöyle sıraladı: “Belli aralıklarla hava perdelemeleri sağlanabilir. Hava perdeleriyle hava kesilirse, elektronik sensörler de algılama konusunda yardımcı olursa, ortamdaki değişimler görülebilir. Direkt izlemeyi sağlayan otomasyon sistemleri de var. Eğer bunlar olsaydı, ortamdaki değişimler görülebilir ve oksijen kesilebilir. Asıl öldüren oksijen. Yangının temel unsuru da oksijen. Ortamdaki oksijenin arttığının tespiti bile yapılmamış.”
Mevzuat kağıtta var, ocakta yok!
İş güvenliğine ilişkin yasal mevzuatın olduğunu fakat uygulamada ciddi sıkıntılar yaşandığını vurgulayan Kocaman, devlet kontrolünün olmadığına dikkat çekti. “6335 sayılı bir İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu getirildi. Bu yasayla iş güvenliği uzmanlarına ve mühendislere görevler verildi’’ diyen Kocaman, pratikte boşa çıkarılan, formalite kalan uygulamayı ise şöyle anlattı: ‘’Örneğin bir iş güvenliği uzmanı var ve gidip denetleyecek orayı. Denetlemesine göre de rapor tutacak, gerekli uyarıları yazacak. Eşyanın tabiatına aykırı olan bir şey var; sizin patronunuz olan, maaş aldığınız kişinin istemediklerini yazamazsınız. Özelleştirmeyle ortaya çıkan durum, maalesef bu. Açıkçası kimin bunu ne kadar hakkaniyetli yazdığını bilmiyoruz. Hiçbir devlet güvencesi olmayan iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarının burada doğru bilgileri yazıp yazmadığıyla ilgili elimizde bir veri yok. Soma’daki de dahil her işletmeyle ilgili, konuşulan her şey kağıt üzerinde kalıyor. Kağıt üzerinde eğitim yapılmış gösteriliyor; kağıt üzerinde kişisel donanım verilmiş gösteriliyor. Her yerde yaşanan sorun bu. Dolayısıyla ne verildi, ne yapıldı, bilemiyoruz. Çünkü devlet kontrolü yok.”
Kömür maliyeti nasıl düşürüldü?
Özelleştirmenin katliamdaki rolüne işaret eden Kocaman, “rödovans ihalesi sistemine” dikkat çekti: “Taşeronlaşmanın daha afili ismi. O maden alanı, halen devletin alanı aslında. Ama rödovans ihalesi dediğimiz ihaleyle, özel şirkete verildi. Devlet işletirken kömürün tonunu 130-140 dolara mal ediyordu. Şimdi devlet adına çalışan şirket, kömürün tonunu 23-24 dolara çıkarıyor. Düşünebiliyor musunuz? Çok basit bir hesap var burada. Özel şirket ne yapar da devletin 140 dolara mal ettiği kömürü 24 dolara mal edip, üstüne bir de bundan kar eder? Bunun altında ne vardır? Mutlaka, ya güvenlik önlemlerinden feragat edecek; ya teknolojik donanıman feragat edecek; ya da yangın algılama ve güvenlik sistemlerinin altı ayda bir yapılması zorunlu bakımından feragat edecek. Madenler çok yoğun tozlanan ortamlar. Siz denetimleri altı ayda bir yapmazsanız, sensörleriniz olsa bile çöpe atmak zorunda kalırsınız. Yenisini almak zorunda kalırsınız.”
‘Bütün iş kollarında aynı’
Kocaman, iş sağlığı ve güvenliği konusunda tümden bir denetimsizliğin olduğunu vurgulayarak, madenler dahil olmak üzere, Türkiye’deki bütün iş kollarında aynı durumun yaşandığını söyledi. Kocaman ‘’Özelleştikçe de maalesef güvenlik önemlerinin kağıt üzerinde kalma ihtimali artıyor. Çünkü özelleştikçe bunlar, tamamen kar mantığıyla çalışan kurumlara dönüşüyorlar’’ dedi.
‘Ölü sayısı 400’ü geçebilir’
Kocaman, ölü sayısının 400’ü geçeceğini tahmin ettiklerini de belirterek, Tabipler Odası’nı temsilen bölgeye ulaşan doktorların da madende bin civarında işçinin çalıştığını tahmin ettiğini aktardı. Sendikaların da sorumluluklarına dikkat çeken Kocaman, sendikaların katliam öncesinde maden işletmesindeki iş güvenliği ihlallerini yeterince gündem yapmamasını eleştirdi.
HABER MERKEZİ
Trafo patlaması mı!
Eski Yeraltı Maden İş Sendikası Başkanı Çetin Uygur, trafo patlamasının gerçekleşmesinin çok kolay olmadığını bu olayda da henüz trafo patlaması olduğunun kanıtlanmadığını söyledi. Uygur görüşünü de şöyle destekledi:
* Madende ikili trafolar vardır. Voltajı düşük olanlar patlamazlar. Diğerleri de yeraltı bantlarının çalışmasını sağlayan yüksek gerilimli kablolar ile elektriği taşır. Ancak trafolar kolay kolay patlamaz. Bu olayda da trafo patlaması olduğu henüz kanıtlanmadı.
* Madende bir yangın olduğu kesin ancak nasıl çıktığı belli değil. Bu yangın doğal olarak kömür yangınını da tetikledi. Ve karbonmonoksit gazı nedeniyle işçiler önce baygınlık geçirdi ardından da hayatlarını kaybetti.
* Karbonmonoksit gazının ölçüm aygıtlarının çalışıp çalışmadığı gerekli bilgilerin merkezi düzeyde kayıtlara geçip geçmediğini bilmiyoruz.
* Yer altına hava veriliyor. Oksijen barındırdığı için bu da eski yangını körüklüyor. Üç kilometrelik galeriden bacadan beyaz duman çıkıyor. Ancak işçilerin hayatta da kalması için oksijen verilmesi şart. Net olan tek şey burada bir katliam yaşanıyor.
Yangın sıfır ihtimal
Madenlere elektrik trafoları satışı ve montajı yapan yetkin bir firmanın uzmanı ise Radikal'e konuştu: İsmini vermek istemeyen kişi, "Trafo patladıysa kalitesiz malzemedendir" dedi ve ekledi: "Maden ocaklarında kullanılan trafolarda yangın çıkması ve patlama yaşanması ihtimali yok, sıfırdır. Çünkü bu trafolar ex - proof malzemelerdir. Trafolar da panolarda tüm ekipmanları her şey dahil olmak üzere ex-proof, yani, patlamaya ve yanmaya dayanıklı malzemelerden üretilir. Ama bu maden ocaklarının sahiplerine bağlı. Bu kurallara ne kadar riayet edildi? Ne tür bir trafo satın aldıkları önemli. Piyasada normal yerlerde satılan direk tepesine konulan trafolardan alıp da oraya koydularsa bir facia. Bu trafolar bir olay yada patlama olduğunda hemen yangın çıkarmaya ve hatta yangını körüklemeye müsait. İşverenin bu kurallara ne kadar riayet ettiği konusunda bilgimiz yok. Ama kural olarak maden ocaklarında kullanılacak trafolar ve tüm elektrik ekipmanları, ez-proof yani patlamaya karşı dayanıklı malzeme olması lazım. Malzemelerin tamamının ex-ploof özellikli olması halinde bu malzemelerden kaynaklı bir olayın, yangının veya patlamanın meydana gelmesi mümkün değildir.”
Yalan söylüyorlar
Faciada yaşamını yitirenlerin ailelerinin avukatlarından Berrin Demir, yetkililerin madende mahsur kalan işçi sayısı hakkında doğru açıklama yapmadığını belirtti. Faciadan sonra kendisi arayan yurttaşların "Burada yüzlerce insan öldü, bunlar nasıl bu rakamları açıklıyor" diye tepki gösterdiğini ifade eden Av. Demir, "Yetkililer halen yalan söylüyor. Bu yaşanan tam bir katliamdır. Üstelik göz göre göre gelen katliam. İşçiler 'bizi bu toprakların altına gömecekler' diyorlardı. Öyle de oldular. Canlı canlı toprağın altına girdiler. İçimiz yanıyor" dedi. Yakın köylerden yurttaşların madende çalıştığını aktaran Demir, bir köyden 35 kişinin madende çalıştığını, faciayla birlikte bir köyün yok olduğunu söyledi.
Taşeronlaşmanın sonucu
Maden Mühendisleri Odası (MMO) Başkanı Ayhan Yüksel, maden iş kolunun, önemli deneyim ve bilgi birikimi isteyen bir alan olduğunu belirterek, "Ancak özelleştirme ve taşeronlaştırmalar sonucu yaşanan deneyim eksiklikleri bu noktaya getirdi" dedi. Dev Maden-Sen Genel Başkanı Tayfun Görgün de faciaya ilişkin "Taşeronlaştırma sisteminin sonucudur" dedi. İş sağlığı ve güvenliğinin ne kadar önemli olduğunun bir kez daha ortaya çıktığını aktaran Görgün, "Taşeron cumhuriyetinin zihniyeti ve uygulamalarının sonucudur bu. Bu bir iş cinayeti, iş katliamıdır. Madencilikte denetimsizliğin, güvensizliğin yaratacağı sonuç budur. İhmalin olmadığı yerde dünya birincisi olunur mu?" diye sordu.
AKP sorumluluğunu gör
Çalışma yaşamı uzmanı Yrd. Doç. Dr. Özgür Müftüoğlu, özellikle 1980'den sonra başlayan ve AKP döneminde doruk noktasına ulaşan özelleştirme politikaları ile taşeron sisteminden kaynaklı olarak işçilerin taşeron sisteminde çalışmak zorunda kaldıklarını söyleydi. Müftüoğlu, "Binlerce maden işçisi şu an bu haberleri izleyerek, öleceklerini bile bile o madenlere girip çalışıyor. Çünkü buna mecburlar. AKP'nin özelleştirme politikaları ile iş güvenceleri azalan işçiler mecburen buralarda çalışıyorlar. Bu ancak anti demokratik ülkelerde oldur. Demokratik ülkelerde böyle şeyler olmaz” dedi.