Rojava’yı işgal, PKK’nin yönetim kadrosuna suikastler veya komplolar, Kürtlerin kökünü kazıma harekatı...
Sokak ortası infazlar, asker ablukasındaki şehirler, ilçeler ve tanklarla, toplarla bombalanan yerleşim yerleri... Tutuklamalar, ihbarcılık yasası, belediye başkanlarının tutuklanması, medyayı susturma operasyonları...
Saray’ın ve devletin gündemi böyle...
Kürtlerin de gündemi dolu.
Demokratik öz yönetim ve öz savunma!...
Direniş, barikat, şehirlerin ve ilçelerin savunulması, öz yönetimin, demokratik yaşamın inşası ve halk otoritesinin tesisi...
İki ayrı dünya, iki ayrı bakış... Devlet başka halk başka bakıyor dünyaya.
Kürtlerin geliştirdiği direniş bir buçuk ayda devletin dengesini altüst etti. AKP’nin ‘derin stratejistleri’, akıl hocaları, üst akılları allak bullak şimdi. Saray’ın darbesi doğuda askeri, batıda siyasi yüzünü gösteriyor.
Kürdistan’da işgal harekatı devam ediyor. Parlamento askıya alınmış durumda, bakanların yetkileri gasp edilmiş...
Erdoğan başkomutan, Davutoğlu ise emir eri...
Engin denizlerde pusulasız ve kılavuzsuz seyreden Türkiye’nin başında kimine göre deli, kimisine göre gözü dönmüş bir çılgın, bazılarına göre iktidar delisi bir diktatör...
"Tek bir fert kalana kadar savaşacağız, kökünü kazıyacağız, başını ezeceğiz" diyorlar.
Aydınlar, STK’lar, hümaniter kuruluşlar, uluslararası kuruluşlar ve partiler gelinen noktadan rahatsız. Ateşkes talep ediyorlar. Hem devletten hem de PKK’den silahı "susturmasını" istiyorlar.
PKK, "çift taraflı ve tahkim edilmiş ateşkese hazır olduğunu" deklare ediyor. Ama AKP iktidarı "son fert kalana kadar öldüreceğim" yanıtı veriyor.
Aydınlar, STK’lar yine çağrı yapıyor. PKK yine olumlu yanıt veriyor ama Saray ve hükümet "kökünü kazıyacağız" diyor.
Çağrılar, çağrılara PKK’nin verdiği yanıtlar ve devletin "bitireceğiz" safsatası sürgit devam ediyor...
Ateşkes çağrıları elbette ki barış isteyen, barışa özlem duyan herkes açısından çok önemli. Ama "iyi niyetinden sual edilmez" çağrıların sahipleri maalesef sonrasına yönelik perspektif sahibi değiller.
Hatta bazı aklı evveller, Dolmabahçe mutabakatı, 10 madde ve Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yol haritasını unutmuşa benziyor. PKK’ye "çözüm haritanızı belirleyin" diyorlar.
Yol belli, çözüm belliyken...
"Silahlar sussun" çağrısı yapanların sonrasına yönelik elle tutulur bir yanıt yok, sessizlik... Sonrasına kafa yormadıkları anlaşılıyor.
Ama PKK sonrasına kafa yoruyor. KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, "olası bir ateşkesin" çift taraflı olması ve çözümü içermesi gerektiğini vurguluyor. Daha önce başarısızlıkla sonuçlanan tek taraflı 9 ateşkese dikkat çekiyor.
Özcesi PKK, "Biz hazırız ama ikna olmayan devlet. Devleti ikna edin" diyor.
Hal bu iken PKK’ye çağrılar devam ediyor. Peki varsayalım PKK bu çağrılara olumlu yanıt verdi ve tek taraflı ateşkes ilan etti.
Ne olacak? Var olan savaş tablosu değişecek mi? Ateş altında olan şehirlerin ve ilçelerin, sivillerin durumu ne olacak?
Çatışmalar sadece devletle PKK arasında değil ki. Bir de şehirlerde ve ilçelerde çatışan güçler var. Kürt gençleri ve halkın öz savunmasını üstlenmiş otonom ve yerel gruplar var.
O zaman da herhalde PKK’ye "şehirdeki çatışmaları durdurması" çağrısı yapılacak.
PKK, şehirlerde direnen YDG-H’yi ve kendilerini "öz savunma komiteleri" olarak adlandıran gençleri de durdurdu diyelim.
İş bitecek mi?
Hayır.
Talepler devam edecek.
PKK’ye, "Halkı öz yönetimden vazgeçirin çünkü devletin alerjisi var" denilecek herhalde.
Özcesi taleplerin ardı arkası kesilmeyecek. Bu taleplerin yerine getirilmesi ise Kürtler için intiharla eşdeğer.
Peki Kürtler bunu yapar mı? Hayır. Kaldı ki bu talepler yerine getirildiğinde ortada "Kürt" adına bir şey kalır mı? Hayır.
Biraz empati yapalım. Devlet var gücüyle saldırırken Kürtlere "silah kullanmayın" demeyi Kürtler "direnmeyin, teslim olun" şeklinde algılıyor.
"Öz yönetimden vazgeçin" demektir. Çünkü özerklik=öz yeterlilik=öz yönetim + öz savunma olduğuna göre, "kendini savunma!" demek, "intihar et" demektir.
Devletin ve AKP iktidarının Kürtlerden istediği tam da bu değil mi?
Özgür bir yaşamdan, onurlu bir barıştan ve demokratik öz yönetimden feragat etmek... Yani ölüm, yani teslimiyet!
Evet o zaman Kürtler devletle gül gibi geçinip gider değil mi?
O zaman Kürt'ten cumhurbaşkanı da olur.
Türkiye’de en çok konuşulan konu silahlar.
Bu silahları en fazla kullanan güç tartışmasız, devlet.
Bu asimetrik savaşta PKK’ye, Kürtlere "silah kullanmayın" demek; devlet şiddetini meşru, halkın öz savunmasını ise gayri meşru gören bir perspektifle olaya yaklaşmak anlamına geliyor.
Öz yönetim "silahla olmaz"mış...
Peki neyle olur?
Bu söylem, devletin asimetrik olarak uyguladığı devlet vahşeti ile halkın öz savunmasını eşitlemek anlamına geliyor.
Saray gladyosunun pervasız saldırıları, "zorun rolünü" daha da öne çıkaracaktır. Bu gerçeğe gözümüzü kapatamayız...