Paris Katliamı ‘nın 3. yılı - 3


Paris’te katledilen üç Kürt kadın devrimci için savunma yapan avukat Antoine Comte, Fransız devletinin bu katliamın yönlendiricisinin bir devlet olduğunu kabul etmesi gerektiğini söyledi. “Bize göre bu devlet Türkiye’dir” diyerek net konuşan Comte, davanın bir yıl sonra başlayabileceğini belirtti.

Bir kez de sizden dinleyelim, o gün, katliam günü ne oldu?

Burada 3 cinayet işlendi. Bu katliam başta Fransa’daki Kürtler olmak üzere herkesi derinden sarstı. Bu cinayetler Avrupa’daki Kürtleri öylesine çarptı ki... Zira Avrupa’da kendilerini huzur ve güven içinde görüyorlardı. Fakat katliam, dünyadaki bütün Kürtleri etkiledi.
Katliamdan sanırım 7-8 ay önce barış süreci için görüşmelerin başladığı söyleniyordu. Tarafların bir masa etrafında toplandığı bir sürecin -ki böyle yapılması da gerekiyordu- işte bu katliam ile sanırım dinamitlenmesi hedeflenmişti. Zira böylesi cinayetler sonrası müzakere etmek imkansızlaşıyor.
Tabii açıkça söylemek gerekirse, ilk başlarda ilgili Fransız polisi, güvenlik ve istihbarat güçlerinin kaynakları, hatta kimi politik çevrelerin kaynakları Türkiye ile ekonomik ve benzeri objektif çıkar ilişkilerinden dolayı olsa gerek, “Bu Kürt örgütleri arası bir iç hesaplaşmadır” tezine sarıldılar. Fakat zaman ilerledikçe yaşanan gerçekler ortaya çıkmaya başladı.
Kuşkusuz tahkikat sürecinde ufak ufak şeyler gün yüzüne çıkıyordu. Örneğin 2013’ün 20 Ocak’ında -ki bu katliamdan 11 gün sonraya denk geliyor- Paris Polis Merkezi’ne ya da Emniyet Genel Müdürlüğü’ne bir e-mail gönderiliyor. İlk görünüşte bunun Almanya’dan geldiği gözükse de, daha derine inildiğinde bu mesajın Tahran’dan atıldığı ortaya çıkıyordu. İşte bu mesajda katilin kim olduğu, nerede oturduğu, MİT’in hesabına çalışan biri olduğu da yazılı olarak söyleniyordu.

E-mail tam olarak kime gidiyor?

Paris Emniyeti Genel Merkezi’ne geliyor. Ve sonra katil zanlısının aynı gün gözaltına alındığını gözlemliyoruz.
İşte ilk etapta kamuoyunu yanıltma girişimleri görüldü. Bunlar iktidardaki politikacılardan değildi. Daha çok kendisine entelektüel diyen kesimler bunu yapmıştı, başta da Türkiyeli. Buna rağmen Türk basını, bize çok yardımcı olan bilgiler ortaya çıkararak sundu. Detaylarına girersem bu uzun bir hikayedir ama hangi servislerin bunun arkasında olabileceği konusunda ufak ufak bilgiler veriliyordu. Zira böylesi cinayetlerde hakikata ulaşmak, pek de öyle ümit edilen bir şey değil.

Bu bilgileri basına sızdıranların başka hesapları olan kimi güçler olduğu belirtiliyor...

Bu bilgileri verenlerin bunu hangi amaçla yaptıkları beni hiç ilgilendirmiyor. Zira benim için politik bir cinayette en önemli şey, gerçeğe ulaşmaktır. Hangi devletin, katilin arkasında olduğunu ortaya çıkarmaktır. Zaten politik bir cinayette önemli olan kimlerin bunun arkasında olduğunu gün yüzüne çıkarmaktır. İşte bu cinayetlerde yaşamını yitiren 3 politik kadının katledilmesinden bir yıl sonra, katil zanlısı ile onu yönlendirenler arasındaki konuşmaların YouTube üzerinden yayımlanması da çok önemli bir gelişmeydi. Zira burada detaylı bir iletişim var. Silahın nasıl temin edileceği, kimin nasıl öldürülebileceği konusunda aralarında bilgi sunuluyor. Eğer ikinci bir silah gerekirse neden ve nasıl temin edileceği konuşuluyor. Uzmanlar ve konuya hakim olanlar bunun katil zanlısının sesi olduğunu kabul ediyorlar zaten. İkinci yıla yaklaşırken elimizde pek çok veri var.
Hatırlatmak isterim: Fransa’da, aradan 27, 30, 40 yıl geçmiş olmasına karşın halen failleri bilinmeyen siyasi cinayetler işlendi. Hatta Fas asıllı bir siyasi muhalif olan Ben Barka, 55 yıl önce öldürülmüş olmasına rağmen halen kimlerin bu cinayetin arkasında olduğu açığa kavuşmadı. Davaların tahkikatı ise halen devam ediyor. Tabii ki YouTube Türk basını değil, ama buraya gönderilen bilgiler bilindiği kadarıyla Türkiye’nin bir yerinden geliyordu. Evet, cinayeti yönlendirenler ile katil zanlısının arasında süren konuşma söz konusu kayıtta tam 10 dakika sürüyor. Kayıt, “Sen şunu öngördün mü, şunun bunun önlemini aldın mı, cinayetten sonra kurtulabilmen için gerekli tedbirleri aldın mı“ diye devam ediyor.

Çizilmiş krokiler de vardı...

Krokiler daha sonra ortaya çıkıyordu. Velhasıl bu kadar bilginin ortaya çıkmış olması çok ender bir durumdur. Zira böylesi davalarda siz dosyaya dair böyle temel bilgilere kolay kolay ulaşamazsınız. İşte bunlar ortaya çıktı. Yine bu ses kayıtları yayınlandıktan birkaç gün sonra bir belge ortaya çıktı. Bana göre “vur emri” niteliğinde olan bu belge, MİT’in düzenlediği ve 4 tanınmış MİT üyesinin imzası olan bir belgeydi.

Almanya’nın tanınmış dergisi Der Spiegel de bunun gerçekliğini Alman servisleri üzerinden araştırdı ve belgenin tamamıyla orijinal olduğunu teyit etti...

Evet, yayımlanan doküman otantik dediğimiz gerçek bir MİT evrakıdır. Zira Alman Gizli Servisi yetkilileri bu evrakın içinde gizlenmiş olan ve adına filigram dediğimiz filmi tespit etmişlerdi. Alman servisler bu kağıdı ve içindeki bu filigramı çok iyi biliyorlar zaten. O evrakı imzalayan MİT üyesi kişileri de tanıyorlar. Bu evrakın adına not deniyor, ama bana göre bu öldürmek için hazırlanmış bir “vur emri” kararnamesidir.
Alman servisi bu 3 MİT elamanından birinin Almanya’daki PKK’lilerin dosyası ile ilgilenen eleman olduğunu da açıkladı. İşte burada, bana göre bir devlet skandalının tam da kalbindeyiz. Genelde devletlerin işlettiği bu tür cinayetler böylesine hızlı ortaya çıkmaz. Burada ise bir parmak, hızla “katil devleti” işaret ediyor. Bu dile getirdiğim bilgiler ise geçen yılın Şubat ayında ortaya çıkmıştı ve Alman Gizli Servisi, Der Spiegel gazetesine yaptığı açıklamada, bu bilgilerden sonra MİT ile ilişkilerini askıya alacaklarını, zira bu tür cinayetlerin kendi toprakları üzerinde de yaşanabileceğinden artık korktuklarını beyan ediyordu. Resmi olarak gizli servislerin işi bilgi akışını sağlamaktır. Ama burada “başka amaçlı kullanılıyor” olması, öyle görünüyor ki kendilerini endişelendirmiş.

Brüksel’de katıldığınız Kürt Konferansı’nda da önemli değerlendirmelerde bulundunuz. Öz olarak nasıl bir mesaj vermek istediniz?

Konferans katılımcılarına, yaşanan katliam ile ilgili MİT’i işaret eden kanaatimin ideolojik değil verilere dayalı olduğunu izah etmeye çalıştım. Bunlar savcının şu ana kadar çalışmaları ile yine Türk basınına yansıyan veri ve bilgiler ile edindiğimiz kanaatti. Sonuçta elimizde deliller var. Bu deliller öylesine sağlam ki! Siz bunu bir davanın hakikatini ortaya çıkarmak amacıyla bir şans olarak da görebilirsiniz. Zira burada tarihte eşine ender rastlanan bir durum yaşandı. Şöyle ki, devletin, iktidarın şefi Erdoğan’ın bizzat kendisi, devletin polisi, yargısı vs. içinde yer edinmiş olan güç odakları tarafından yapıldığını itiraf etmiştir. Biz ise avukatlar olarak geçen Mart ayında bunu, dosyaya ilave edilmesi amacıyla soruşturma savcısına ilettik.

Peki Fransa Hükümeti’nin tavrı nedir şu an? Bu konuda Fransa Ulusal Meclisi’ne bir soru önergesi sunulmuştu ve hükümetin verdiği cevap vardı. Bu konudaki değerlendirmeniz nedir?

Açıkça söylemek gerekirse, hükümet adına yapılan açıklama çok ürkütücüydü. Evet bu katliam Fransız politik sınıfı için de korkunçtu. Paris’in merkezinde 3 kadın, kafalarına dört kurşun sıkılarak hunharca öldürülmüşlerdi. Buna benzer bir katliamı Fransızlar 18 Eylül 1988’den beri görmemiş ve duymamışlardı. Zira o tarihte Afrika Ulusal Kurtuluş Örgütü’nün (ANC) Paris temsilcisi öldürülmüştü. Üstelik bu kadınlardan ikisi Fransa’da çok iyi tanınıyorlardı. Fidan Doğan’ı ben de iyi tanıyordum. Fransa Ulusal Meclisi, Senatosu, sözün kısası politikacı ve parlamenterler ile sürekli ilişkide olan biriydi.

Avrupa Parlamentosu’nda da öyleydi...

Evet, Paris’te olduğu gibi burada da tanınıyordu. Ki vurulmadan önceki son telefon konuşmasını da bir Fransız senatörü ile yapmış olduğu tespit edilmişti. Ne kadar çok tanındığını söylemek için söyledim bunları. Sakine ise başta Kürtler içinde olmak üzere bir tür ikondu. Kürt direnişinin ikonuydu. Leyla ise Almanya’da yaşadığından dolayı az tanınıyordu.
Politikacılar, bu politik katliamdan dolayı dehşete düşmüştü. Öyle ki dönemin İçişleri Bakanı ve şu an Başbakan olan Manuel Valls, sabahın erken saatlerinde direkt katliam mahaline gelmiş ve cinayet sahnesini kendi gözleri ile görmüştü. Cinayet yerinde bu hunhar cinayeti lanetlemiş ve bunun arkasındaki güçlerin ortaya çıkarılması için ellerinden gelen her şeyi yapacaklarını deklare etmişti. Ve devamla Fidan Doğan, Fransa’daki politik partilerin kongrelerine de katılan biri olduğu için Cumhurbaşkanı François Hollande da yaşananın çok korkunç ve hunhar bir cinayet olduğunu vurguladıktan sonra, “Kadınlardan birini ben de tanıyordum, parti kongremize katılmıştı” mealinde açıklamada bulunacaktı. Bu açıklamadan sonra ise Türk otoriteleri sanki emir-komutaya uyma çağrısı yaparcasına, “Ne? Nasıl? Fransa Cumhurbaşkanı nasıl teröristler ile görüşür?” gibisinden açıklamalar yapacak ve devam eden uzun bir sessizliğe bürüneceklerdi.

Fransa İç Güvenlik Teşkilatı’nın (DST) da dava kapsamında sorgulanması için girişimleriniz oldu. Daha önce bu talebiniz reddedildi fakat şu anda soruşturma savcısı kabul ederek gerekli müsaadeler için işlemleri başlattı. Neden?

Biraz geriye gidelim: 2013 yılı sonunda, Ağustos ayı olsa gerek, Snowden davası gündeme gelmişti. Bu davada öğreniyoruz ki telefonla yapılan her türlü iletişim, bu e-mail gibi mesaj ya da görüşme olsun, silinse de hafızada iz bırakıyor. Bunlardan yola çıkarak ben meslektaşlarım ile birlikte, “Fransa Gizli Servisi’nin ya da ilgili güvenlik birimlerinin bu dava ile bağlantısı olabilecek görüşmeler konusunda ellerinde veri var mı, yok mu” gibi bir araştırmaya gitmelerini isteyelim, dedik. Özellikle katil zanlısı ile MİT gibi kesimler arasındaki konuşmaları ortaya koyabilecek şeyler yani. Soruşturma savcısı ilk başta buna pek gerek olmadığını söyleyip gerekçelerini de bildirerek talebimizi reddetti. Ama Ocak 2014’te “vur emri” niteliğindeki belgeler yayımlanınca ve Der Spiegel bu konuda geniş bir haber yapınca, soruşturma savcısı geçen Mart ayında bu talebimizi yeniden işleme koyma gereği duydu.
DST, Fransa’da kimin ne yaptığı konusunda bilgi toplamaktan sorumludur. Tabi daha geç olmadan söz konusu bilgileri toparlaması gibi bir misyonu, bir görevi var. Kısaca soruşturma savcısı bunu işleme koydu ama bu konuda yetkili bir komisyonun prosedüre uygunluğu konusunda onayını vermesi gerekiyor ve şu an bunu bekliyoruz.
 
Yani şu an bu komisyondan cevap bekleniyor...

Olumlu bir cevap bekliyoruz. Yalnız bu komisyon katil zanlısına dair hiçbir veriye ulaşmamış ise bunu gereksiz de görebilir. Ki bunu gerekçelendirmesi gerekiyor. Yani bu olasılık da var. Unutmadan, katil zanlısının telefonundaki hafızada silinmiş olan ama yeniden tamir edilen bilgi ve belgeler de vardı ve bu da çok ilginçti. Zira katliamdan bir gün önce bunlar çekilmişti. Yani 8 Ocak 2013’te bunlar basında çıktı. Yüzlerce evrakın (bunlar Kürt derneğinden çekilmiş) fotoğrafları çekilmiş ve bunlar Türkiye’ye gönderilmişti. İşte bütün bunlara, bir de katil zanlısının ele gecen firar etme planını da eklerseniz... Bu firar planında, MİT’ten “Annem” kod adı ile söz ediliyor. Velhasıl olay çok alenidir.

Yani, “Fotoğraf nettir” diyorsunuz. Peki deyim yerindeyse bu fotoğraf ne zaman kağıda yansır?

Ne demek istediğinizi anlıyorum; zira soruşturma savcısı daha 20 yıl bekleyemez. Bir yıl önce Fransa’dan Türkiye’ye soruşturma kapsamında göreve gönderilen bir komisyon var. Bunların raporlarını tamamlamaları gerekiyor. Telefonlardaki ilişkilerin, bilgilerin ortaya daha net çıkarılması gerekiyor. Yine teknik konular var; işte DNA gibi, balistik raporlar gibi... Bunların derinliğine aydınlatılması ve açığa çıkarılması lazım. Ki bu çok ciddi bir kriminal tahkikat gerektiriyor. Bizim açımızdan fotoğraf kesinlikle nettir.
Şu an gerek bu konferansın (AP’deki Kürt konferansı) gerekse Fransız politikacıları ve parlamenterlerinin Fransa devletinden isteği, bu katliamın yönlendiricisinin bir devlet olduğunu (belki bu devlet müttefik de olabilir. Belki diyorum!) kabul edip sorumluları işaret etmesidir. Bize göre bu devlet de Türkiye’dir. Burada ilkesel bir yaklaşım olmalı.

Peki mahkemenin bu davada ilk kararını vermesi ya da ilk duruşması ne zaman olabilir?

Bilmek istemiyorum. Zira önce soruşturmanın bitmesi lazım.

Bu ne kadar zaman alabilir?

O halde şunu söyleyeyim: Tahminim, bir yıl sonra, mahkeme duruşmasının tarihini öğrenmiş oluruz.


HÜSEYİN ELMALI / ANF-BRÜKSEL