
Frankfurter Allgemeine gazetesi editörlerinden Rainer Hermann, Cizre, Sur ve Silopi gibi şehirlerde yapılan katliamlara Avrupa’nın sessizliğini, Avrupa’ya yönelik mülteci akımına bağlıyor. Geçen hafta Avrupa Parlamentosu’nda düzenlenen 12’in Uluslararası Kürt Konferansı’nda katılan Hermann, gazetemize verdiği demeçte, Türk devletinin katliamları ve bunun uluslarası alana yansıması konusunda şunları söyledi: “Ne yazık ki uluslararası toplum ve medyanın Türk askerinin ve Türk devletinin Kürtler üzerindeki baskısını çok iyi anladığını söyleyemeyiz. Bunun sebebi Avrupa’nın öncelikli konularının değişmesidir. Şu anda en önemli konu mülteci akımının nasıl çözümleceği yönündeki arayıştır. Örneğin benim çalıştığım gazete, mülteci sorunuyla nasıl başa çıkılacağı konusuna yoğunlaşmış durumda. Eğer bugün Türkiye ile Kürt güçleri arasında yaşananlar 4-5 yıl önce yaşansaydı, dünya basınında sürekli ve geniş yer alırdı.”
Gündem mülteciler
Avrupa basınının şu sıralarda sadece mülteci krizine yoğunlaştığının altını çizen Hermann, “Örneğin sadece geçtiğimiz yıl içerisinde 1 milyondan fazla mülteci Almanya’ya geldi. Eğer bir politikacı veya gazeteciyle konuşursanız bahsedecekleri konu mülteci krizi konusudur ki bu da Türk devletinin işine gelmektedir. Türk devleti, Kürt şehirlerinde sivil halka, barbar sadırılarına daha kolay devam ediyor. Ben Cizre, Silopi gibi şehirlerde, şahsen olup bitenleri sık sık yazıyorum. Bu benim inancım ve benim dayanışmamdır. Fakat tüm basın için bu geçerli değildir” diye konuştu.
Medya devletin parçası
Türk basınının şu anda tümüyle devletin ve AKP’nin hizmetine girdiği eleştirisinde bulunan Hermann “Türkiye’de medya son yıllarda devletin destekleyicisinden ziyade onun da bir adım ilerisi olan artık devletin bir parçası oldu” dedi. Halkın basına inancının kalmadığını vurgulayan Hermann, “Devletin her değişiminde medya da aynı yönde değişip hamlelerini ikiye katlıyor. İnsanlarda ayrıca bir de özgüven oluşmuş durumdadır. Alternatif medya araçlarını kullanmaya başlayan toplum, elbette devlete bağlı yayın organlarını takip etmeyecektir. Bu yayın organlarını güvenmiyor” ifadelerini kullandı.
Gerçekler yaklaşılarak görünür
Gazeteci Hermann’ın gerçeklerin çarpıtılmasının önüne geçmek için meslektaşlarına önerisi ise şöyle: “Gerçekleri yansıtmak adına gazetecilerin yapabileceği en iyi şey olayların yaşandığı yerlere gidebildikleri kadar yakına gitmeleridir. Basında bir olay eğer fotoğrafı veya görüntüsü varsa değer kazanıyor. Eğer bir olayın fotoğrafı ya da video kaydı yoksa, insanlar için o sadece bir yazıdan ibarettir. Eğer sivillerin kaldığı bir binaya Türk askerinin ateş açtığını görüntülemişseniz, en azından insanların görsel olarak izleyebilecekleri bir kanıt ortada olur. Okuyucular için eğer haberde fotoğraf yoksa sanki o olay yaşanmamış gibi değerlendiriliyor. Türk devleti bunu iyi bildiği için TV kanalları ve gazetelere büyük baskı uygulamaktadır.”
BİRGÜL ROAVA/EREM KANSOY/BRÜKSEL