2015’te Şengal, Rojava ve Kuzey’deki kadınlar öz yönetim direnişleriyle faşizme ve erkek egemen gericiliğe karşı ciddi bir direniş sergilerken, Avrupa’da yaşayan kadınlar da örgütlülüklerini büyüterek, mücadeleyi uluslararası alana taşıyarak, Kürdistan’da geliştirilen direnişi sahiplendi. Avrupa Kürt Kadın Hareketi (Tevgera Jinên Kurd ên Ewropa-TJK-E) Yürütme Kurulu Üyesi Gönül Kaya ile Avrupa’da yaşayan Kürt kadınların son bir yılını ve geleceğe yönelik hedeflerini konuştuk.  


Rojava, Güney ve Kuzey Kürdistan’da kadınlar, 2015 yılında kadın kırımına ve erkek egemen gericiliğe karşı ciddi bir direniş gösterdi. Buna karşılık Avrupa’daki Kürt kadınlar direnişin neresinde durdu? Kürdistan’daki direnişe ne kadar destek verdi? Direnişi dünyaya duyurma noktasındaki misyonunu ne kadar yerine getirdi? 

Kobanê ve Şengal’in özgürleştirilmesinden başlamak üzere, 2015 yılının son aylarına damgasını vuran Cizîra Botan, Sur, Farqîn, Nisêbîn ve diğer şehirlerdeki demokratik öz yönetim direnişlerinde kadınlar en önde yer aldılar. Faşist devletin saldırılarında onlarca çocuk, kadın, genç ve her yaştan insanımız katledildi, şehit düştüler. Ama direnişi hep ileriye götürdüler, aynı Rêber Apo gibi özgürlükten taviz vermediler. Tüm şehitlerimizin anılarına bağlılığımızı buradan bir kez daha ifade etmek istiyorum. 

Tabii böylesi bir sürecin bir ayağı da Avrupa’da örgütlenen ve mücadele eden Kürdistanlı ve diğer halklardan kadınlar oldu. TJK-E olarak varlığımızın en temel ifadesi demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü toplum paradigmasını bu alanda yaşamşallaştırmaktır. Yine kapitalizmin merkezinde yaşayan kadınlar olarak, erkek egemenlikli sistemle bu alanda da güçlü, bilinçli, örgütlü ve eylemli mücadelesini yükseltmek temel hedefimizdir. Avrupa’da yüzbinleri aşan sayıda Kürdistanlı kadın yaşıyor. Buraya gelişinin temel sebebi, ülkemiz Kürdistan’ın kültürel, siyasal, ekonomik, sosyal vb. boyutta yaşadığı sömürü, işgal, talan, şiddet, inkar politikalarıdır. Bu nedenle her dönemde olduğu gibi 2015 yılı boyunca da Kürt kadınları Kürdistan’daki direnişe çok boyutlu katıldı. Kürt kadınları ülkelerindeki direnişi ve mücadeleyi salt destekleyen olmaktan çıkarak, güçlü sahiplenmeyi esas aldı. Ülkede yükselen kadınlarımızın, insanlarımızın sesini evrensel çapta duyurma çalışmaları yaptılar. Yine dayatılan faşist, sömürgeci şiddet karşısında her an eylem halinde olmayı esas aldılar. Bunları yaparken bir yandan da kendi öz örgütlülüklerini, özgün ve özerk sistemlerini kurmayı, egemenlikçi anlayışlarla da mücadele etmeyi sürdürdüler. 

2014 yılı Ağustos ayında Şengal’de yaşanan büyük katliam ardından, yine Kobane direnişi boyunca, burada da TJK-E olarak, kadın meclisleri ve kurumları olarak yoğun bir eylem süreci yaşandı. Çadır eylemlerinden yürüyüşlere, sivil itaatsizlik eylemlerinden kadın çevreleriyle ortak konferanslara kadar kadınlar hep eylemdeydi. Özellikle yabancı kamuoyuna dönük dayanışma ve destek sağlama süreci yaşandı. Maddi ve manevi destek kampanyaları yürütüldü. 


Êzîdî kadınlar da yılın önemli gündemlerinden biri oldu. Siz buna dair ne yaptınız ve ne yapmayı planlıyorsunuz?

Şengal’de binlerce kadın ve kız çocuğumuza yönelik DAİŞ vahşeti başta olmak üzere Rojava’da ortaya çıkan sonuçlar da hep gündemimizde oldu ve olmaya devam ediyor. Bu konuda çeşitli uluslararası kurumlarla iletişime geçtik, başvurular yaptık, gündemlerine koymaya çalıştık. Dosya oluşturma, enformasyon çalışmalarını küçümsememek gerekiyor. elbette bunların devamı da önemli. Bu çalışmalar sonucunda çeşitli kurumlar hem Kürdistan’da hem de Avrupa’da DAİŞ şiddetine maruz kalan kadın ve çocuklara dönük çalışmalar başlattı. Psikolojik, maddi vb. bakımlardan destek arayışlarına girdik. Yine Avrupa’ya tedavi amacıyla getirilen ya da göç eden Êzîdî Kürt kadınlarımıza dönük çalışmalar üzerinde de duruluyor. 

Avrupa’da kurulan Êzîdî Kadın Meclisi’nin bu konuda önemli rolü olduğunu belirtmeliyim. Bu temelde DAİŞ vahşetini yaşamış kadın ve çocuklarımıza ulaşmak, ihtiyaçlarına cevap olmak hedefimizdir. Bunun için de Êzîdî kadın örgütlenmesinin güçlendirilmesi, geliştirilmesi ve desteklenmesi çalışmalarını yürüteceğiz. Bunu hem burada hem de ülkemize dönük yapacağız, uluslararası kadın kurum ve çevreleriyle de ortaklaştırmak istiyoruz. 


TJK-E, yıl içinde yaygın olarak meclis, komünler oluşturdu... 

Evet, son iki yıldır özgün ve özerk örgütlenmelerimizi artırmayı hedefledik. Kadın komün ve meclisleşmelerini geliştirmek, kadının karar ve uygulama iradesini ortaya çıkarmak, toplumsal alanda daha da aktifleşmesini sağlamak hedeflerimiz arasında. Önemli gelişmeler ortaya çıkardık. Ama yetmez dedik ve tabandan başlayarak kadın komün ve meclislerini üste doğru geliştirme çalışmalarımıza son bir yılda daha çok önem verdik. Her komün ve meclisi, kendi kararlarını alma düzeyine ulaştırmayı amaçladık. Yine kadın bilinçlenmesine dönük yoğun eğitim çalışmaları yürüttük. 

Birçok alanda yeni kadın komün ve meclisleri kurduk.


Bu kurumları oluşturmak yeterli oluyor mu?

Yetmez tabii. Bu kurumlarımızı doğru temelde işletmek, irade kazandırmak da gerekir. Kendi kararlarını alan, tartışan, ihtiyaç ve eksikliklerini doğru tespit eden, planlayan ve uygulayan kadın toplumsallığını geliştirmemiz gerekiyor. Yine diplomaside var olanı geliştirmek önemlidir. Tabandan başlayan örgütlenmemiz halen zayıftır. Komün ve meclislerimiz, en temel kadın diplomasi birimleridir. Dil bilen ve kendini bilinçlendiren eğitimli kadınlarımızın diplomasi çalışmalarında  yer almaları gerekir.


Bir de ekonomiye ilişkin çalıştay düzenlemiştiniz...

Bir diğer eksik yanımız da bu alanında. Geçen yıl Avrupa çapında alternatif kadın komün ekonomisine ilişkin bir çalıştay yapılmıştı, bu çalışma çok olumlu da oldu. Komünal ekonomi nedir, kapitalist zihniyetten nasıl kurtulabiliriz, alternatif örgütlenme, kooperatifleşme nasıl olur gibi sorulara cevaplar aradık. Bu alanı da geliştirmek gerekir. 

İnanç alanında da kadın örgütlenmelerini geliştirmek önemli bir ihtiyaç. Bununla birlikte temel hedeflerimiz arasında kültür-sanat, basın-enformasyon ve genç kadın örgütlülüğünü de geliştirme hedefimiz var. 


Bunların ülkede de direnişlerle gelişen “öz yönetim” talebiyle ilişkisi var mı?

Tabandan başlayarak kadın komün ve meclis örgütlenmelerini geliştirmek bizim için stratejik bir çalışmadır. Bu çalışmalar elbette ki öz yönetim örgütlenmesidir. Biz radikal demokrasiden, yani doğrudan kadının kendisi ve ihtiyaçları hakkında kendisinin karar ve uygulama iradesine sahip olmasını istiyoruz. Komün ve meclis örgütlenmesi de bu temelde işlevli olursa, kadın olarak bir semtte, alanda ya da bölgede yaşayan kadınlar olarak kendimiz hakkındaki kararları kendimiz, ortaklaşarak, dayanışma içinde ve birbirini tamamlama tarzında alabilir, hayata geçirebiliriz. 


İşlevini yeterince getiriyor mu? 

Radikal demokraside en temel şartlardan biri kurumlaşma olurken diğeri de işlevli olması. Bunun için doğru bir demokrasi ve özgürlük bilinci önemlidir. Bunları içiçe geliştirmek önemlidir. 

Bizim tecrübemizde de bunlar geçerlidir. Örgütlenme bilinci ile örgütlenen, öz iradesine dayanan ve pratikleşen komün ve meclislerimizde gelişme olumlu boyutta oluyor. Ama eksik olan yerlerde zorlanmalar ortaya çıkabiliyor. Bu anlamda her komün ve meclisimiz istenilen düzeye tam olarak ulaşmış değildir. Mücadelemiz de bunu geliştirmektir zaten. 


Büyümenin önünde ne tür engeller var? 

Egemenlikçi dayatmalar kadar, özgücüne, kendine güven noktasında yaşadığımız eksikliklerdir. Kadında ‘xwebûn olma’yı geliştirmemiz gerekiyor. Kadını toplumsal alanda cins bilinci, tarih bilinci ve örgütsel bilinçle donatmalıyız. Tecrübesizliklerden kaynaklı zorlanmalar olmakla birlikte, zorluklar karşısında pes etmeyen, özgürlükte ve örgütlülükte ısrarlı olan kadın kişiliğini de geliştirmemiz gerektiğini görebiliyoruz. Bu konuda büyük emek ve mücadele veren her yaştan kadınımıza cevap olmayı esas alıyoruz. Yine bu duruşun öncüsü olan Sara, Rojbin, Ronahi yoldaşlarımızı kendimize hep örnek alacağız. 


Peki, diplomasi çalışmaları açısından geçtiğimiz yıla dair oluşturduğunuz projelerin ne kadarını gerçekleştirebildiniz? 

Özellikle Kürdistan’daki gelişmeleri ve AKP faşizmine karşı yükselen direnişi sahiplenme eylemlerimiz oldu. Birçok çalışma ve eylemi de Avrupa’da yaşayan Türkiyeli demokrat, sosyalist kadın örgüt ve çevreleriyle ortak gerçekleştirdik. Bu dayanışma bizleri oldukça güçlendirdi. Çeşitli çevrelerle yoğun seminerler, görüşmeler gerçekleştirdik. Özellikle Kürdistan’da yükselen demokratik özerklik sisteminin inşası, bunun zihniyeti, ideolojisi ve pratik deneyimlerimizi Avrupalı, Latin Amerikalı, Asyalı birçok kadın çevresiyle paylaştık. 


TJKE bu süreçte resmi bir kimliğe kavuştu. Bunun sonuçları ne oldu? Örgütlülük, paylaşım anlamında neler kazandırdı?

Avrupa’da 1987 yılından bu yana Kürdistanlı kadınlar olarak özgün ve özerk örgütlenme çalışmalarımız devam ediyor. Büyük ve önemli bir geçmişe, emeğe ve tecrübeye sahip olduğumuza inanıyoruz. Bugüne kadar birçok kadın kurum ve örgütlenmemiz kendisini resmi boyutta ifade etti, demokratik ve yasal haklarından yararlanmaya çalıştı. Ancak mevcut yasalara da hapsolmadan meşru kimliğini her zaman güçlü tutmayı daha çok anlamlı ve değerli buldu. Çünkü mevcut yasalar ne kadar imkan verse de Avrupa sisteminde halen cinsiyetçiliğin aşılmadığını biliyoruz. 

Tabii yılların emeği ve örgütlenme tecrübesi bir düzeyi ortaya çıkardı. Bu düzeyi daha görünür kılmak, Kürt halkı gibi Kürt kadınlarının statü mücadelesi açısından resmileşme çalışmalarını gündemimize getirdi. Yeni atılan bir adımdır. Bu durum tabandan başlayarak da geliştirilmektedir. Hem Avrupa çapında bir çatı örgütlenmesi olarak TJK-E’nin resmi kimliğe kavuşması hem de tabandan başlanarak bunun geliştirilmesi örgütlülüğümüzü kimliksel, muhatapsal anlamda daha da olumlu etkilemiştir. Bunu yaparken tabii ki mevcut yasaların çerçevesine kendimizi hapsetmeden, kadın özgürlüğü ve haklarımızı ilgilendiren konularda da mücadeleci yanımızı hep canlı tutacağız. 


Avrupa’da Kürdistanlı kadınların yaşadığı sorunların ve mücadelenin esası ne oluyor, ne olmalı?

Toplum olarak canlı bir gerçekliğe sahibiz. Değişim ve dönüşüm ihtiyacı oldukça yoğun. Feodal ya da kapitalist sistemin etkileri, özellikle ataerkil zihniyetten kaynaklı dayatmalar yaşanmaya devam ediyor. Bu yıl da kadına yönelik şiddet sadece DAİŞ ya da AKP faşizminin saldırıları temelinde yaşanmadı; aynı zamanda toplumsal geriliklerden kaynaklı kadın katliamları yaşandı Avrupa’da. Örneğin Hannover’de bir kadın kocasından şiddet gördü ve yakılarak katledildi. Bu anlamda özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren bir toplum olarak kendi içimizde de demokratik ve özgür bir toplum olma mücadelesinin yükseltilmesine ihtiyaç vardır. 

Kadına dönük baskılar farklı düzeylerde yaşanmaya devam etti. Bununla birlikte örgütlü sistemi geliştirirken de egemenlikçi yaklaşımlarla karşılaşma durumumuz vardır. Mesela kadının komün ve meclis örgütlenmesini dikkate almayan, iradeyi tanımayan yaklaşımlar oldu. Kadını örgütlü bir kimlik temsili olarak görmeme oldu. Eğer bir kadın yetenekli ve güçlüyse onu bireysel ele alan, onu kadın örgütselliğinden koparmaya çalışan, bu temelde onun çalışmalarının sonuçlarını gören ama kendine mal eden erkek egemenlikçi zihniyet de yaşanmaktadır. Eşbaşkanlık sistemi tarihi bir adım oldu örneğin. Bunu işletmeyen tarz ve anlayışlar ortaya çıktı. Ama tüm bunlara karşı da oldukça önemli mücadeleler verilmektedir. En önemli mücadele kadında örgütlü cins bilincini geliştirmek, egemen erkeğe karşı örgütlü tavır ve tutum almak, kadını örgütlülüğe çekmek gibi mücadelelerimiz devam etmektedir. TJK-E örgütlenmesi tabii ki toplum içinde önemli bir etki gücüne sahiptir. Kadının örgütsel iradesini esas alan yaklaşımlar da geliştirilmektedir. Kadın kendine dair karar alırken, kadınla ilgili sorunlar kadın iradesine dayalı çözümlenmektedir. Tüm bunlar da TJK-E’nin varlık ve mücadele nedenleridir. 

Buna dönük toplumsal çalışmalarımız devam ediyor. Toplumsal eğitimler, kampanyalar vardır. 25 Kasım’da temel sloganımız olarak “Özgürlüğümüzün garantisi öz savunmadır” dedik. Bu da örgütlülükten, bilinçlenmekten ve egemen erkeğe ve sisteme geçit vermemekten geçiyor. 


Peki bu sırada Avrupa’daki kadın hareketleriyle ortak mücadele ne kadar yaratılabildi?

Önemli bir ortak zemin yakalandı ve yaratıldı. Rojava, Kobanê, Şengal şahsında ortak kolektifler geliştirildi. Kendimizi ve alternatif sistem projemizi tanıtımda önemli bir düzey yakalandı. Birçok kadın heyeti Kürdistan’a gitti. Orada ortak çalışmalar konusunda burada çalışmalar başlattılar. Bu çalımalar da devam ediyor. 


Avrupa’ya mülteci akını, önümüzdeki yılın da önemli gündemlerinden biri olacak. Bu konudaki tavrınız nedir? 

Kürdistan başta olmak üzere Ortadoğu’da yaşanan savaştan dolayı çok sayıda kadın, çocuk göç yollarına düştü. Yollarda ölenlerin sayısı hala tam olarak bilinmiyor. Ortadoğu’nun demografik yapısı adeta değişti. Bu, Ortadoğu’daki antidemokratik ulus devlet sisteminin ve bunun sonucu olan diktatörlük sisteminin sonucudur tabii. Yine bu sistemin değişmesinden çok var olanı destekleyip amacı sadece Ortadoğu’nun sömürülmesi olan kapitalist sistem güçleri de bundan sorumludur. Batılı güçlerin payı da vardır. Ataekil sistem güçlerinin dinci, cinsiyetçi, milliyetçi, bilimci ideolojilerinin sonucudur. Neoliberal politikalar sadece “Nasıl kar elde ederim” diye sorarlar. Sonuç katliam, savaş, acı ve göçtür. 

Göç salt bir sorun olarak ele alınamaz. Bu bir sonuçtur. Bu sonucun nedenleri ortadan kalkmadan bu sonuçlar yaşanacaktır. Mülteci olma sorunlarını yaşayan kadınlara ve çocuklara ulaşmak da çalışmalarımız arasındadır. Hem bunun nedenlerine karşı mücadele etmek, sorgulatmak, Kürdistan’da, Ortadoğu’da kadın-çocuk-toplum lehine bir sistemin geliştirilmesi için çalışmak hem de mültecilik çemberinde kalan kadın, çocuk ve toplumun yok olmaması, geldikleri bu coğrafyada siyasal, sosyal, ekonomik sömürüye, şiddete uğramaması için dayanışma çalışmalarımız olacak. 


SOZDAR DERSİM/HABER MERKEZİ