Suriye bugün hem dünyanın, hem Ortadoğu’nun, hem de Türkiye’nin gündemindedir. Türkiye’nin Suriye politikası çok tartışılıyor. Türkiye’nin Suriye’de etkin olmak istediği söyleniyor. Ancak Türkiye’nin Suriye politikasının başarısızlığı resmi politikanın propagandasından ötürü görülemiyor. Türkiye’nin yeni Suriye’de önceki siyasi ve ekonomik imkanlarını kaybedeceği anlaşılıyor. Suriye’de gerçekleşecek değişimden ve demokratikleşmeden Suriye halkı kazanacak, Türkiye ise kaybedecektir.
Türkiye’nin Esad rejimiyle ilişkileri son yıllarda çok gelişmişti. Suriye Güney Kürdistan gibi Türkiye’nin ekonomik yaşam alanı haline gelmişti. Türkiye’nin İran’da da önemli bir pazar bulduğu bilinmektedir. Türkiye’de ekonomik göstergeler iyi gidiyor denen durumun arkasında böyle bir gerçeklik bulunuyordu.
Suriye’de kriz ve kaos başlar başlamaz, Türkiye etkisini daha da arttırmak için çok keskin bir siyasi atak başlattı. Türkiye Libya’daki duruma bakarak Suriye’de ön almak istedi. Nasıl olsa ABD Türkiye’yi Ortadoğu’da işbirlikçi siyasal İslam eksenli yeni düzenin örnek ülkesi olarak görüyordu. Doğru, ABD Türkiye’yi Ortadoğu’da ajan ve taşeron bir ülke olarak kullanmaktadır. Ancak her ülkenin konumu farklıdır. Türkiye Suriye’nin farklılığını görmeden balıklama atlayıp İhvan-ı Müslim merkezli siyasal muhalefete angaje olunca işler karıştı. Bir süre sonra Türkiye’nin bu hamlesi Türk devletinin aleyhine döndü.
Türkiye Suriye politikasını Mısır, Libya ve Tunus’taki senaryoya göre yürüttü. Ancak kısa sürede görüldü ki, ne ABD ne Avrupa ne de Arap Birliği İhvan-ı Müslim’in hakim olduğu bir Suriye’yi istemektedir. Kuşkusuz İhvan-ı Müslim’in de içinde olduğu bir siyasal blok ve buna dayalı siyasi sistem öngörülüyor. Ancak İhvan-ı Müslim’in başat olduğu bir Suriye istenmiyor.
Bunun önemli nedenleri var. Birincisi, Suriye’nin etnik, dinsel, kültürel ve sosyal yapısı İhvan-ı Müslim’in hakim olmasını kaldıramayacak bir karaktere sahiptir. İhvan-ı Müslim’in başat olması daha baştan Suriye’yi istikrarsızlığa sürükleyecektir. Esad rejimini devreyim derken gelecekte daha farklı sorunlarla karşılaşmak istenmiyor.  İhvan-ı Müslim’in başat olmasının istenmemesinin ikinci nedeni, Suriye’nin etrafında Lübnan ve İsrail’in olmasıdır. Lübnan nüfusunun neredeyse yarısı Hristiyan’dır. İsrail’in konumu bilinmektedir. Bu iki ülkenin durumu Suriye’deki siyasi rejim ve iktidar bloklarının kozmopolit olması tercihini ortaya çıkarmaktadır.
Üçüncüsü, Türkiye’nin Suriye’de etkin olması istenmiyor. Kuşkusuz Türkiye’nin yeni Suriye’yle ilişkilerinin iyi olmasına ve ekonomik bazı imkanlar bulmasına itiraz yoktur. Ancak İhvan-ı Müslim’in hakim olması temelinde Türkiye’nin Suriye üzerinde siyasi ağırlığını koyması kabul edilmiyor. Arap Birliği ve Avrupa bunu kabul etmiyor. ABD de bu görüşü destekliyor. Türkiye’nin Suriye’de etkin olduğunun düşünüldüğü bir süreçte Arap Birliği’nin inisiyatif alması bu yaklaşımın yansımasıdır. Her ne kadar Türkiye “Biz de Arap Birliği’nin inisiyatifini destekliyoruz” dese de gerçek bu değildir. Çünkü Arap Birliği Türkiye’yi Suriye’den uzaklaştırmak için bu inisiyatifi almıştır.
Dördüncüsü, eğer Suriye’de İhvan-ı Müslim başat siyasi güç olursa sadece Türkiye’nin ağırlığı artmayacak, Türkiye’de İslamcı eğilim ABD ve Avrupa’nın istemediği bir karaktere kavuşacaktır. Bu durumun ABD ve Avrupa’nın Türkiye’de yaratmak istediği ve önemli oranda başardığı modernist işbirlikçi siyasal İslam profiline zarar vereceği düşünülmektedir.  Beşincisi, İhvan-ı Müslim’in Suriye’de etkin olması İran’ın bölgedeki etkinliğini sürdürmesine fırsat verecek, Şii-Sünni çekişmesinin İran’dan Akdeniz’e kadar sürmesine zemin sunacaktır. İran’ın kendisini bölgedeki kriz ve çekişmeler ortamında yaşattığı düşünülürse, İhvan-ı Müslim iktidarı bölgeden uzaklaştırılmak istenen İran’ın farklı biçimde bölgede varlık sürdürmesine zemin sunacaktır. Avrupa, ABD ve Arap Birliği bu durumu istememektedir.
Başka nedenler de sıralanabilir, ancak tüm gelişmeler ABD, Avrupa ve Arap Birliği’nin Suriye’de geniş yelpazede bir iktidar bloğuna dayanan bir siyasal sistem öngördüklerini göstermektedir. Bu nedenle İhvan-ı Müslim’in güç olması istenmiyor. Düşündükleri karakterde bir iktidar bloğunun hakim olmasını sağlayana kadar yıkıcı darbeyi vurmak istemiyorlar. ABD, Avrupa ve Arap Birliği Suriye kaosundan farklı etnik, dinsel, kültürel ve sosyal yapının üzerinde şekillenen bir siyasal sistem çıkarmak istiyorlar. Bu nedenle Libya’da olduğu gibi erkenden bir müdahale yapmak istemiyorlar. Bir yönüyle İhvan-ı Müslim’e öngördükleri sistemi dayatıyorlar.
Bu siyasal sistem içinde Kürtlerin de bir statü kazanması kaçınılmaz olacaktır. Nitekim Kürtler birlik olarak böyle bir siyasi statü kazanma yönünde önemli adım atmışlardır. Türkiye ise İhvan-ı Müslim ile sıkı ilişki kurarak, onlara siyasi program dikte ettirerek Kürtlerin statü kazanmasının önüne geçmek istemiştir. Nitekim İhvan-ı Müslim’in programında Kürtlerin statü kazanmasına yer yoktur. Bu da tüm Kürtlerin Türkiye öncülüklü muhaliflere tutum koymasını beraberinde getirmiştir.
Tüm bu gerçekler gösteriyor ki, Suriye’de arkasında Türkiye’nin yer aldığı muhalif güçlerin kazanması mümkün değildir. Dış güçlerin eğilimi de dikkate alındığında, Kürtlerin de içinde yer aldığı demokratik ittifakın Suriye’de etkin olmasının iç ve dış koşullarının güçlü olduğu görülmektedir. AKP tüm politikasını Kürtlerin kazanım elde etmemesi üzerine kurduğundan, Türkiye Suriye’de de kaybetmeye mahkûm olmuştur. Türkiye kendi içinde Kürt sorununu çözüp demokratik güce sahip bir ülke haline gelmediği takdirde, içeride ve dışarıda sürekli siyasi krizler ve kaybetmeyle karşı karşıya kalacaktır.