Gözaltına alınan sevgilinin ardından, gelir diye otuz yıl, kırk yıl, elli yıl beklemek. Ne oldu, nerede diye düşünerek, özleyerek, içi acıyarak… Umutla ya da umutsuzca… Artık gelemez derken bile beklemek... "Bari kemiklerini verin, bir mezarımız olsun!" diye haykırırken bile, beklemek…

Cumartesi Anneleri’nin toplandığı her meydanda hüzün, özlem, öfke, küskünlük, isyan, gözyaşı seli çağıldıyor her daim. Ne geçen zaman, ne havanın yağmuru, ayazı, ne hastalık ne ölüm durduramıyor bu çağıltıyı. "Kayıplarımız bulunana kadar, hesap sorulana kadar buradayız!" diyor her bir yürek.
O meydanlarda görürsünüz, yüreklerdeki isyan o kadar büyüktür ki, ne kaybedilenin ölümü ne geride kalanın ölümü bastıramaz bu isyanı. Baba Ocak, Hasan’ının yanında uyuyor ne zamandır. Berfo Ana, yanı başına hazırlattı Cemil’inin yerini, o günü bekliyor öte yanda. Hanım Tosun, Fehmi’siz büyüttüğü çocuklarının çocuklarında yaşıyor özlemini. Hanife Yıldız, deniz yolculuğu sırasında kaybedilen Murat’ının kemiklerini bile bulamayacak olmanın ağırlığında sürdürüyor isyanını. Kasım Alpsoy’un kaybedilmesinden onlarca yıl sonra doğan torunları, dedeleri için her hafta cumartesi meydanındalar…
O kaybedilenler ki; kimi, evinden yakınlarının gözü önünde, kimi, sinsice kaçırılarak gözaltına alındılar. İşkence edildiler, öldürüldüler… Kimi bir ormana, kimi bir kuyuya, asit kazanına, kimsesizler mezarına ya da toplu mezarlara atıldılar, hiç bulunmasınlar diye.
Olmadı... Seslerini kesmişlerdi ama kemiklerini yok edememişlerdi. Ve bir zaman sonra o kemikler yerden fışkırdı bir bir ya da topluca. Karakol, cezaevi, JİTEM binalarının bahçelerinden, dağlardan, "buradayız!" dediler, gerçeği, suçluları gösterdiler.
Sayıları kaç bin, kimse bilmiyor. Dünyada pek çok ülkede on binlerce kişi kaybedildi. Coğrafyamızda bin beş yüz, dört bin ya da daha fazlası. Bildiğimiz halen eski olaylara ilişkin yeni başvuruların olduğu. Toplu mezarlarda kaç kişinin olduğu ve mezarların yerleri konusunda da yapılan çok sayıda ihbar var.  İHD Diyarbakır Şubesi tarafından toplu mezarlara ilişkin hazırlanan haritalama çalışması halen devam etmekle birlikte, bu çalışmaya göre 29'u açılmış 253 toplu mezar ve bu mezarlarda 3248 kişi bulunuyor…
Sistematik olarak işlenen ve her türlü insan hakkını ihlal eden gözaltında kaybetme suçu, dünyanın her yerinde bir suçluya işaret ediyor: Devlet. Kimi zaman polis, kimi zaman MİT, kimi zaman korucu, asker, kimi zaman JİTEM, özel tim haliyle, devlet. Ve T.C.Devleti suçu bu kadar ayan beyan ortadayken ve kendi içinden çıkan itirafçıların açıklamalarını, oraya çıkan belgeleri yalanlama gereği bile duymadan üzerini örtme gayretini sürdürüyor.
Halen, gözaltında kaybetme suçu insanlığa karşı suç tanımı altında sayılmıyor ve soruşturma dosyaları zamanaşımından düşürülmeye çalışılıyor.
Bu suçu önlemeye ve gerçeklerin ortaya çıkmasına yardımcı olabilecek, BM "Bütün Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme" ve Minnesota Protokolü’nü imzalamıyor.
Biliyoruz ki; yoğun olarak Kürtlere karşı işlenen bu suçlarla ilgili gerçekler ortaya çıkmayı ve adaleti gerektiriyor, özellikle devletin çözüm yolunda ilerleme iradesi varsa tabi ki.
Ancak her şey bir yana, umudum susmayan yüreklerimizde halen… Tanıklık edeniniz vardır belki, kışın en deli zamanında, kimse kapıdan dışarı çıkaramazken başını, Cumartesi Meydanında coşku daha bir yükselir. "Ya gelen olmazsa" diye düşünen cumartesi insanlarının hava koşullarını, hastalıklarını, düşüp bir yerini kırma olasılığını, trafik çilesini hiçe sayarak meydanda buluşmasına tanıklık etmek, bu kararlılığı yaşamak, kaybedilenlerin hesabının sorulacağına gerçekten inandırır sizi…17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası süresince, bu sesi tüm dünyada yükseltmek için siz neler yapacaksınız?