Galatasaray’dan Amed’e, pek çok yerdeki Cumartesi Meydanlarından birine yolunuzu düşürmüşsünüzdür illa ki. Öyle ya, tüm engellemelere rağmen 19 yıl, 477 haftadır devam ediyor Cumartesi Meydanlarındaki isyan. 19 yıl, 477 haftadır kesintisiz bir mücadele sürdürüyor Cumartesi insanları. Sevdiklerini geri istiyorlar öncelikle. Mümkün değilse, kemiklerini bulmak, onları katleden suçluların bulunup cezalandırılmasını sağlamak istiyorlar.

Her Cumartesi suçluların isimlerini sayıyorlar bir bir. Bu suçları işleyenlere, devletin işlediği bu suçları örtbas etmesine olan isyanlarını, sevdiklerine olan özlemlerini art arda sıralıyorlar.
Olmaz diye düşünüyorum ama sadece bir Cumartesi bile, anlatılanları dinleyip de gönül rahatlığı ile arkasını dönüp giden olabilir mi acaba? Anaların, babaların, kardeşlerin, eşlerin, çocukların, yeğenlerin, torunların ağzından dökülen hikayeleri, özlemleri, gözlerinden dökülen yaşları unutabilen var mıdır?
 Ne çok hikaye var yürek yakan, kanatan. Siyasi düşüncesi yahut etnik kimliği nedeniyle devletin güvenlik güçlerince aramızdan alınan, işkenceli sorgularda katledilen, yetmeyip kaybedilen sevdiklerimize dair. Bir anne haykırıyor "oğlumu bana verin! Öldürdüyseniz de kemiklerini verin! Bir mezarımız olsun hiç değil". Cumartesi Anneleri'nden Hanife anne ise sadece isyan etmiyor, sadece yas tutmuyor, bir de kendisine kızıyor. "İfadesi var karakola gelsin" dediklerinde tek çocuğunu, oğlunu bizzat kendisi karakola götürdüğü için. Devlete güvendiği için. Oğlu, elleri kelepçeli ve polisler eşliğinde bindirildiği feribottan karşı tarafta çıkmadığında, "oğlun feribottan atladı kaçtı" denildiğinde bir şey yapamadığı için. Oğlunu hiçbir mezarda bulamayacağını bildiği  için... Ne kemik isteyebiliyor, ne bir mezar dileyebiliyor Hanife anne. Her yanı acıya kesmiş, bu mücadele, suçluların bir gün cezalandırılacağına olan inancı  olmasa yaşamaktan çoktan pes edeceğini bilerek…
17-31 Mayıs, Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası. Çok yol aldık, inkar edilemez. Her şeyden önemlisi devleti bu uygulamadan vazgeçirdik. Pek çok toplu mezarın açığa çıkartılması, suçluları isim isim teşhir edilmesi, devletin saklanamaz suç sicilinin ortaya çıkartılması, AİHM’de kazanılan davalar az şey değil elbet. Ama rahat mı içimiz? Değil. Çünkü sevdiklerimiz halen kayıp. Toplu mezarlarda onları bulmamızı bekliyor pek çoğu. Ve suçlular halen serbest. Devlet cezasızlık zırhını zamanaşımı savunması ile güçlendiriyor üstelik.
Gözaltında kaybedilmenin engellenmesine dair uluslararası sözleşmelerde, UCM’nin statüsünü ve bu statüyü oluşturan protokollerde gözaltında kaybetme ve faili meçhul siyasi cinayet suçları insanlığa karşı suç olarak kabul edilmekte ve zamanaşımı işletilmemekte. Ancak Türkiye Devleti hem bu alandaki uluslararası sözleşmeleri kabul etmedi, hem de uluslararası baskıdan kurtulmak için iç hukukunda makyaj bir değişiklik yaparak Yeni Türk Ceza Kanunu 77. maddesinde insanlığa karşı suçu tanımladı. Ancak bu tanımı oldukça dar ve özel koşullara bağlı kıldı. Gözaltında kaybetme ve faili meçhul siyasi cinayetleri ise bu başlık atına almadı.
Böylece, yüzlerce hatta binlerce dosya zaman aşımından kapanma tehdidi altında. Bu nedenle, mücadelenin bu alana yoğunlaştırılması gerekiyor bugün.
Bu noktada, sadece Cumartesi Meydanlarında mücadelesini sembolleştirenlere değil, Parlamentoda bulunan milletvekillerine ve partilere de ve özellikle HDP’ye çok iş düşüyor. Gerek TCK’da  bulunan insanlığa karşı suç tanımının uluslararası hukukta kabul edilen tanıma göre yeniden düzenlenmesini ve bu suretle gözaltında kaybetme ve faili meçhul cinayetlerin bu başlık altında değerlendirilmesini sağlamak için gerekli yasa değişikliği çalışmalarının yapılması ve gerek bu alana etkili uluslar arası sözleşme ve protokollerin kabulünün sağlanması için parlamentodan ve diplomatik alandan yapılacak çalışmalara büyük ihtiyaç var.
Gözaltında kaybetme suçu dünyanın pek çok ülkesinde uygulandı, uygulanıyor. Halen kaybediliyor insanlar. Bu nedenle bir Cumartesi, dünyanın herhangi bir yerinde, bir Cumartesi Meydanında görüşmek üzere.