rivayet ile gerçek, mitolojiyle masalın arasında/ araf’ta kalmanın azabını bilseydim/ gitmenin ve kalmanın sevinç yükünü sırtımdan indirerek/ kamaşan gözümü şimdiden ve gelecekten ayırıp konuşurdum
yaraların üstümüzdeki hakkı için söylüyorum/ varlıkların dilini, anlamın yarasını bilseydim/ bilseydim dünyayı altı günde yaratıp/ yedinci gün dinlenen tanrıların yerini/ sır perdesini aşıp insanın yanlışlığını konuşurdum
ebedi şimdinin yarığından sızan geçmişi ve geleceği bilseydim/ aynı cümlenin içinde kaybolmadan/ aynı anda kuşlara başka, insana başka dil konuşurdum
ilk olup kendini sürgün yollayan kökenin/ muradını ve akıbetini anlamak için söylüyorum/ peçenin ardında yatan sırrı/ üstü örtülmüş bedenlerin geçidini bilseydim/ mevcudun dışına çıkıp/ şımarık delilleri kırmak için içimden konuşurdum
bilseydim kelimeleri toplayıp ilk yaranın, ilk noktanın peşine düşmeyi/ ilk dilin, ilk âh’ın ilk aşkın peşine düşmeyi bilseydim/ ve bilseydim sözcükler insanın yalnızlığıdır/ dilimin dibine derviş sabrıyla oturur derdimin içiyle konuşurdum
rahimden memeye, memeden dile sürgün olduk diye söylüyorum/ ilk kertenin son kerteye söylediği yalanları/ noktanın kusursuzluğunu, lekenin envai çeşit huyunu bilseydim/ ilk sözcüğün, ilk noktanın, bilseydim/ âh çekerek ilk yaranın peşine düşmeyi/ varlıkları dilimin dizi dibine oturtup şiir şifadır der/ evlerin yaralarından, ağlamayı seven kavimlerden konuşurdum
dünyalıların aklında olsun diye söylüyorum/ herkes dilinin içine saklanıp konuşuyor/ bilseydim dağların, sur’ların ve suların dilini/ doğumun çat kapı bulmaktan/ ölümün kaybolmaktan ibaret olduğunu söyler/ kalbimin yerini hatırlasaydım başka/ korkudan unutsaydım başka konuşurdum
sözcüklerin ve anlamların tadına bakan şairler bilsin diye söylüyorum/ bebekler dünyayı ağızlarıyla tadarak keşfedermiş/ hayata basmakalıp eylemlerle ve kolay oyunlarla başladığımızı/ bilseydim kâh içimize alıp, kâh dışarı atarak/ çıkartarak kâh, ya da yutarak/ varoluş hikâyemizi amel defterimize yazar/ arkama bakmadan konuşurdum
kim olduğumuzu bilmeden izlerimizi kaybetmiş sürüklendiğimizi/ keşif seferlerine çıkıp benliklerimizi ümitsizce aradığımızı bilseydim/ varlığa değil oluşa ait olduğunu bilseydim kimliklerin/ memeye ve rahime gezip tozmaya gönderirdim dilimi/ bilseydim âh, her insan vaktinden evvel doğarmış/ imgeyi ve simgeyi arkadan dolanır gerçeğin sırrıyla konuşurdum
konuşurdum aslın içindeki sürgünü/ bedenin içinde yazılı acıyı konuşurdum/ bilseydim geyiklerin, ağaçların dilini/ doğanın bizi önce ses sonra söz, en sonra insan yaptığını bilseydim/ insanın değil ağaçların, kuşların ve taşların sözlerine inanır/ yaralar bağlar içime nokta koyup susarak konuşurdum kendimle
"kurutma kâğıdı"