Belki çoğumuz hala haberdar değiliz. 17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftası içindeyiz.

"Geçmişi yok saymak, bazılarının iddia ettikleri kadar kolay değildir. Bu dünyada hala onları hatırlamak ve diri tutmak isteyen tek bir insan bile varsa bunu yapmak mümkün değildir. Bu yeter; ahlaki çölde haykıran bir insan, önce biri, sonra biri daha, adalet kıvılcımının sönmesine engel olmak için bu yeter. Tarih bizi dinliyor olabilir, tarih bize cevap verebilir." Der Ariel Dorfman.

Evet. Tarih bizi dinliyor ve er-geç cevap verecektir bize, buna yürekten inanmak gerek ama önce hatırlamak gerek tabi.

Hatırlayalım lütfen: Hani devletin cellatları vardı ya. Hani geldiler, kimisinin oğlunu, kardeşini, kiminin eşini ansızın sokaktan, evinden, çalıştığı işyerinden alıp gittiler ya hani...

Götürülenlerin izine bir daha rastlanmadı. Kayıp yakınlarının başvurmadıkları merci kalmadı… Kapılar gibi yürek ve vicdanların kapakçıkları da kapalıydı hani…

Hatırladık değil mi?

Polis "yok" dedi hani. Savcı "Dava açamam" dedi. Herkes "Peşini bırakın" dedi ama ne anneler, ne kardeşler ne de eşler ve çocukları olayın peşini bırakmadı ya. İşte o kederli tarih sahnelerinden gelen kayıp yakınları, Cumartesi Anneleri’nden söz ediyorum…

Sürüp giden zaman içinde, düşleri hiç eksilmedi bu annelerin. Yüzlerindeki çizgiler, saçlarındaki aklar, dizlerindeki sızılar çoğalsa da bekleyişler, arayışları hiç eksilmedi.

***

Yine Uluslararası Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası içindeyiz.

Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Komite (ICAD), Her yıl sorunu gündeme getirip bu konudaki hafızamızı tazelemek için hafta boyunca duyurular yapıp çeşitli etkinlikler düzenliyor. ICAD tarafından yapılan bu yılki açıklamada; Gözaltında kaybetmenin, egemen sınıfların kendi iktidarlarını korumak için toplumsal muhalefete karşı uyguladıkları sistematik bir devlet politikası ve uygulaması olduğunu belirtti.

Bu kirli yöntemi uygulayan devletler, baskı ve sömürü sistemine karşı aktif mücadele içinde olan insanları gözaltına alıp kaybederek, toplumda kaygı, belirsizlik ve korku yaratmaya çalıştılar.

Kayıp yakınlarının, ilerici ve devrimci güçlerin ortak mücadele ile devletlerin bu saldırısına karşı toplumsal muhalefeti geliştirdiği ve devletin bu politikasını teşhir ettiği ülkelerde bu saldırı önemli oranda geri püskürtülmüştür. Arjantin’de Plaza de Mayo Annelerinin uzun yıllara yayılan mücadelesi ve Türkiye’de Cumartesi Anneleri’nin kararlı mücadelesi bu konuda yol göstericidir.

Unutturulmaya çalışılan anaların, babaların, amcaların, kardeşlerin akıbeti açığa çıkarılmadıkça ve bize bu sonsuz acıları yaşatanlardan hesap sorulmadıkça insanlığın vicdanı hep yaralı kalacak. "Bir daha asla" diyebilmek için; unutmamak, yüzleşmek ve hesaplaşmak zorundayız.

Bugün gözaltında kaybedilenlerin büyük çoğunluğunun akıbeti hala ortaya çıkarılamamış ve kaybedenler yargılanamamışsa, bunun nedeni, bu ülkelerdeki gerici-faşist iktidarlar ve adaleti gündeminden çıkaran hukuk sistemleridir.

Geçmiş inkar edilemez. Geçmişin bütün hukuksuzluğunu toplumsal belleğin unutkanlığına havale ederek demokratik bir devlet ve toplum oluşturmak imkansızdır. Gerçek bir demokrasi ve onun iradesi, geçmişle yüzleşme ve sorumluları yargı önüne çıkarma iradesidir aynı zamanda.