Yazının bir anlam ifade etmediği muhataba karşı bu yöntemle mücadele etmek zaman zaman nafile bir çabaymış gibi gelebiliyor insana. İşte bu günler tam da öyle…

Mahkemelerin ukdesindeki yetkiyi içişleri bakanına devrederek, yüzde altmışı aşan oy oranlarıyla seçilmiş belediyelere kayyım atamak sömürge politikasıdır. Bunun karşısında salt yazıyla düşünceyle o iktidarın belirlediği “demokratik kurallarla” mücadele edilmesini beklemek tüm ezilenlere karşı büyük bir haksızlık olur. 

Sömürgeciliğin büyük direnişlerle sonlandırıldığı dünyada hala sömürgecilik hayalleri kuran iktidarların makûs talihi hepinizin takdiridir.

Bugün DEP’li milletvekilleri olarak anılan Kürt siyasetçiler meclise SHP listelerinden girmişlerdi. O gün Kürdistan’da yerel yönetimlerde legal Kürt siyasetinin hiçbir şekilde temsili yoktu. Bugün seçim hilelerinin uluslararası gözlemciler tarafından da saptandığı 1 Kasım seçimlerinde 59 milletvekili çıkardı HDP. Yüzü aşkın belediye bugün legal Kürt siyaseti tarafından alternatif bir modelle yönetiliyor. 1991-2015 tarihleri arasında çok büyük bedeller ödenerek elde edilen bu demokratik kazanımları siz bir gecede gelip gasp edeceksiniz öyle mi? Bu iş 2012’deki gibi CHP’li Maslak ve Ayazağa belediyelerini kafanıza göre alıp AKP'li Sarıyer Belediyesi’ne bağlamak kadar kolay olmaz kanımca. 

Birer devlet memuru olan vali yardımcısı ve kaymakamları belediye başkanı atamak, devlet varlığının Kürdistan’da açık işgalci bir politika izlediğini gösterir. Kürdistan’da olduğu gibi bu denli politize olmuş örgütlü topluluklara karşı bu tip politikaların sonuç alamayacağı gibi iktidar açısından bedeli ağır sonuçlar doğuracağı da muhakkaktır. 

PKK lideri Abdullah Öcalan’ın eşit vatandaşlık esasına dayalı demokratik ulus modeli Kürdistan’da böylesine büyük bir kabul görmüşken bu tip uygulamalar birlikte yaşamı sabote etmekten başka bir sonuç vermez. Ayrıca bu sadece Kürtler’in değil Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin de sorunudur. Unutmamak gerekir ki AKP bugün var yarın yok. Nitekim dün de ANAP, Doğru Yol, DSP vardı, bugün bunlardan hiçbiri yok, o günlerden geriye bir tek Kürt Özgürlük Hareketi kaldı. Bugün AKP’nin talan etmesine göz yumulan ortak yaşam felsefesi yarın isteseniz de tekrardan yeşertemeyeceğiniz bir sona doğru kontrolsüz bir biçimde sürükleniyor.

Bu saatten sonra kendi kendini yönetme hakkını gasp ettiğiniz toplum yola devam için kendi araçlarını elbette üretir. 

Erdoğan’ın kendi iktidarını güçlendirmek için giriştiği bu kirli oyunun sınırlarını şimdiden kestirmek oldukça güç görünüyor. Kayyum atamasıyla demokratik seçim yöntemini tasfiye eden Erdoğan’ın önümüzdeki ilk seçimlere kadar geniş kitlelerin seçme ve seçilme hakkını dahi gasp etmek gibi sonu kestirilemeyecek politikalara tevessül etmesi de imkan dahilindedir. 

Ne Kürt Özgürlük Hareketi ne Kürt legal siyaseti ne de bunları destekleyen milyonlarca Kürdistanlı bu politikalara boyun eğmez. Ya yol yakınken bu kirli hesaplardan vazgeçeceksiniz ya da kayyumunuzu da alıp gideceksiniz.