Bunu açıkça söylüyorum.”ŞARTLARIMIZ VAR Bazı uluslararası güçlerin savaşın durmasını istediğine dikkat çeken Karayılan, “Barışçıl çözüme açığız ama şartlarımız var; Kürdistan’ın özerkliği kabul edilmeden, Önder Apo özgürleşmeden savaşın durması mümkün değil” dedi.

BAÐIMSIZ KÜRDİSTAN GÜNDEME GELİR “Sömürgeci devletler ya Kürtlere yaklaşımında değişiklik yapacak ya da Kürtler artık bağımsızlık yolunu esas alacak” diyen Karayılan, Özgür Önderlik, Özerk Kürdistan ve Demokratik Türkiye’yi kabul etmezlerse bağımsız Kürdistan’ın gündeme geleceğini belirtti.

KARDEŞLİK NEREDE KALIR? Karayılan, yol ayrımında olduklarını belirtti ve ekledi: “Türk ordusunun gelip Kürdistan’ın 8 şehrini harabeye çevirdiği bir yerde kardeşlik nerede kalır? 1925’te yaptıklarını güncellediler. Ama biz 1925’lerdeki gibi değiliz. Şimdi her açıdan güçlüyüz.’’


PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, Kürt halkının 10 bin yıldan fazladır üzerinde yaşadığı anavatanını terk etmeyeceğini; Kürt Özgürlük Hareketi’nin de tek bir adım geri atmayacağını vurgulayarak, “Onlar işgalcidirler ve bizim vatanımızı terk edecekler” dedi.

Karayılan, şunları söyledi: Artık Kürt sorunu çözüm aşamasına girmiştir; öyle ya da böyle çözülecek. Erdoğan’ın soykırıma dayalı ‘tek millet’ hayali 90 yıl öncesinindir. Şimdi 21’inci yüzyıldayız; Ortadoğu’da Kürt halkına yapılan haksızlığa son verilecektir. Mücadelemiz de güçlü olduğu bir dönemdedir.”


AKP içindeki Kürdistanlıları bir kez daha uyararak halkın yanına geçmeye çağıran Halk Savunma Merkez Karargah Komutanı Murat Karayılan, AKP’nin DBP’li belediyeleri gasp edep kayyum atanması hazırlığıyla ilgili net konuştu: “Eğer onlar belediyelere el koyarsa, yerine kimi belediye başkanı yaparsa onu hedefleriz. Bunu açıkça söylüyorum.”

Karayılan’ın Stêrk TV’de iki gün yayınlanan uzun ve kapsamlı Kürtçe söyleşisinden bazı bölümleri daha özetleyerek paylaşıyoruz.


Erdoğan, ‘ya teslim olacaklar ya çekip gidecekler. Silahlarını toprağa gömecekler ve koordinatlarını da bize verecekler’ diyor. Bu mümkün mü?
PKK bir adım dahi geri atmayacaktır. Onlar işgalcidirler ve bizim vatanımızı terk edecekler. Ancak işgalci bir ordu, bir ülkede halka zulmedip evlerini yıkar. Bu son 10 aylık süreçte çok iyi bir şekilde açığa çıktı ve herkese gösterdi ki; Türk ordusu Kürdistan’da işgalci bir ordudur.
Burayı biz değil, onlar terk edecek. Burası bizim atalarımızın yurdu, anavatanımızdır. Tarihe göre 10 bin yıldan fazla bir süredir bu halk burada yaşıyor. Siz daha dün geldiniz buraya. Kim kimi nereden kovuyor? Böyle bir şey mümkün değil.

Binali Yıldırım da sizler tarafından ateşkes mesajları gönderildiğini öne sürdü. Doğru mu?

Binali Yıldırım’ın açıklaması da özel savaş kapsamındadır ve yalan söylüyor. Şu vardır: Bazı uluslararası güçler ve dost çevreler, ‘Bu savaş nereye kadar devam edecek’ diye sorup savaşın durması gerektiğini belirtiyor. Biz barışçıl çözüme açığız ama şartlarımız var; Kürdistan’ın özerkliği kabul edilmeli ve Önder Apo özgürleşmelidir. Bunlar olmadan savaşın durması mümkün değildir.
Halk olarak bizim Türkiye devleti ile göbekten bir bağımız yoktur. Onlar gelip yurdumuzu işgal etmiş, dilimizi yasaklamış, kültürümüzü yok etmek istemişl, yurdumuzun yerüstü ve yeraltı zenginliklerin talan etmiş ama bugün bize “buradan çıkın” diyorlar. Herkes haddini bilmelidir. Bu dava, Kürt halkının davasıdır. Biz onlara muhtaç değiliz. ‘Özgür Önderlik, Özerk Kürdistan ve Demokratik Türkiye’yi kabul ederlerse ederler; etmezlerse o zaman bağımsız bir Kürdistan gündeme gelir. Artık böyledir. İşte bu bir yol ayrımıdır.

Ortadoğu’nun bugünkü koşullarında bağımsızlık isteminin imkanları var mı?

Bunun imkanları vardır. Üzerinden 100 yıl geçen Sykes-Picot Antlaşması artık geçersizdir. Sömürgeci devletler ya Kürtlere yaklaşımlarında değişiklikler yapacak ya da Kürtler artık kendilerine bağımsızlık yolunu esas alacak.
Türk ordusunun gelip Kürdistan’ın 8 şehrini harabeye çevirdiği bir yerde kardeşlik nerede kalır? 1925’te yaptıklarını güncellediler.

Bazıları ‘90’lı yıllara benzetiyor…
Hayır. ’90’lı yılları aşan bir durumdur. Tamam, ’90’lar da içinde ama onu geride bırakmış. 1925-1938 yılları arasındaki gibidir.

Onlar değişmedi, peki Kürtler?
Türk devletinin, sömürgecilerin siyaseti değişmedi, Erdoğan öncülüğünde devam ediyor ama biz 1925’lerdeki gibi değiliz. Kürt halkı değişti. Biz şimdi her açıdan güçlüyüz. 1925’lerin siyaseti artık sonuç alamaz.

Şu anda şehirleri yıkıp yakmakla yetinmiyor, kendine göre yapılaşma hazırlığı da yapıyor. Buna karşı ne yapılmalı?
Hem bizim hem de toplumsal kurum ve örgütler açısından eksiklikler var. Çatışmalar olmadığı halde Sur’un ve Gever’in yıkılışı seyredildi. 25 Mayıs’tan beri Şırnak ve Nusaybin’de savaş yok ama evleri yıkıyorlar. Seyirci kalınmamalı.
Bakın halkımız Kürdistan’ı terk etmedi. Bu kutsal bir tutumdur; o kadar zahmet çekmesine rağmen yine de fedakarlık yapıyor.
AKP, şehirlerimizi yarı açık zindanlar yapıp halkımızı kafese koymak istiyor. AKP’nin Sur’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de halkımızı hapsetmesine izin vermemeliyiz. Buna karşı ciddi bir mücadele gerekiyor. Mücadele esas olarak şimdi başladı. Onlar şimdi ‘ya yapacağımız zindanlarda yaşarsınız ya da sürgün olursunuz’ diyerek mecburi bir iskanı dayatıyor. Başka şehirlerde daha pahalı yerler verip halkımızın Kürdistan’ı terk etmesini istiyor. Buna karşı durmak, dayanışma içinde olmak, bizim için ulusal bir sorundur.
Halkımız bilmeli ki; karşımızda vahşi bir sömürgeci düşman vardır. Omuz omuza, el ele vermeli, birbirimize yardımcı olmalı, hem kendimizi bu düşmandan korumalı, hem de mücadelemizi yürütmeliyiz. Eksikliklerimiz eleştirip birlikte yürümeliyiz.

Son dönemde Türkiyeli olmayanların da devlet güçlerine alınması konusunda bir kanun çıkarıldı. Kürdistan kentlerinde çete elemanlarının savaştırılmasıyla ilgisi var mıdır?
PÖH ve JÖH de şehirlerdeki savaşlarda yetersiz olunca DAİŞ, El Nusra ve Ehrar El Şam’ın şehir savaşlarında yetkin olduğunu düşündükleri elemanlarını getirdiler. 300 çete elemanını Cizre’ye getirip savaştırdılar. Nusaybin’de ve Sur’da da savaştırdılar. Bunları iyi biliyoruz. Ama bunları gizlediler. Örneğin bu insanların yüzleri kapalı ama telsizlerde Arapça muhabere yapıyorlardı. Denilebilir ki AKP, DAİŞ’ Kürdistan şehirlerinde savaştırdı.
Şimdi ise bunun kanununu çıkarıyor ve yasallaştırmaya çalışıyor. Zaten AKP çoğu şeyi böyle yapıyor. Önce yapıyor, sonra da kanununu çıkarıyor. Mesela asker şehirlere girmek istemedi; girmek için yasaya ihtiyaç olduğunu belirtti. Şimdi askeri korumak için kanun çıkarttılar.

Kürt halkının bugün yalnızca Kuzey’de değil, tüm Ortadoğu’da yürüttüğü savaş üzerine ne dersiniz? Kürt yapılarının üzerine düşen görevler nelerdir?
Ortadoğu’da bugün bir savaş ve arayış var; bu savaşta özellikle Kürt halkı öne çıktı ve bölgede önemli bir aktördür. Artık Kürt sorunu çözüm aşamasına girmiştir; öyle ya da böyle çözülecek. Erdoğan’ın soykırıma dayalı ‘tek millet’ hayali 90 yıl öncesinindir. Şimdi 21’inci yüzyıldayız; Ortadoğu’da Kürt halkına yapılan haksızlığa da son verilecektir. Mücadelemiz de güçlü olduğu bir dönemdedir.
Bu aşamada her parçada Kürt halkının birlik olmasını, ulusal birliğin sağlanmasını istiyoruz. Kimse bunun dışında kalmamalı. Kim bunun dışında kalırsa yenilir. Kimse düşmana umut bağlamamalı. Bu dönem, düşmana umut bağlanacak bir dönem değildir. Hayır; bu dönem birlik olma, başarıya gitme dönemidir. Kürtler 40 milyondan fazla nüfusa sahip bir halktır. Gücümüz var, siyasetimiz var. Eğer biz bir ulusal kongre veya konferans çatısında birlik olursak artık bölgede büyük bir güç ve irade haline geliriz. Bunu herkes bilmeli.
Türk devleti Kürt düşmanlığı yapıyor. Erdoğan, yeni dönemin Saddam’ıdır. Her yerde Kürtlere karşıdır. Rojava’da da, Güney’de de, Doğu’da da, Kuzey’de de. Bunun için kimse doğru yoldan şaşmamalıdır.

AKP içinde de ‘Kürt kökenliler’ var...
Özellikle AKP içinde yer alanları uyarmak istiyorum. Bundan sonra AKP’nin içinde yer almak, Kürdistan üzerindeki katliam ve soykırıma katılmaktır. Kendine ‘Kürdüm’ diyen herkesin AKP’den çıkması gerekmektedir. Kimse AKP’de kalmamalı. Kürdistan’da AKP’de kalmak suçtur. Çünkü AKP bu şehirleri yıktı, köyleri yıktı; Kürdistan’da katliam yürüttü. ‘Bu topraklardanım’ diyen hiç kimse, ister Kürt olsun, ister Arap olsun, isterse de farklı bir kültürden olsun, AKP’de kalmamalıdır. 


Belediyeye atanan yaşamaz

AKP hükümeti, Kürdistan’daki belediyelere el koyacağını belirtiyor. Böyle bir şey gelişirse, nasıl bir tutum sergilenmeli?
AKP savaşı genişletip mevcut köprülerin hepsini uçuruyor. Eğer onlar belediyelere el koyarsa, yerine kimi belediye başkanı yaparsa onu hedefleriz. Bunu açıkça söylüyorum. Kimse AKP’nin rüzgarına kapılmamalıdır. Onlar kaybedecek, biz kazanacağız.

Neden özellikle Licê hedefte?

Son dönemde Türk basınında özellikle Licê’nin sizler tarafından özel bir şekilde kullanıldığına dönük haberler yapılarak, kapsamlı saldırı zemini oluşturuldu. Niye özellikle Licê’yi öne sürüyorlar?
AKP’nin mevcut konsepti yurtseverliğin güçlü olduğu her yeri ezmektir. Licê’de hendeklere dayalı bir savaş olmayınca şimdi üzerine gitmek için gerekçe bulmaya çalışıyorlar. Mesele budur. Yoksa ta Dersim’de, İstanbul’da araba patlıyor, ‘Licê’den gitmiş’ diyor. Yalandır; böyle bir şey yok. O araba İstanbul’da yapılıyor; Dersim kendi başına bir eyalettir, kendisi yapıyor. Ne alakaları var Licê’yle? Tabii ki yok.
Dürümlü’de yaşanan olayın gerçeği/doğrusu nedir, drada ne yaşanmış?
Bu konuda açtığımız soruşturma sonuçlandı. Önceden yapılan bir açıklamada bazı eksiklikler olduğu da anlaşıldı. Bunu da düzeltebilirim. Olay şöyle gelişiyor:
Bir arkadaş kamyonla yolda gidiyor. Yolunu şaşırıyor, çıkmaz bir yolun sonuna geliyor. Dönmek için çabalıyor. Malum; kamyon zor dönüyor. O yolun sonundaki evin sahibi geliyor, yanında kamyona biniyor ve kim olduğunu, yükünün ne olduğunu soruyor. Arkadaş da kum taşıdığını söylüyor. Bunun üzerine ev sahibi onun kumunu oraya boşaltması için baskı yapıyor. Ardından arabadan inen ev sahibi, telefonla başka yerlere haber veriyor. Arkadaşımız da silahıyla arabadan iniyor; ve ‘ben PKK’liyim, yolumda gidiyorum; beni ihbar etmeyin’ diyor ve tekrar kamyona binip yola çıkıyor. Ama o kişi, yanına gelen başkalarıyla birlikte arabalarla arkadaşın peşine düşüyor. Sonrasında bazı araçlar kamyonun önüne geçiyor; bu arada silah kullanıyorlar ve çatışma çıkıyor. Sonrasında öğrendik ki o köylülerin hepsi karşıt değil; bir kısmı yurtseverdir. Yurtsever olanlar da ‘acaba hırsız mıdır, nedir’ diyerek peşine düşüyor.
Bu olay üzücü bir olaydır; böyle bir olay yaşanmamalıydı. Ama o ev sahibi ısrarla kamyonu oraya boşalttırmak ve içindekilere el koymak istiyor. Arkadaşımız ısrarla gitmek istemesine rağmen o peşinden gidiyor ve adeta devletmiş gibi yaklaşıyor. HPG’nin açıklamasındaki ‘devletin işbirlikçisi’ tanımı bunun için kullanılıyor. Orada yaşamını yitiren herkes tabii ki bu konumda değil. Bundan dolayı gerçekten üzgünüz.
Bu olay nasıl olmuş, kimse bir ispatta bulunamıyor. Acaba ateş açılarak mı olmuş, yoksa o arkadaş mı patlatmış; bu tartışma konusudur. Bir tek şahit var. Bunun için de nasıl patladığı da tam net değildir. O kargaşada kamyon patlamış. Olay böyle yaşanıyor.
Sonuç olarak o köyden olan yurtseverlerimize üzüntülerimizi sunuyoruz. Başsağlığı diliyoruz. Böyle olmamalıydı. Biz o köyü gidip hedeflemeyi planlamış değiliz. Biz sivil halkımızı hedeflemeyiz. O kamyon oradan geçiyor ve başka bir yere gidiyor. Olay böyle yaşanıyor. İçinde tek bir arkadaş var; yanında başka kimse yok.
Halkımızın bağrı yanmıştır; bizim de yanmıştır ama Türk devleti, bu olayı vesile yaparak bizi karalamaya çalışıyor. Demezler mi alçak, sen Cizre’de 200 sivil insanımızı benzin dökerek yaktın; bunu niye söylemiyorsun da burada bir kaza olmuş; bazı yanlışlıklar sonucunda böyle bir patlama meydana gelmiş; insanlarımız yaşamını yitirmiş; bunu gündem yapıyorsun? Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Gever’de o kadar insanımızı ketleden bir devletin cumhurbaşkanı gelmiş bizim bu insanlarımıza sahip çıktığını iddia ediyor. Kimse bu tür şeylere prim vermemeli.

Dürümlü’de ne oldu?

Dürümlü’de yaşanan olayın gerçeği/doğrusu nedir, drada ne yaşanmış?
Bu konuda açtığımız soruşturma sonuçlandı. Önceden yapılan bir açıklamada bazı eksiklikler olduğu da anlaşıldı. Bunu da düzeltebilirim. Olay şöyle gelişiyor:
Bir arkadaş kamyonla yolda gidiyor. Yolunu şaşırıyor, çıkmaz bir yolun sonuna geliyor. Dönmek için çabalıyor. Malum; kamyon zor dönüyor. O yolun sonundaki evin sahibi geliyor, yanında kamyona biniyor ve kim olduğunu, yükünün ne olduğunu soruyor. Arkadaş da kum taşıdığını söylüyor. Bunun üzerine ev sahibi onun kumunu oraya boşaltması için baskı yapıyor. Ardından arabadan inen ev sahibi, telefonla başka yerlere haber veriyor. Arkadaşımız da silahıyla arabadan iniyor; ve ‘ben PKK’liyim, yolumda gidiyorum; beni ihbar etmeyin’ diyor ve tekrar kamyona binip yola çıkıyor. Ama o kişi, yanına gelen başkalarıyla birlikte arabalarla arkadaşın peşine düşüyor. Sonrasında bazı araçlar kamyonun önüne geçiyor; bu arada silah kullanıyorlar ve çatışma çıkıyor. Sonrasında öğrendik ki o köylülerin hepsi karşıt değil; bir kısmı yurtseverdir. Yurtsever olanlar da ‘acaba hırsız mıdır, nedir’ diyerek peşine düşüyor.
Bu olay üzücü bir olaydır; böyle bir olay yaşanmamalıydı. Ama o ev sahibi ısrarla kamyonu oraya boşalttırmak ve içindekilere el koymak istiyor. Arkadaşımız ısrarla gitmek istemesine rağmen o peşinden gidiyor ve adeta devletmiş gibi yaklaşıyor. HPG’nin açıklamasındaki ‘devletin işbirlikçisi’ tanımı bunun için kullanılıyor. Orada yaşamını yitiren herkes tabii ki bu konumda değil. Bundan dolayı gerçekten üzgünüz.
Bu olay nasıl olmuş, kimse bir ispatta bulunamıyor. Acaba ateş açılarak mı olmuş, yoksa o arkadaş mı patlatmış; bu tartışma konusudur. Bir tek şahit var. Bunun için de nasıl patladığı da tam net değildir. O kargaşada kamyon patlamış. Olay böyle yaşanıyor.
Sonuç olarak o köyden olan yurtseverlerimize üzüntülerimizi sunuyoruz. Başsağlığı diliyoruz. Böyle olmamalıydı. Biz o köyü gidip hedeflemeyi planlamış değiliz. Biz sivil halkımızı hedeflemeyiz. O kamyon oradan geçiyor ve başka bir yere gidiyor. Olay böyle yaşanıyor. İçinde tek bir arkadaş var; yanında başka kimse yok.
Halkımızın bağrı yanmıştır; bizim de yanmıştır ama Türk devleti, bu olayı vesile yaparak bizi karalamaya çalışıyor. Demezler mi alçak, sen Cizre’de 200 sivil insanımızı benzin dökerek yaktın; bunu niye söylemiyorsun da burada bir kaza olmuş; bazı yanlışlıklar sonucunda böyle bir patlama meydana gelmiş; insanlarımız yaşamını yitirmiş; bunu gündem yapıyorsun? Sur’da, Cizre’de, Nusaybin’de, Gever’de o kadar insanımızı ketleden bir devletin cumhurbaşkanı gelmiş bizim bu insanlarımıza sahip çıktığını iddia ediyor. Kimse bu tür şeylere prim vermemeli.

HABER MERKEZİ