Güney Kürdistan bağımsızlık referandumu 25 Eylül günü yapıldı. Üzerinde hayli tartışma yürütülen bir konu oldu, olmaya da devam edecektir. Tartışmanın ötesinde askeri müdahaleden küfür düzeyine varan hakaretlerin bini bir paraya düştü. Daha çokta Kürdistan parçalarını egemenlikleri altında tutan; Türkiye, İran, Irak ve Suriye devletlerinden ve bu devlete ideolojik bağlı olan medyalarından geldi. Kimi basın organları çok çirkin manşetleri kullanmaktan imtina etmediler. Yazdıklarıyla, çizdikleriyle çukurlaştıkça çukurlaştılar. Üstenci ve buyurgan emirler savurmaktan geri durmadılar. Dilleri yettiğince saldırganlıklarını sergilemekte kusur yapmadılar ve yapmaya devam etmektedirler. Sanki Kürtler emir kulları, köleleriymiş ve bu tanrı ayetiymiş gibi davranmaktan beis görmediler, görmemektedirler.

Bir deyim var, “alışmış kudurmuştan beterdir” diye. Sömürgecilerde yüzyıldır Kürtlerin ensesinde boza pişire pişire buna çok kendilerini kaptırmış ve alışmışlar. Kürt halkındaki uyanışı görmeyen gözlere bürünmüşler ve eski usullerle Kürtleri korkutacaklarını sanmaktadırlar. Şaşı olan, yenilenen hakikati görmeyen sömürgeci gözler ne zaman gözleri açılacak ve değişen gerçekliği görebileceklerdir. Hala bu gerçekleri görmeleri hayli güçtür. Çünkü fena alışmışlar, alışkanlıkları adeta kronikleşmiş ve Kürtlerin üzerinde kurdukları konforlarından vazgeçmeye niyetleri yoktur.

Umulur ki, sömürgecilerin bu gerçekliğini en başta Mesut Barzani olmak üzere Barzani ailesi fark etmiştir. Sömürgecilerden hayır gelmeyeceğini görmüştür. Eğer bu görülmüş ise, bir kazanım olacaktır Kürtler açısından. Hani Erdoğan Mesut Barzani’nin ve Kürt halkının yakın dostuydu ve yalnızca “teröristlere” karşıydı. Barzani seçim döneminde Amed’e kadar gelip Erdoğan’a Kürtlerin oy vermesi için çalıştı. Daha başka, Türk devletine verdiği destekleri sıralamaya gerek yoktur. Şimdi aynı Erdoğan Güney Kürdistan’a savaş açmış durumdadır. Dost dostuna savaş açar mı hiç? Ama açtı, elinde gelirse bir kaşık suda boğacaktır. Demek ki dost değilmiş. Şayet Barzani bunu anladıysa bir kazanımdır ve buna göre de adım atmak durumunda kalacaktır. Aksi halde Barzani’nin varlık bulması son derece güç olacaktır.

Kürt ulusal güçlerinin referandumun zamanlaması, karar alma şekli, uygulanması gibi hususları ilişkin eleştirileri yapmaları ayrı konular. Bu eleştiriler Kürdistan’ı güçler tarafından geliştirmesi doğal olandır. Bir halk geleceğini belirlerken usullerin tayını, zamanlama, uygulama şekli gibi meseleleri irdelemek ve en yararlı karara ulaşmak doğal bir durumdur. Ayrıca Kürdistan’ın dört parçalı oluşundan kaynaklanan sorunlarında ele alınmasını gerektirmektedir. Ancak onların hiçbiri yapılmadan; daha çok Barzani ailesinin çıkarlarını önceleyen bir mantıkla referanduma gidilmesi halkımızı tehlikeli gelişmelere açık hale getirmiştir. Savaş tamtamlarının çalınmaya başlaması bunu göstermektedir.

Ancak referandum yapılıp sonuçlandı. Barzani’nin sorumsuzca yaklaşmışı ve tehlikeye davetiye çıkarmış olması; gelecek tehlike üzerinde düşünmeye engel oluşturmamalıdır. Sonuçta Kürdistan ülkesi yeni bir evreye girmiş, düşmanları üst perdeden harekete geçirme potansiyelini açığa çıkarmaktadır. Buna hazırlıklı olmak gerekir. Olası Güney’e yapılacak saldırılara ortak bir tutumu ortaya koymak ve tavır geliştirmek gerekmektedir.

En hayırsız pratikte bile hayırlı yanı bulmak mümkündür. Yıllardır ulusal birliği yaratmak için, ulusal kongreyi toplamak için sayısız görüşme ve toplantı yapıldı. Ancak özellikle de Barzani’nin engellemesi sonucu kongrenin toplanması gerçekleştirilemedi. Referandumla birlikte ulusal kongrenin toplanması zemininin güçlenmesi kuvvetle muhtemeldir. Referandumdan kaynaklanan hayırlı iş bu olabilir. Çünkü Güneye savaş açılması, olası bir işgal durumunda birleşmeden başka bir seçenek görülmemektedir. Aksi halde bütün Kürt kazanımlarının riske girme tehlikesi belirmektedir. Saldırıları bertaraf etme, güçleri birleştirmekle ve koordineli hareket etmekle olanaklı olabilir. Buda ancak ulusal birlikle gerçekleştirilebilir. Hal böyle olunca ulusal birlik çalışmalarını hızlandırma ve ulusal birliği sağlama birinci görev olarak öne çıkmaktadır.

* Özgürlükçü Demokrasi