Son mevsimini yaşayan Şavaklar dünyada belki doğayla en uyumlu hayatı yaşayan ender topluluklardan biridir. Denebilir ki doğa onların evi, yatağı ve gıdalarıdır. Toprak, ot ve su Şavakların yaşam kaynağıdır. Her mevsim şavaklar için ayrı bir görsellik, ayrı bir ritim ve hatta ayrı duygular demektir.


Bahar... 

Şavaklarda bahar, sürünün çoğalması, zorlu bir yaşamın başlangıcı ve artık dağlara yolculuğun mevsimidir. Bahar yağmurları adeta Şavakların zor yaşamına zor katmak, kış boyunca kömlerden dışarı çıkmayan sürüleri tertemiz yıkamak ve karla kaplı Şavak dağlarını karaya çevirmek için yağar Dêrsim’e. Sürüler bahar gelince, aylarca içerde sadece saman yiyerek beslenmenin hıncını baharda özellikle yağmur sonraları koşar vaziyette ot arayarak alırlar. Çoban da kış boyunca yattığı uzun, rahat uykuların hesabını verircesine sürünün peşinden koşturur durur.

Mayısın başından itibaren dağlara yolculuk, kamyonların “köm”lere yanaşıp kovalamacalar sonunda sürünün kamyonlara doldurulmasıyla başlar. Pertek, Çemişgezek ve Hozat’ın köylerinden, Dêrsim dağlarının yol gidebilen eteklerine kadar süren bu yolculuk boyunca her yıl bir kaç koyunun boğulmaması büyük bir şanstır. Yolda boğulup yol kenarına atılan şişmiş koyun cesetlerinin görüntüsü oradan her geçişinde mal sahibinin içini yakan bir anı olarak kalacaktır. Vadilere yanaşan kamyonlar; koyunları, katırları, bir mevsim boyunca Şavaklar için gerekli olan ev eşyalarını ve çok çocuklu kalabalık aileleri indirip geri dönerler. İşte göçebe yaşam artık başlamıştır. Şavaklar bir iki mevsim boyunca herhangi bir evin içine girmeyeceklerdir. Hatta şehre inen birkaç kişi dışında araba dahi görmeyeceklerdir.

Bahar yağmurları burada daha şiddetli bir şekilde Şavak sürülerine ve çadırlarına yağar. Bu zamanlar göçebe yaşamın en zor dönemleridir. Çamur, sel, soğuk artık hep yoksul giyimli çocuklarla birliktedir.

Dağlar hala kıştan kalma karlarla kaplıdır. Bunun için önce dağların etekleri ve derinlerdeki karsız vadilere yerleşirler. Yeni hayatın yük taşıyıcıları  ise, aylarca eşya, peynir ve insan getirip götürecek olan emekçi katırlardır. Katırlar en çok yorulan ve en az beslenen hayvanlardır. Koyunlar, yavrularından daha yeni ayırt edildikleri için en sütlü dönemlerindedirler. Altı yüz-yedi yüz koyunlu her sürünün verdiği süt inanılmaz bir ekonomik kaynaktır Şavaklara. Bir yıl boyunca en çok süt ve dolayısıyla peynir bu dönemde üretilir. Ama ne yazık ki peynirin de en ucuz gittiği dönemdir bu. Yani sömürünün de en çok olduğu dönem. Ailece durmadan çalışıp ürettikleri temel geçim kaynağı olan peynir ya dağların merkezi bir yerinde çadır açmış peynir tüccarına verilir ya da Elazığ veya Erzincan’daki peynir borsalarına satılmaya gönderilir. Şavakların gittiği bölgelere çadır kuran tefeciler ucuz bir şekilde peynirleri toplayıp yüksek fiyatlarla büyük şehirlere pazarlarlar. Şavakların sırtından zengin olan çok tüccar daha doğrusu Şavak peynirinin zengin ettiği çok insan vardır. 


Yaz... 

Yazın en sıcak günleri geldiğinde Şavaklar da dağların en yüksek yerlerindedirler. Ondan ötesi yoktur artık. Zirveler ve bulutlar iç içedir. Yaz ovalarda ve şehirlerde bütün hiddeti ile sıcaklık yağdırırken, buralarda dört mevsimden de izler vardır. Doğa tüm doğallığı ile kendini yaşar ve yaşatır insana. 

Sürüler için bir cennet bahçesi olan bu doğadandır ki, şavak koyunları bölgede en güzel ve değerli koyunlardır. Sürüler gece gündüz arazidedir. Kışın başına kadar ahır yüzü görmezler. Bundandır ki daha güçlü ve atletiktirler. 

Dêrsim dağlarına karanlık çöktüğünde, dağların tepelerinde, eteklerinde, vadilerde uzaktan Şavak çobanlarının fenerleri ışıldar. Birbirinden uzak, ayrı sürülerdeki koyunların boyunlarındaki çıngırak sesleri gecenin sessizliğine öyle huzurlu bir tat bırakır ki, sanki binlerce yıldır süren bir ritmin devamıdır yaşanan. Ve çobanlar için sonsuz hayaller kurma vaktidir gecenin ilerleyen saatleri. Düşünmek başka bir vakitte hiç bu kadar güzel ve özgür değildir. Otlayan sürüden yayılan sesler, çıngırak sesleri, akan derelerden yayılan su sesleri hayallerin ses kuşağında sürüp gider. Aynı saatler aşıkların, özlemle dolu olanların, hasret çekenlerin de saatleridir. Ondandır ki uzaktan çobanların duygu yüklü stranları (şarkı) da eşlik eder gecelere...

Bir kaç aylık zaman obayı oluşturan farklı aileler arasındaki ilişkileri iyice geliştirmiştir. Zaten obanın oluşumu ailelerin birbirlerini ‘gönüllü komşuluk’ yöntemiyle seçmesiyle oluşmuştur. Dostluklar, kıskançlıklar, aşklar belirmeye başlamıştır. Çadırlarda süren yaşam iç içedir. 

Her gün katırlarla en yakın caddeye gönderilen peynir, geriye, kışa hazırlık için kullanılacak para ve çay, şeker, vb. olarak geri döner. Katırlar bu yollarda aynı zamanda şehirde, dünyada yaşanan olayları da taşırlar. Herkesin gözü uzun bir yolculuk sonrası obaya varacak olan kervandadır. Kervan obaya vardığında ülkeden ve dünyadan son havadisler de varmıştır. 


Sonbahar... 

Sonbahar geldiğinde, otlar kurumuş, doğa sararmaya başlamış, bulutlar tepelere daha da yaklaşmış ve süt azalmıştır. Kuzular büyümüş ve artık satılacak zamana gelmiştir. Erkek kuzular büyük şehirlere götürülüp satılmak için ayrıştırılır. Onlar için sonu mezbahalarda bitecek olan bir yolculuk başlar. Dişiler sürüyü çoğaltmak için Şavaklarla birlikte yaşamaya devam ederler.

Başlayan soğuklar, baharda gelinen yolu geri gidecek uzun yolculuğun habercisidir. Sonbahar yaşamın her alanında ayrılık vaktidir. Dağlarla hüzünlü ayrılık vakti gelmiştir. Mevsimlik komşulukların sonuna gelinmiştir. Okullarda okuyacak öğrenciler erkenden yola çıkmışlardır. Bir aya varacak olan göç yollarında gündüz yol alınırken gece konaklanılır. Köylerine vardıklarında kış kapıdadır ve ona hazırlanma vaktidir.


Kış... 

Kış Şavakların hareketsiz kaldıkları mevsimdir. Sürüler kış boyunca köm denilen ahırlarda içine buğday veya arpa karıştırılmış samanla beslenirler. Çobanların en çok uyku uyduğu vakittir. Uzun kış gecelerinde, dışarıda rüzgar sesi ve kurt ulumaları, köpek havlamaları, içerde koyunların geviş getiren ritmik sesleri eşliğinde ateşte çoban çayları pişer. Gece; masalların, efsanelerin, anıların zihinlerde canlanması ile devam eder. 

Binlerce yıllık bu döngü, dünyadaki tüm değişimlere, alt üst oluşlara aldırış etmeden dağlar, vadiler ve ovalara sinmiş gibi devam eder.