
KCK Yürütme Konseyi Başkanı Murat Karayılan, Öcalan’ın mektubu, yazdıkları cevap ile endişe ve beklentileri konusundaki sorulara yanıt verdi
Kamuoyu Sayın Öcalan’ın gönderdiği mektuba vereceğiniz cevabı bekliyor. Cevabi mektubunuzu gönderdiniz mi?
Evet. Biz mektubun cevabını hazırlayıp gönderdik.
Cevabi mektubunuzla ilgili neler belirtebilirsiniz?
Mektup bize ulaştıktan bu yana çok yoğun ve çok yönlü bir tartışma içerisindeyiz. PKK Meclis Toplantısı ve KCK Yürütme Konseyi Toplantısı gerçekleşti. KCK Toplantısı’na sistemimizin yasama ve yargı kurumlarının temsilcileri de katıldı. Yine Kadın Hareketi’nin yönetim toplantısı gerçekleşti. Bütün bu toplantılarda Başkan Apo’nun mektubunda ortaya konulan yeni perspektif detaylı bir biçimde tartışıldı.
Şurası açık ki; hareket olarak bu dönemde taktik bir hamleyi başarılı kılmanın olgunlaşmış zeminleri de diyebileceğimiz imkanlar mevcuttur. Taktik açıdan bu imkanı değerlendirmek ve bu çerçevede savaşı derinleştirerek sonuca gitmek anlaşılır bir şeydir. Fakat Önderliğimizin ortaya koyduğu perspektif, bunu çok daha aşan bir düzeyde daha kapsamlı, daha geniş ve stratejik bir düzeyi içermektedir. Önderlik, perspektifinde Kürt halkı açısından geleceğin yönünü tayin eden bir çerçeve koymaktadır. Kürt halkı ve bölge halklarının ilişkileri açısından yön tayini vardır. Halklar ittifakını esas alan bir eksende Kürt-Türk birlikteliğini öngören bir bakış açısını oluşturmaktadır. Dolayısıyla bizim bir takım taktik avantajları görüp bu stratejik bütünlüğü gözardı etmemiz düşünülemez.
Önderliğimizin yaşanan süreci çok boyutlu bir biçimde değerlendirdiğini ve buradan bir çıkış gerçekleştirerek demokratik barışçıl çözümü gerçekleştirmeyi öngördüğünü konulan perspektifte net bir biçimde görüyoruz. Yani bölgenin ve hareketin yakaladığı bu koşullar savaşı geliştirmek için avantaj arz etse de bu koşullar aynı zamanda farklı açıdan ele alındığında yeni bir sürecin, demokratik-barışçıl bir sürecin de gelişmesine zemin olabilecek koşullardır. Bölge adeta kaynıyor, herkes bir arayış içerisinde; savaş ve çatışma var ama aynı zamanda uzlaşı ve barışçıl yollarla çözüm bulma arayışları da vardır. Bu süreç, bunların hepsinin iç içe geliştiği bir süreçtir.
Bu dönem sonuç alma dönemidir. Bu dönem, Kürt sorununun çözülebileceği bir dönemdir. Ama bu mutlaka savaşla çözülebilecek anlamına gelmemektedir; sorunun barışçıl yöntemlerle de çözülebileceği koşullar mevcuttur. Dolayısıyla yönetim toplantılarımızın tartışmalarında bu eksende yoğunlaşma ve bir çerçevenin somutlaşması durumu gelişmiştir. Bu temelde, daha önceden de ifade ettiğimiz bazı kaygıları taşımakla birlikte, eğer işler ters dönerse bölgesel avantajları ve taktik performansın başarı kazanabileceğine olan inancımızı da korumakla birlikte, Önderliğimizin ortaya koymuş olduğu stratejik perspektifin daha doğru olduğunu, buna çok güçlü bir biçimde katılmanın kararlaşması ve iradeleşmesi oybirliğiyle gerçekleşmiştir. Bu temelde büyük bir birlik ruhuyla bir irade ve kararlaşma ortaya çıkmıştır. Fakat giderilmesi gereken bir takım kaygı ve pürüzler de vardır. Bu anlamda biz, geliştirdiğimiz tüm toplantılarda net bir biçimde Önderliğin ortaya koyduğu perspektifin doğru olduğuna ve katılacağımıza dair karar kılmış bulunuyoruz; ancak bir takım görüş ve önerilerimizi de cevabi mektubumuzda sunmuş bulunmaktayız.
Oldukça dengeli, her iki tarafı düşünen ve sorunun çözümünü hedefleyen, bu konuda kararlı bir duruş ve vurguyu ifade eden bir çerçevedir. Fakat bunun teknik ve taktik açıdan da pürüzsüz bir biçimde hayata geçmesi için bizce yerine getirilmesi gereken bir takım önemli hususlar da vardır. Bunların yerine getirilmemesi, beraberinde sorunlu durumları yaratabilir ve tıkanmaya yol açabilir.
Kısaca önemli gördüğümüz hususlar söz konusudur: Sürecin gerçek anlamda pratikleşebilmesi ve başarılı bir biçimde birinci, ikinci ve nihai son aşamada sonuç alıcı bir gelişmenin yaşanabilmesi için bizim de bir takım görüş ve önerilerimiz vardır. Biz mektubumuzda bunları ifade etmiş ve sunmuş bulunmaktayız.
Aldığımız bilgilere göre Avrupa ve BDP de kendi mektuplarını hazırlamışlardır. Dolayısıyla bu biçimde artık Kürt tarafı olarak Önderliğimize ulaştırılması gereken mektuplar hazır hale gelmiş bulunuyor. Artık Önderlik bunları değerlendirecek ve son kararı Önderliğimiz verecektir. Bir açıklama yapıp yapmama konusu dahil açıklamanın çerçevesi hakkında takdir Önderliğimizindir.
Türk tarafı…
Türk tarafının da tabii dikkate alması gereken önemli hususlar söz konusudur: Gerekenlerin yapılması halinde biz bu konuda üstümüze düşeni yapmada tereddüt göstermeyeceğiz ve oldukça açık ve samimi davranacağız. Bizim en büyük avantajımız hareketimizin tüm bileşenlerinin ve yönetim organlarının Önder Apo etrafında yekvücut bir duruşu sergilemesidir. Kamuoyunun ve tüm halkımızın şunu iyi bilmesi gerekir; hareketimizin duruşu nettir ve duruşu tamamen ruh, akıl ve ekip birliği çerçevesindeki bir duruştur. Bu konuda hiçbir sorunun çıkması da söz konusu değildir. Bu anlamda biz, Önderliğimizin kapsamlı perspektifinin doğru yaşamsallaşması için yapılması gerekenleri de ifade eden mektubumuzun da dikkate alınması ile sürecin çok daha sağlıklı pratikleşebileceğini düşünmekteyiz.
Bu süreç başarıya kavuşur mu? Ya da başka bir deyişle bu sorun bu süreçte çözülür mü?
Biz Kürt tarafı olarak sorularımızı, kaygılarımızı ve görüşlerimizi açık ve net koyuyoruz. Biz bu konuda samimiyiz. Bütün Türkiye, Kürdistan ve dünya kamuoyu şunu bilmeli: Biz PKK hareketi olarak savaşa da barışa da hazırız. Savaşta da kendimize güveniyoruz, barışta da kendimize güveniyoruz ve tercihimiz bu sorunun barışçıl yöntemlerle çözülmesidir. Bu net bir biçimde böyledir. Ama sorunun çözülmesi için karşı tarafın da yapması gerekenler vardır. Yani sorun tek taraflı çabalarla çözülebilecek bir sorun değil. Bu, herkesin takdir etmesi gereken bir husus.
Sorunun çözüme gidip gitmeyeceği konusunda, her şeyden önce şunu belirteyim: Önderliğimizin aşamalar halinde koyduğu maddeler var ve yine bizim de öneri olarak sunduğumuz, eklenebilecek hususlar vardır. Eğer karşı taraf, yani Türk devlet tarafı bunları es geçmezse, o çerçevede kendileri de kendi üzerlerine düşeni yaparlarsa biz sürecin başarıya gidebileceğine inanıyoruz. Başarının yolu her iki tarafın da hile yapmadan, dolandırmadan, oyalamadan yapabileceğini yapmasından geçmektedir. Bu konuda ciddiyet ve samimiyet olursa ben sorunun çözüleceğine tabii ki inanıyorum. Ama şu bir gerçek: herşey bitmiş değil. Çünkü herşey bizim karar vermemizle ya da yarın öbür gün Önderliğimizin çağrı yapmasıyla çözülmez. Karşı tarafın da kendi üstüne düşen yükümlülüklerin gereğini yerine getirmesi gerekmektedir.
Şurası açık: Zor bir sürece girdik ve bu sorun çözümü kolay bir sorun değil. Kürt sorunu Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana sürekli bir biçimde Türkiye’nin ve Kürtlerin gündeminde olan bir sorundur. Şimdi tarihin bu aşamasında sorunu çözme şansı doğmuştur. Bu sorunun çözümünde rol oynayanlar elbette ki adını tarihe yazdıracaktır ve yeni-tarihsel bir sürecin startını da vermiş olacaklardır. Ama bu konuda gerçekten kararlılık, cesaret ve samimiyete ihtiyaç vardır. Yoksa herhangi bir tarafın diğer tarafı yok etme, zayıflatma ve eritme niyetiyle yaklaşımı olursa, bu tekrardan sil baştan olur. Umarım artık böyle bir şey olmaz.
Bana göre kimsenin tekrardan Türkiye toplumunun ve Kürt halkının psikolojisiyle oynama hakkı da yoktur. Kaç kezdir çözüm, çözüm deniliyor, sonra tekrar tıkanıyor. Toplum gerçekten çözüm istiyor. Zaten yapılan anketler de Türkiye toplumunun büyük bir ekseriyetinin de bu sorunun çözümünden yana tercih koyduğunu gösteriyor. Dolayısıyla TC Hükümeti de cesaretli davranmak durumunda olmalıdır.
Peki ya sorunun çözümüne karşıt olanlar…
Tabii ki karşıt olanlar olabilir ama gerçekler ayrı şeylerdir. Geride kalmış yüzyılın bakış açısıyla sorunlara yaklaşanlar bir gelecek vaat edemez. Gelecek, yeni-çağdaş bakış açısında aranabilir. Toplum da artık bunları biliyor. Dolayısıyla çözümün olanakları bugün gelişmiştir fakat çözümün önünde engel olan, dıştan ve içten çeşitli çabalar da vardır. Yani bu sürecin önünde engel olmak isteyen provokatif girişimler de mümkün. Kürt sorunu kördüğüme dönüşmüş bir sorun olduğu gibi, Kürt sorununun sorun olmasından çıkarı olan çok çeşitli ulusal ve uluslararası çevreler de vardır. Bunu şuan çok açma gereği duymuyorum ama burada önemli olan, tarafların olası engelleri de düşünerek ve onlara karşı da kararlı bir duruşu sergileyerek çözüm perspektifini net bir biçimde ortaya koymasıdır.
Sizce, Türk tarafında bu perspektif var mı?
Şimdi bu konuda net bir şey söylemek zor. Çünkü belli ki Önderliğimiz bu koyduğu çerçeveyi ilgili kurum veya kurumlarla tartışmış ve tartışmalarının sonucunda bir kanaate ulaşmış. Bu anlamda karşı tarafta da bir projenin oluşumu var mı, yok mu konusunda net bir şey söylemek zor. Ortaya konulan net bir proje yoktur. Zaten en önemli endişe kaynağı da budur. Yani bu kadar derin toplumsal-tarihsel bir sorunu çözmek üzereyken, esas önemli rolü olan bir tarafın çözüme dair açık ve net bir görüş ortaya koymaması, haliyle bizlerde ve kamuoyunda çeşitli kaygılara yol açmaktadır.
Yani Türk tarafına dönük bir güvensizlik mi söz konusu?
Biz burada birilerine güvenerek adım atmıyoruz. Biz adım atıyorsak, Önderliğimizin yaklaşımı çerçevesinde ölçüp biçerek ve atılacak adımın doğruluğuna bakarak adım atıyoruz. Yani biz birilerine değil kendimize güvendiğimiz için bu adımı atıyoruz. Elbette karşıdan da beklentilerimiz vardır fakat ona buna güvenmekten ziyade kendimize güvendiğimiz için Önderliğimiz yeni-stratejik bir hamleyi gündemleştirmiştir ve biz de bu temelde bu hamleye dahil olmaktayız.
Bu anlamda biz daha önceden de belirttiğim gibi, “hükümetin şu davranışı bu davranışına güvenmiyoruz” noktasına takılmıyoruz, halkımız da bu noktaya fazla takılmamalı. Gerçek şu ki hala hükümetin mevcut yaklaşım ve politikalarında kaygı duyulabilecek birçok boyut vardır. Ama biz bu adımın, yani demokratik çözüm hamlesinin doğru olduğu sonucuna vardık. Dolayısıyla bu doğru adımı atmada kendimize güveniyoruz ve bu adımı bu biçimde geliştirmek durumundayız. Tabii ki bunu, tedbirlerini alarak yapmak zorundayız. Çünkü hassas bir süreçtir; her an işler tersine de dönebilir. Biri çıkar çomak sokar ve yeniden sil baştan yaşanabilir. Bu açıdan biz Ocak ayı sonunda gerçekleştirdiğimiz toplantımızda iki eksene dayalı bir planlama yapmıştık; Bir eksen savaşa hazırlanma, kapsamlı bir savaş hamlesini geliştirmeydi. Diğer eksen ise demokratik çözüme göre gereken adımları atma idi. Mevcut durumda bu planlamayı askıya aldık ama yedekte tutmak zorundayız. Bu bir süre böyle gider. Ancak süreçle karşılıklı güvenin gelişmesiyle bu tür hususlar aşılır.
Bizim “kendimize güveniyoruz” dediğimiz, öyle kuru kuruya bir kendine güven değildir. Hata yapmamak zorundayız. Deyim yerindeyse kılı kırk yararcasına süreçleri irdelemek, analizlere tabii tutmak ve bütün boyutlarıyla netleştirdikten sonra adım atmak durumundayız. Böyle bir yöntemi esas alıyoruz. Temkinli, derinlikli ve planlı bir yaklaşım.
Bu durumda, gelişen yeni süreçte her şeyin netleşmediği belirtilebilir…
Hiçbir şey şimdiden net değildir. Biz bu adımın başarılı olması için herkesin üstüne düşeni yapması gerektiğini söylüyoruz. Yani mesela biz şimdi ne yapıyoruz? Şu anda yoldaşlarımız hemen her yerde tartışma içerisindedir. Öncelikle kendi kadro yapımızı ikna etme faaliyetini yoğun bir biçimde gündemimize almış bulunuyoruz. Belki Kuzey güçleri, vb. uzak yerlerin hepsine ulaşamayız ama ulaşılan tüm güçlerle süreci paylaşma, sürece ilişkin görüş oluşturma, önerilerini alma, kaygılarını not etme ve bu temelde bir algı oluşturma faaliyetini şimdiden başlatmış durumdayız.
Biz bunu yaparken, sadece yapımızla sınırlı bir çalışma biçiminde bunu ele almıyoruz; biz bütün tabanımızla birlikte bu süreci algılamayı esas alıyoruz. Bu açıdan tabanımızla, halkımızla, bütün yurtsever kesimlerle ve bunlardan da öte, Kürdistan’ın tüm parçalarında bulunan dışımızdaki örgütlerle de paylaşma, bilgi sunma ve onların görüşlerini alma faaliyetini şu anda yoğun bir biçimde yürütüyoruz. Tabii ki ulaşamayacaklarımız vardır ama büyük oranda dışımızdaki Kürt örgütlerine ulaşma ve onların görüşlerini de alma imkanı vardır. Yine Türkiye’den ve diğer ülkelerden dostlarımız vardır. Onların da görüş ve önerilerini alarak bu konuda geniş bir konsensüsle bu sürece yönelmek istiyoruz.
Ama şimdiden kesin ve net bir şey söz konusu değil. Henüz kararlaşma sürecindeyiz ve son kararı da Önderliğimiz verecektir. Zaten eğer herhangi bir anormal durum olmazsa, Newroz günü veya Newroz gününden 1-2 gün önce Önderliğimiz bizzat kendisi kamuoyuna açıklayacaktır. Şimdi herkes bunu bekleyecektir tabii. Biz de bekliyoruz. Öncelikle yapılacak çağrı ardından bizim adım atmamız söz konusu olacaktır. Belirttiğim gibi tabi bu adımların karşılıksız kalmaması, tarafların adım adım süreci ilerletmesi yaşanırsa gayet tabi sonuç verecek ve böylece sürecin derinleşmesi söz konusu olacaktır. Ama riskli bir süreçtir ve bu açıdan da zor bir döneme girmiş bulunuyoruz. Bu süreç, belki de mücadele tarihimizin en zor dönemi, en riskli dönemi de diyebileceğimiz bir süreç oluyor. Bu açıdan bütün yoldaşlarımız ve halkımız hiçbir zaman, “herşey oldu, bitti” dememeli. Ne karamsar olmalı, ne de öyle düz bir iyimserlik içinde olmalı. Daha önce de belirttiğimiz gibi “temkinli bir iyimserlik”le sürece yapılması gereken katkıyı yapabilmelidir. Gevşeme ve esneme asla kabul edilemez. Özellikle gerilla güçlerimiz her an her şey olabilecek şekilde pozisyon almalı, disiplinli duruşunu ve askeri performansını daha güçlü ve canlı tutmalıdır. Provokatif girişimlere karşı tedbirli olduğu kadar kendisi de hal, hareket ve davranışlarında tahrik edici değil, tedbirini alan, kararlı duruşunu sergileyen, her ihtimale hazır olan bir pozisyonda olmalıdır. Çünkü her an kapsamlı bir savaş durumu da kendisini dayatabilir. Bu açıdan bizim her ihtimale hazır olmamız gereken bir dönemde olduğumuzu bilmemiz gerekiyor.
Elbette ki önümüzdeki günlerde bakacağız, Önderliğimizin açıklaması ardından karşı tarafın tutum ve davranışı bir biçimde netleşecek; bunlara bakılarak süreç götürülecek. Başkan Apo’nun yapacağı açıklama, tüm hareketimizi, tüm yurtsever halkımızı bağlayan bir çerçevede olacaktır.
Mektubun içeriğine dönük açıklayabileceğiniz hususlar var mı?
Mektubun içeriğini burada benim açıklamama gerek yok. Fakat genel doğrultusunu zaten ifade ettim. Yine Önderlik zaten kendisi açıklayacak. Dolayısıyla benim buradan herhangi bir şey belirtmeme gerek yok, diye düşünüyorum. Bu açıdan herkesin Newroz’u beklemesi gerekiyor.
Medya Savunma Alanları’nda yapılan bir törenle hareketinizin elinde esir olarak bulunan devlet görevlilerini serbest bıraktınız. Birçok farklı yorum da yapıldı…
Evet. Bir jesttir, ortamı yumuşatmadır, iyi niyet göstergesidir, çözüme dair bir kararlaşmadır. Bütün bu anlamlara geliyor. Artık değerlendirmesi karşı tarafa kalmıştır. Biz kendi cephemizden bu anlamda üstümüze düşeni yaptık.
Bu jestinizin karşılığında KCK Davası kapsamında tutuklu bulunan kişilerin de bırakılması bekleniyor mu?
Biz bu insanları bırakırken herhangi bir pazarlık temelinde bırakmış değiliz. Fakat şu da var: Eğer bir toplumsal uzlaşma durumu söz konusu olacaksa bir özgürleşme süreci de yaşanacaktır.
Meclis İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde oluşturulan Uludere Alt Komisyonu, Roboskî Katliamı raporunu açıkladı. Siz bu raporu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Roboskî Katliamı’nın ya da bir Paris Katliamı’nın üstü örtülerek kalıcı barış zeminin gelişeceğine ben inanmıyorum. Biz şimdi sürecin önüne bir engel gibi koymak istemiyoruz ama bu tür olaylar sürecin sağlıklı bir sonuca ulaşabilmesi için mutlaka netleştirilmesi gereken, tarihin kara sayfaları arasında bulunan son olaylardır. Nasıl ki “Türkiye’nin hassasiyetleri” deniliyorsa, Kürt tarafının da hassasiyetleri vardır. Bunu herkesin dikkate alması gerekiyor. Bu açıdan, “barış olacak, barışın hatırına şunun üstünü örtelim, şunu kapatalım, şunu gündeme getirmeyelim” deme yöntemi de doğru değildir ve sağlıklı bir barış zemini yaratmaz. Hiçbir şeye göz kapatılmamalıdır.
Biz bunun için hakikatleri açığa çıkartma komisyonu oluşsun, diyoruz. Bunun için, karşı taraftan da yapılması gereken şeyler vardır, diyoruz. Komisyonlar oluşmadan ve TBMM bu süreç hakkında bir irade ve karar beyanında bulunmadan yüz yıllık sorunun hemen çözüleceğini sanmak abeste iştigaldir. Çok köklü olan bu sorunun çözümü, kendisiyle birlikte birçok karanlıkta kalmış olayı ve olguyu da açığa çıkararak toplumsal bir tedavinin yaşanmasını da kendisiyle getirecektir. Mesela Güney Afrika’da gerçekleri itiraf ve bağışlama biçiminde bir çözüm yöntemi uygulandı. Burada da karşılıklı itiraf, çözüme bağlama veya karşılıklı af mı denilir, bu sorunun da kalıcı çözümü için aynısı olmasa da değişik biçimlerde toplumun kalbinde yaralar açmış olan süreçleri tedavi etmek gerekiyor. Üstünü örterek bu süreç başarıya götürülemez. O süreçlerin izahı nasıl olacak?
Örneğin, faili meçhul cinayetler. Daha bu kadar kayıp vardır. Bunların ailelerine bugüne kadar bir şey denilmemiş; buna bir şey demek lazım. Yani yarın sorunun çözüldüğü vakit de Cumartesi Anneleri çıkıp meydanlarda oturacak mı? O zaman bu barışın nasıl bir barış olduğu sorulmaz mı? Bu açıdan köktenci bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. Bu kesindir. Yeni bir zihniyetle, çözümleyici, empati kuran ve eşitlikçi bir yaklaşımla soruna yaklaşılırsa çözüm zemini de olgunlaşabilir.
Son olarak yaklaşan Newroz nedeniyle Kürt halkına dönük söylemek istedikleriniz nelerdir?
Öncelikle 16 Mart’ı anmam gerekiyor. Halepçe Katliamı özünde Kürt halkına karşı sömürgeciliğin geliştirdiği bir soykırım pratiğidir. Tüm Kürdistan şehitlerini büyük bir saygı ve minnetle anıyorum.
Mart ayında bir taraftan katliamlar, diğer taraftan da görkemli tarihi direnişler söz konusudur. Bu açıdan Newroz’un yeni bir gün ve bütün katliamlara karşı bir özgürlük bayramı olma gerçeği tarihsel bir olgu durumundadır.
Ben şimdiden tüm halkımızın ve Ortadoğu halklarının Newrozu’nu yürekten kutluyorum. 2013 Newrozu Kürdistan’da “Demokratik Kurtuluş ve Özgür Yaşamı İnşa Etme Hamlesi”nin başlangıç günü olacaktır; Önderliğimizin böyle bir süreci ilan etme günü olacaktır. Bu açıdan 2013 Newrozu’nun çok farklı bir Newroz haline geleceği şimdiden bellidir. Newroz yine tarihsel bir hamlenin ve sürecin başlangıcına sahiplik edecektir.
DENİZ KENDAL / ANF/BEHDİNAN