
İddianame hukuki olmadığı için hukuki bir savunma yapmayacaklarının altını çizen Bozkurt, iddianameye göz atan herkesin daha ilk başta var olan önyargılı zihniyeti, düşünce ve basın özgürlüğüne yönelik saldırıyı, alternatif, muhalif basını sindirme çabasını tespit etmesi için çok fazla bir hukuki derinliğe sahip olması gerekmediğini söyledi. Yine de iddia makamına çok fazla haksızlık yapmak istemediklerini vurgulayan Bozkurt, "Zira bu operasyonun mimarı olan siyasal iktidar bizi gazeteci bile kabul etmezken, iddia makamı, 'terörist' dese de bizleri 'Basın Komitesi' yöneticisi ve üyeliğinden yargılıyor" diye konuştu.
'Terörist' kurumlar vergi mükellefi
Bozkurt, iddianamede Kürt basın kurumları DİHA, Özgür Gündem gazetesi, Azadiya Welat gazetesi, Demokratik Modernite Dergisi, Fırat Dağıtım Şirketi'nin hedef alınarak 'terörist' kurumlar olarak ifade edildiğine dikkat çekti. Kürt basın kurumlarının tüzel varlığının suç olarak değerlendirildiğini belirten Bozkurt, "İddia makamı bu kurumların Türk hukukuna göre kurulduklarını, vergi mükellefi olduklarını, aynı zamanda adresleri ve tüzel varlıklarının belli ve aleni olduğunu ve bu kurumların varlığının bizzat Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratikleşme nişanesi olarak defaatle gösterildiğinden habersizdir" diye konuştu.
Siyasetçiler de kriminalize ediliyor
Röportajlarda sorulan soruların bile koyu ve altı çizili gösterildiğini dile getiren Bozkurt, iddia makamının suç unsuru ve suçlu yaratma konusundaki çaba ve maharetinin takdire şayan olduğunu belirtti. İddianamede gazetecilere mülakat veren siyasetçi, aktivistlerin kriminalize edildiğini söyleyen Bozkurt, bir gazetecinin BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş'la yaptığı mülakat ile "örgüt propagandası" yapmakla suçlandığını kaydetti.
'Asıl teröre maruz kalan biziz'
Bozkurt, iddia makamının delillerle işlendiğini ileri sürdüğü "terörizm" ile 22 yıllık Özgür Basın geleneğine uygulanan şiddeti, "terörizm" tanımı ekseninde karşılaştırdı. Bozkurt Özgür Basın'ın maruz kaldığı şiddet, baskı ve yasaklamaları sıralayarak, "Yazar, editör, muhabir ve dağıtımcı olmak üzere 76 arkadaşımız katledildi. Özgür Ülke gazetesine yönelik bombalı saldırıda arkadaşımız Ersin Yıldız katledilirken, 21 arkadaşımız yaralandı. 24 yıllık süre zarfında 3 bin 635 dava açıldı. 34 imtiyaz sahibi, yazı işleri müdürü ve yüzlerce çalışanı tutuklandı. Astronomik rakamlarla mali cezalar kesildi. Gazetelerin 480 sayısı hakkında toplatılma kararı verildi. Gazetelerin yayınları toplam 2 bin 764 gün yani 8 yıl kadar durduruldu" dedi.
'Bu soykırımın sanığıyız'
Kürt gazetecilerin, devletin Kürt sorunundaki genel yaklaşımından bağımsız ele alınamayacağını dile getiren Bozkurt, "Acıyla deneyimlenmiş gelenekçi inkar ve imha konsepti 2009'un 14 Nisan'ında Diyarbakır KCK tutuklamalarıyla tekrar tedavüle konularak Kürtlere karşı bir sürek avı, siyasi soykırım başlatılmıştır. Bizim de içinde bulunduğumuz rehine statüsü bu infiale ve tepkiye rağmen uygulamaya konulmuş oldu. 12 Haziran seçimlerinden hemen sonra da iktidar olan AKP'nin ilk icraatının PKK Lideri Sayın Abdullah Öcalan'a tecrit içinde tecrit uygulaması, Kürt sorununda çözümsüzlük politikasının açık bir göstergesiydi. Seçimler nedeniyle tam olarak yürürlüğe sokulmamış 'güvenlikçi politika', başarısızlığına rağmen devreye girdi. Oslo'da yürütülen barış görüşmeleri rafa kaldırılarak çözüm yine namlulara bırakıldı" dedi.
Gazetemiz yayına hazırlandığı esnada gazetecilerin ortak savunması okunmaya devam ediyordu.
AMED