
AKP Hükümeti çılgınlaşmış durumdadır. Artık faşizmi tanıyanlar için tartışmasız faşist bir karakterdedir. Yeşil Türkçü Faşizm denmektedir. Faşizmin boynuzu, uzun kulakları ya da ejderha gibi kolları yoktur. Bir yerde düşünce ve örgütlenme özgürlüğü, muhalifler üzerinde baskı varsa oradaki yönetim faşisttir. Türkiye’de bir rejimin karakterinin ne olduğunu söylemek için Kürdistan’daki uygulamalarına bakmak lazım. Kürdistan’daki uygulamalar da, amiyane deyimle dört dörtlük faşizmdir.
Başbakan 2011 yılının son ulusa sesleniş konuşmasında terörün propagandasına ve lojistik desteğe izin vermeyeceklerini söyledi. Açıkça Kürt basını üzerindeki baskı sürecek dedi. Kürt basını üzerinde böyle bir baskı kurmak faşizm değil de nedir? Uludere katliamını ilk veren Kürt basını oldu. Türkiye’deki yandaş basın da, candaş basın da bu olayı görmezlikten geldi. AKP Hükümeti tüm basını bu halde görmek istiyor. Bu, faşizm değil de nedir? Eğer Kürt basını olmasaydı Uludere katliamı acaba nasıl verilirdi?
Türkiye basını öyle bir basın ki, gazeteciler korkusundan biz Uludere katliamını ANF, ROJ TV ve DİHA’dan öğrendik diyemiyor. Sosyal medyadan öğrendik diyor. Kuşkusuz sosyal medyada da bu katliam yer aldı. Ama kaynak hangi basındır? Bu söylenemedi. Böyle bir basın ancak otoriter ve faşist rejimlerde bulunur. Uludere katliamından sonra Türk basınından söz edilemez. Artık hükümetin bültenleri vardır. Başbakanın rahatsızlığını gösterdiği gazete bile esasta katliamın amacını gizlemek için gayret göstermektedir.
“Terörün propagandasına izin vermeyeceğiz” söylemi tamamen sübjektif algıya bağlı bir durumdur. Kürt sorununa hükümet gibi bakmayan ve hükümete açık tavır koyan her söz terör propagandasına girer. Zaten böyle bir propaganda olup olmadığına da bakmıyor. KCK ile ilişkilidir diyerek zindana atıyor. Böylece “terörün” propagandası önlenmiş oluyor. Zindana atılanların önemli bir kısmı da İçişleri Bakanının dediği gibi makale yazanlardır. İçişleri Bakanı boşuna makale yazanlardan söz etmemiştir.
Başbakan’a göre BDP’liler de terör örgütüne lojistik destek sağlıyor. Çünkü bu parti il ve ilçelerde örgütleniyor. Kadın ve gençlik örgütleri var. İşte terör örgütüne lojistik destek dediği budur. Yani lojistik derken yiyecek, erzak, silah, cephane ya da teknik malzemeden söz etmiyor. BDP örgütü çalışarak, AKP’nin politikalarına karşı demokratik muhalefet yaparak terör örgütüne lojistik destek sağlamış oluyor. Bu nedenle BDP, AKP gibi olaylara bakmadığı sürece, PKK’ye karşı savaşta yer almadığı müddetçe, terör örgütüne lojistik destek sağlayan durumdan kurtulamayacaktır. Binlerce BDP’li bu nedenle zindanlara atılmıştır. Bir zamanlar Amerika’da tüm demokratlar komünist ve Sovyetlerin ajanı olma tehdidi altındaydı. Buna Mc Carty’cilik deniyordu. ABD için halen utanç dönemidir.
AKP Hükümeti de tüm faşist uygulamaların sentezini yaparak Kürtler üzerinde büyük bir zulüm düzeni kurmuştur. Artık her türlü demokratik örgütlenme içinde yer almak suçtur. BDP il ve ilçe yöneticisi olursan, hatta belediye başkanı ve il genel meclisi üyesi olursan peşinen terör örgütüne lojistik destek sağlamış olursun ve suçlusun. AKP faşizmi şimdi böyle bir suç icat etmiştir. Kürdistan’da hangi demokratik kurum ve örgütlenme ve bu örgütlenme içinde yer alan insan düşünce ve örgütlenme özgürlüğü içinde faaliyet yürütüyor? Buna olumlu cevap verilemiyorsa orada faşizm vardır.
İlk olduğunda bu tutuklamalar için Ergenekon’a gönderme yapıp “bizim dışımızda” diyorlardı. Özellikle işbirlikçi Kürtler böyle bir algı yaratmak için çaba gösteriyorlardı. Şimdi bu tutuklamaların en büyük savunucusu Başbakan’dır. Daha mahkemeler olmadan “terör örgütü propagandası yapıyor, lojistik destek sağlıyor” diyerek suçlamada bulunuyor.
Başbakan pişkince bu tutuklamalar hukukidir diyor. Kuşkusuz hukuk dediği kendi siyasal yargısı ve keyfi tutuklamalardır. Hangi milletvekili KCK’lidir? Tutuklanan belediye başkanları mı illegal örgüt üyesidir? BDP il ve ilçe yöneticileri, belediye meclis üyeleri mi illegal örgüt üyesidir? Avukatlar mı, gazeteciler mi illegal örgüt üyesidir? Hangi silahlı eylem içinde ya da eylemin yardımcısı olmuşlardır? Bu kadar açık faaliyet yürüten insanı illegal örgüt üyesi ilan etmeye kargalar bile güler. Zaten tarafsız hiç kimse bunlara inanmamaktadır. Dış dünyada inananlar olduğunu sanmıyoruz.
Ragıp Zarakolu ve Büşra Ersanlı ne kadar KCK’li ise, KCK için faaliyet yürütmüşse, tüm bu tutuklananlar da o kadar KCK faaliyeti yürütmüşlerdir. Ragıp ve Büşra ne kadar KCK’liyse diğer tutuklular da o kadar KCK üyesidir. Batman belediye başkanı ve Viranşehir belediye başkanı başta olmak üzere (ilk bunlar tutuklandığı için söylüyorum) tüm tutuklanan demokratik siyasetçiler KCK’li olduğu için değil, AKP politikaları önünde engel oldukları için zinandadırlar.
Başbakan kasaba politikacılığı yapıyor. Hukuku bekleyin, mahkemeleri bekleyin diyor. Eleştirenleri de hukuka inanmamakla suçluyor. İşte kendine Müslüman ve kendine demokrat olmak budur. Tayyip, geçmiş on yıllardaki devlet ağzı olan “bu hukukun işidir” teorisini şimdi ağzına sakız yapmıştır. Demokratlar ve demokrasi mücadelesi verenler bir haksızlık olduğunda mahkeme sonucunu beklemezler. Böyle bir demokrasi anlayışı yoktur. Hukuk gerici hale gelmişse ya da çok keyfi uygulanıyorsa ona karşı demokrasi güçleri mücadele eder. Demokrasi de böyle gelişir. Bu nedenle bu kadar haksız tutuklamalardan sonra mahkemelerin sonucunu bekleyin demek hukuk faşizmidir. Hitler hukuk sistemi içinde iktidara gelmiş, tüm uygulamalarını da hukuk kitabına uydurarak yapmıştır. Aynen şimdi Erdoğan’ın yaptığı gibi!
Uludere katliamına kaza diyor. Bu da bir demagojidir. Milletvekilleri, belediye başkanları, il genel meclis üyeleri, BDP il ve ilçe yöneticileri, avukatlar ve gazeteciler hangi amaçla zindana atılmışsa, 35 Kürt genci de bu amaçlar için katledilmiştir. Tutuklamalar demokratik siyaseti ve bir bütün olarak Kürt hareketini tasfiye etme konseptinin gereği yapıldıysa, 35 genç de gerillanın merkezi olan Botan halkına gözdağı vermek için yapılmıştır. Gerillayı tasfiye etmek için her yol ve yöntemi deneyen Türk devleti Botan’da gerillanın yaşam zeminini ortadan kaldırmak için her türlü katliamı yapmaz mı?
Bunları PKK’li sanmışlar diyorlar. Bir köylü PKK’liler 70 katırla hiç hareket eder mi diyerek bu gerekçelerin ne kadar çürük olduğunu ortaya koymuştur.
Gerilla eylem yapma anı dışında ne 40 kişiyle toplu harekete geçer, ne de 70 katırla hareket eder. Bunu Botan’ın tüm köylüleri bile bilir. Orada gerillaya karşı savaşan tüm subaylar bunu bilir. Dolayısıyla Botan halkına gözdağı vermek için yapılan bilinçli bir katliam vardır.