Kürt Halk Önderi bir yıl önce Newroz’da bir demokratikleşme manifestosu sundu. Eğer bu manifestoya sahip çıkılsaydı şu anda Türkiye’de yaşanan siyasi kaos olmazdı. Açıkça belirtilmeli ki ne demokrasi güçleri ne de Kürt Özgürlük Hareketi Kürt Halk Önderinin yürüttüğü siyasi ortamı iyi değerlendirdi. Kuşkusuz bazı şeyler yapıldı, ama bu Türkiye’de demokratikleşmeyi sağlayacak düzeyde olmadı. AKP Hükümeti bu ortamda çatışmasızlık sürecini kendini seçime ulaştırma ve seçimi kazanarak pozisyonu güçlendirme olarak ele aldı. Ancak bu politikası en başta da bir bomba gibi kendi elinde patladı. Aslında bir yönüyle de kendisine sunulan fırsatı değerlendirmemesinin cezasını yaşadı.
Kürt Halk Önderinin 2013 Newroz’undaki demokratikleşme hamlesi her şeyden önce demokratik siyasal mücadelenin önünü açmaya, demokratik siyasetin gücüyle sorunları çözmeyi öngörüyordu. Bu açıdan demokrasi güçlerini daha fazla siyasal mücadelenin içine çekmeyi hedefliyordu. Gezi olayları demokrasi güçlerinin siyasi mücadele içine girmesini ifade ediyordu. Birçok yetersizliği olsa da toplumun sahaya inmesi önemliydi. AKP hemen alışıldık tepkiyi gösterdi. Bu tür eylemleri demokratikleşme adımları için fırsat yapacağına hemen boğmaya çalıştı. Bu ortamda Kürt Halk Önderinin öngördüğü demokrasi güçlerinin sahaya inmesi, toplumun güçlenmesi ve toplumun gücüyle sorunların çözülmesi amacına uygun düşüyordu. AKP’nin Gezi olaylarında gösterdiği tepkide görüldüğü gibi demokratik topluma, demokratik siyasetin gücüne inanılmıyordu. Siyaset deyince sadece meclisteki milletvekillerinin çoğunluğu anlaşılıyordu. Demokratik siyasal zihniyetle sorunları ele alma kafasında olmadıklarını gösteriyorlardı. Bu nedenle ancak AKP ile mücadele edilerek demokratikleşme yolunda adımlar atılabilir, demokratikleşme geliştirilebilirdi.
Gezi olayları önemli gelişmeydi, ancak bu toplumsal gelişme Türkiye’deki tüm toplumsal kesimleri bir araya getirecek bir programla daha geniş kesimlere seslenemedi, daha etkili ve sürekli mücadele eder duruma getirilemedi. Türkiye’nin demokratik güçleri potansiyeli ve birikimiyle Kürdistan’ın demokratik güçleri ortaklaştırılamadı. Bu konuda iki taraflı yetersizlikler yaşandı. Demokratikleşme için ortaya çıkan muazzam zemin değerlendirilemedi. Sanki Türkiye normal bir dönemden geçiyormuş gibi çalışmalardaki rutinlik devam etti. Sadece İmralı’da Kürt Halk Önderi’yle devlet görüşmelerinden neler çıkacak beklentisi içine girildi. Halbuki İmralı’da Kürt Halk Önderinin eli de ancak demokrasi mücadelesiyle güçlendirilirdi. Demokrasi güçleri bunları yaparak Türkiye siyasetine müdahale etselerdi bu hamle İmralı’daki çabayla birleşir, Türkiye’nin demokratikleşmesi için güçlü bir pozisyon ortaya çıkarırdı. Bu durumda demokrasi güçleri AKP’yi aşarak Türkiye’nin demokratikleşmesinin temel aktörü haline gelirlerdi. Ancak demokrasi güçleri ve Kürt demokratik hareketi bu hamleyi yapma gücü ortaya koymayınca, AKP demokrasi güçlerini oyalayıp hegemonyasını pekiştirmek isteyen bir yaklaşım içinde oldu.
AKP’nin bu politikasıyla pozisyonunu zayıflattığını gören dış güçler ve içteki uzantıları iktidarı değiştirip kendilerini hakim kılma hamlesi yaptılar. 17 Aralık hamlesi aslında artık kendi ihtiyaçlarına cevap vermeyen AKP iktidarını değiştirmek isteyen dış güçlerin hamlesidir. Fethullahçılar figüran ve işbirlikçi olarak kullanılmaktadır. Nasıl ki artık çıkarlarını temsil etmeyen H.Mübarek, sonradan da M. Mursi uzaklaştırılmışsa, şimdi de AKP saf dışı edilmek istenmektedir. Dış güçler ve egemenler her zaman böyle davranmışlardır. AKP dış güçlere karşı olduğu için değil, politika ve duruşuyla artık efendilerine gerektiği kadar hizmet edemez hale geldiği için gözden çıkarılmıştır.
Yıpranan ve kendi ihtiyaçlarını karşılayamayan iktidarların yerine yeni bir iktidar getirmek için 17 Aralık hamlesi yapılmıştır. Yolsuzluklar da bu hamlenin manivelası olarak kullanılmaktadır. Kuşkusuz yolsuzluklar gerçektir. Ama bu yolsuzluklar 12 yıldır vardır. Kapitalizmin ve neoliberalizmin olduğu yerde zaten yolsuzluk olur. Kapitalizmin doğası zaten toplumun cebinden alıp egemen ve sömürücülere vermeyi ve dolayısıyla sistemi güç yapmayı gerektirir. Kapitalizmin olduğu yerde temiz ve yolsuzluğun yapılmadığı bir siyasal, sosyal, ekonomik sistem olacağını beklemek hayaldir, kendini kandırmaktır. Biz 17 Aralık operasyonu olmadan bir hafta önce yazdığımız bir makalede AKP Hükümetinin Türkiye tarihinin en fazla yolsuzluk yapan ve yandaşlarına rant dağıtan bir iktidar olduğunu vurgulamışız. Bunu tespit etmek de zor bir şey değildi. Kapitalizmin doğasını bilen herkes bunun fakrındadır. Bu açıdan bizim için sürpriz olmadı. Kuşkusuz şiddetli iktidar kavgası nedeniyle yolsuzlukların belgeleriyle ortaya konulması, toplumun ikna olması ve inanması için değerlendirilmesi gereken bir veri olarak görülmelidir.
ABD ve onun Türkiye ve Ortadoğu’daki ajan örgütü olan Fethullahçılar toplumun demokrasi ve özgürlük beklentisini iyi görerek Kürt Halk Önderinin bu yönlü yarattığı havayı AKP’nin değerlendirememesini de fırsat bilerek AKP’yi en zayıf yerlerinden vurmuşlardır. Bunlar da yolsuzluk yapılması ve demokratikleşme konusunda toplumun ihtiyacına cevap verilmemesidir. Özcesi, toplumdaki demokrasi, özgürlük isteği, yolsuzluğa ve rantçılığa karşı tepkiyi kullanmak istemişlerdir. Bunlar da demokrasi güçlerinin ve halkımızın mücadelesiyle oluşturulmuş değerler ve tepkilerdir. Demokrasi güçlerinin müdahil olması ve yapması gerekenleri rol çalarak, halkın tepkilerini istismar ederek kendi çıkarları doğrultusunda yararlanmak istemektedirler.
KCK’nin deklarasyonu başta Kürt halkı olmak üzere halklarımızın ve demokrasi güçlerinin ağır bedeller ödeyerek yarattığı değerleri, birikimi ve zemini bu güçler değerlendirmesin; bu bizim görevimiz ve tarihin bize verdiği roldür diyenlerin demokrasi güçlerini göreve çağırmasıdır. Türkiye AKP’nin yerine yeni bir baskıcı hegemonik ve sömürücü bir iktidarla yıllarını heba mı edecektir, yoksa demokrasi güçlerinin sürece müdahale ederek demokratikleşme hamlesiyle demokratik ve toplumun çıkarları için çalışacak yeni bir Türkiye’yi yaratması gerçekleşecektir? Bu sorunun cevabı KCK deklarasyonunda ifade edilen çağrının gereğinin yapılıp yapılmayacağına bağlıdır. KCK’nin deklarasyonu Kürt Halk Önderinin bir yıl önce Türkiye halklarına sunduğu manifestonun pratikleşmesi için yapılan bir çağrıdır. Kürt Halk Önderinin manifestosu kendiliğinden pratikleşmeyeceğine göre, demokrasi güçlerinin bir araya gelerek o manifestoda dile getirilen demokratik Türkiye’nin yaratılmasında rollerini oynamalıdırlar. Kürt Halk Önderinin bir yıl önceki çağrısı iyi okunursa esas muhatabın radikal demokrasi güçleri ve halklar olduğu iyi görülür. KCK’nin deklarasyonu bu çağrıdaki sorumluluğun yerine getirilmesini ifade etmektedir.
Eğer demokrasi güçleri bu dönemde rollerini oynamazlarsa tarihi bir fırsatı kaçırmış olurlar. Gelen gideni aratır misali yeni bir hegemonik ve baskıcı güçle karşılaşırlar. Fethullah Gülen sadece Türkiye’deki işbirlikçi İslam projesi değildir; Ortadoğu’daki İslam toplumlarını teslim almak isteyenlerin ajan işbirlikçi İslam projesidir. Bu açıdan devrimci demokratik yapıların sadece Türkiye’deki işbirlikçi ajan projeye değil, Ortadoğu’daki işbirlikçi ajan projeye de müdahale etmeleri gerekir. Bu projeye şimdi CHP de bir süreliğine eklemlenmiş durumdadır. CHP üzerinden halkın tepkilerinin radikalleşmesi ve gerçek bir demokratikleşme mücadelesinin gelişmesinin önüne geçilmek istenmektedir. İşte KCK Yürütme Konseyinin çağrısı bu oyunları ve komploları boşa çıkartmaya yöneliktir. On yılların mücadelesiyle biriken demokrasi ve özgürlük özlemi yeni bir işbirlikçi rejimin yedeği yapılmak istenmektedir. KCK’nin çağrısı bunu önlemeye ve halkların özlemini gerçek demokratikleşmeyle taçlandırmaya yöneliktir.
Bu çağrı aynı zamanda Newroz sürecine denk gelmiş bulunmaktadır. Newroz Kürt halkı açısından özgürlük ve demokrasi duygularının ve mücadelesinin en yüksek düzeye çıkmasıdır. Bu Newroz aslında Kürt halkının özgürlükte kararlılığının en güçlü biçimde haykırıldığı Newroz olacaktır. Seçimler sürecine denk geldiği için Demokratik Özerklik konusundaki kararlılık ve özlemin ilanı olacaktır. Bu Newroz’da her yerde Demokratik Özerklik haykırılacaktır. Demokratik özerkliğin fiilen gerçekleştirilmesinin startı verilecektir. Bu seçimden sonra her yerde yerel yönetimler demokratik özerkliğin sembolü olacaktır. Bu açıdan bu Newroz önemlidir. 2014 Newroz’unda Demokratik Özerklik programı ve onu gerçekleştirme iradesi en yüksek biçimde ortaya konulacaktır.
Bu açıdan bu seçimlerde Kürdistan ve Türkiye’de demokratların kazanması çok çok önemlidir. Bu Newroz seçim çalışmalarının zirveleşmesi olmalıdır. Newrozlar demokratların seçim propagandası ve yeni yerel yönetimlerin ne anlama geldiğinin ortaya konulduğu platformlar olmalıdır. Özcesi, Newroz coşkusuyla seçim çalışmasına yüklenilmeli ve Newroz ruhuyla kültürel soykırım partileri Kürdistan’da tabela partileri haline getirilmelidir.
KCK deklarasyonu ve yeni bir demokratikleşme hamlesi
KCK Yürütme Konseyi bir deklarasyon yayınlayarak tüm demokrasi güçlerinin bir demokrasi programı etrafında bir araya gelerek Türkiye’yi demokratikleştirme mücadelesine çağırdı. Demokratikleşme konusunda bazı önerilerini de sundu. Türkiye gerçekten de tam bir siyasi kaos yaşamaktadır. Mevcut siyasi partiler iktidar mücadelesi için “sen git, ben geleyim” ağız dalaşı içinde halklara hiçbir çözüm projesi sunmuyorlar. Keçi can derdinde, kasap yağ derdinde örneğinde olduğu gibi partiler tam bir kasap zihniyetiyle hareket ediyorlar. Halkı düşündükleri yok.