Tek dile, tek kültüre ve tek millete dayalı ırkçı Türk devlet doktrinin temellerinde egemen özne olarak sadece Kemalizm vardı. Ancak, AKP’nin iktidara gelmesiyle bir de buna sırtını Amerika’ya yaslayan Fethullah Gülen hareketin’in Türk İslam sentezi eklendi. Ortadoğu’da ABD’nin Yeşil Kuşak projesinin öncüsü olarak Türkiye seçildi. Bu misyona karşın, Türkiye ABD’den Kürt Ulusal Hareketi’ne karşı lojistik, istihbarat ve diplomatik destek aldığı çok açık bir gerçektir. Herşeye rağmen, ırkçı devletin Kürt Ulusal hareketi’ni bırakalım tasfiye etmeyi, güçlenmesinin önüne bile geçemediği gibi, “Pan-Türkizmin” önünde tek engel olarak görüyor.
Kürt Ulusal Hareket’in istediği Özerklik talebi, bir arada yaşayan halkların öteden beri var olan çözüm formüllerinden biri olmuştur. Küresel değişim, ulusal ve toplumsal taleplerin sosyo-kültürel ve siyasal hakların gerçekleşmesini daha da kolaylaştırdı. Buna rağmen, Türkiye’nin komplo ve entrikalarla Kürt Ulusal hareketini tasfiye etme planlarının akla ve gerçekliğe sığmadığını iktidar da çok iyi biliyor aslında. Kürt Hareketi, kolonyalist sistemi demokratikleşmeye zorluyor. Yalanlar sarmalından ibaret olan açılım ve sözde verilen hakların bir lütuf olarak sunulmasının bir kandırmaca olduğunu Kürt  Ulusal Hareketi ve Kürt halkı da başından beri çok iyi biliyordu. Şimdiye kadar bunu kabullenmeyenler bir özeleştiri verme erdemliliğini gösterecekler mi acaba.
İki yıldan beri “KCK” adıyla gözaltına alınanların sayısı 7 bin 748 kişi. Bunların 3 bin 895’i tutuklanmış durumda. Tutuklananlar arasında Kürt belediye başkanları, milletvekilleri, BDP il genel meclis üyeleri, insan hakları savunucuları ve BDP yöneticileri var. Kürtlere karşı tamamen komlo ve etrikalara dayanan siyasallaşmış ve baskıcı bir yargının amacı belli, sindirmek ve teslim almak. Kürt siyasal hareketine karşı adeta bir yargı ve hukuk terörü estiriliyor. Kürtler tamamen hukuk dışı bir devlet terörü olan bu oyunun farkında, en doğal hakları olan Kürtçe savunmayı kabullenmemeleri bu devasa sorunun çözümünün askıya alınmasını gösteriyor. Tutuklananların haklı talebi olan anadillerinde savunma ve susma eylemini yapanlara tahammül edilemiyor...
Kürt halkı kendini nasıl savunursa savunsun karar önceden verilmiş ve her şey yargısız infazdan ibarettir. Devletin bu klasik ve çağdışı oyunlarla başarılı olma şansı yoktur elbette. Zira devlet, KCK’li arıyorsa bu sayı milyonlarcadır. Kürt halkının kolunu kanadını kırıp, siyasal haklarını ortadan kaldırmak isteyen devlet, gelinen bu aşamadan sonra, örgütlü Kürt halk hareketinin koskoca gerçeğini kabullenmekten başka çaresi yoktur! Bunca ölüm, bunca talan ve kırımlar bir halkı yıldıramıyorsa ve bu halk hareketine kadınlar ve çocuklar da katılmışsa ok yaydan çoktan çıkmıştır artık... Bunu Türk halkının, iktidarının, dahası aydınlarının, siyaset bilimcilerinin ve tarihçilerin çok iyi okuması gerekiyor. Tarihsel süreçte değişim, dönüşüm ve yeniden yapılanma kaçınılmazdır. Baskı altında olan ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan her halk örgütlenir ve ihtiyaç duyduğu liderleri yaratır ve Kürdistan davasında PKK bir sonuçtur...
15 Ağustos atılımıyla başlayan kıvılcım sürekli bir gelişimi ve aidiyet bilincini mobilize etti. Gelinen bu aşamada tamamen haklılığa dayalı bu mücadele er geç sonuca ulaşacaktır. Ve bu süreçte devletin “Kürt aydını“ olarak lanse edip yararlandığı  AKP yanlısı basın ve Tv’lerde boy gösterenler, Kürt halkı için bir talihsizliktir. Tarihin sayfalarında yer eden olaylardan hiç ders almadıkları belli ve üstelik 17 bin cinayet işleyen devlete emenet olacak kadar da safderunluğu oynuyorlar. Ziya Gökalp, Şükrü Mehmet Sekban, Rayber, Mehmet Şerif Fırat’ın yaşadıklarını ve sonlarını da tümden unutmuşlar... yazık çok yazık...
dere@bluewin.ch