Kürt sorununun, Kürtlerin varlığını yok sayma, Kürtlerin iradesini tanımama ve muhatap almamadan kaynaklandığını, Kürtlerin varlığını resmi olarak kabul etmek, muhatap almak ve iradesini tanımakla çözüleceğini belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, AKP Hükümeti’nin seçim stratejisini bir parçası olarak açıkladığı pakete işaret ederek, “Kürtleri eşit ve onurlu bir halk olarak muhatap almadan, Kürt halkının iradesini tanıyıp saygı duymadan yapılacak her şey oyalama ve aldatmadan başka bir anlama gelmeyecektir” dedi. Özgürlük Hareketi olarak 9 defa ateşkes ilan ederek demokratik çözüm için zemin sunma sorumluluğunu şimdiye kadar yerine getirmeye çalıştıklarını anımsatan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, bunların oyalama, zaman kazanma ve tasfiye için fırsat olarak görülüp heba edildiklerini; son ateşkese de farklı bir yaklaşım gösterilmediğini kaydetti. Kürt sorununun içerik olarak çözülmesinin temel koşulları, talepleri, parametrelerinin belli olduğu gibi birbirinden koparılmayacak biçimde bir bütünü ifade ettiklerini vurgulayan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, bu vazgeçilmez talepler karşılanmaz, nasıl pratikleşeceği müzakere edilmezse tek taraflı çözümün devreye gireceği uyarısı yaptı. Özgür ve demokratik yaşam hakkının tanınmadığı bir ortamda Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamlarını kendi irade ve güçleriyle gerçekleştirmelerinin meşruiyetinin altını çizen Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, “Bu çerçevede çok boyutlu bir yeni mücadele dönemi başlatılacaktır” dedi.

Türk Hükümeti’nin, ‘demokratikleşme paketi’ adı altında tamamen bozulan imajını düzeltmeye ve yerel seçim startını vermeye dönük açıkladığı göstermelik düzenlemelerin hemen ardından tepkisini yazılı bir açıklamayla paylaşan KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, detaylı bir deklarasyonla cevap verileceğini de ilen etmişti. Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı, beklenen deklarasyonunu dün açıkladı. Kürt sorununun tarihsel arka planı ile birlikte PKK’nin çıkışını ve mücadele tarihini özetleyen deklarasyonda, demokratik siyasal çözüm arayışları ve akıbetleri de hatırlatıldı:

Kürt sorununun kaynağı

Kürt sorunu, Türk devletinin Kürtlerin varlığını inkar ederek kültürel soykırıma uğratıp Türkleştirme politikası sonucu ortaya çıkmıştır. Kürtlerin bu politikaya yönelik her itirazları şiddetle bastırılmıştır. Kürtler susturulduktan ve itiraz edemez hale getirildikten sonra ekonomik, sosyal ve kültürel politikalarla kültürel soykırım hızlandırılmıştır. 1970’li yıllara gelindiğinde yaşamı sürdürmek için Kürtlere Türkleşmekten başka çare bırakılmamıştır. Bu nedenle Kürtlüğünden kaçırtan bir siyasal, sosyal, ekonomik, kültürel ve psikolojik ortam yaratılmıştır. Kürtlük beyaz katliamla yok olma sürecine sokulmuştur.

PKK’nin tarihsel misyonu

PKK, Kürtleri yok olmayla karşı karşıya getiren bu kültürel soykırımcı politikaya karşı bir isyan ve mücadele gücü olarak tarih sahnesine çıkmıştır. Gençlik başta olmak üzere Kürt halkı kısa sürede PKK’yi kültürel soykırımcı sömürgeciliğe karşı kurtarıcı bir güç olarak karşılamıştır. PKK’nin söylemi, yaşamı ve pratiğinin bir ve tutarlı olduğunu görmüş ve PKK etrafında toplanmaya başlamıştır. 12 Eylül öncesi binlerce kadro ve sempatizanı, yüzbinlerce taraftarı olan bir hareket ortaya çıkmıştır.

Direniş ve 15 Ağustos

12 Eylül 1980 askeri darbesiyle PKK’nin kökünü kazıyıp Kürt halkının özgürlük umudunu dirilmeyecek biçimde tarihe gömmek istediler. Bu kök kazıma harekatı ve zulmüne karşı PKK kadro ve sempatizanları zindanda direnirken, PKK Önderliği ve kadroları da Ortadoğu alanında her koşulda direnecek bir örgüt yaratma mücadelesi verdiler. Önder Apo ve kadrolarının her koşulda mücadele edecek örgüt yaratma çabasıyla zindan direnişinin birleşik etkisi 15 Ağustos 1984 gerilla hamlesini yaratmıştır.

Gerilla ile serhildanın birleşimi

1990’lı yılların başında gerilla direnişi diriliş devrimi olarak tanımlanan halk serhildanlarını yaratmıştır. Gerilla ile halk serhıldanının birleşmesi yenilmez bir Özgürlük Hareketi ortaya çıkarmıştır. Kürdistan halkında ulusal ve siyasal bilinci geliştirmiş, Kürt sorununu da Türkiye’nin gündemine koymuştur. Kürt gerçeği ve halkın talepleri artık gizlenemez ve üstü örtülemez hale gelmiştir.

Siyasal yöntemlerle çözüm

Önder Apo, Kürt gerçeği ve talepleri inkar edilemez hale getirildikten sonra, Kürtlerin özgürlük ve demokratik yaşam sorunlarını Türkiye sınırları içinde çözmeyi tercih etmiştir. 1988 yılından itibaren Türkiye’ye sorunları diyalog ve siyasal yöntemlerle çözme çağrısı yapmıştır.

Turgut Özal dönemi

1993 yılında Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Kürt sorununun askeri yöntemlerle çözülemeyeceğini anlamış, mesaj ileterek, ateşkes olursa siyasi yollardan çözüm arayışı içine gireceğini belirtmiştir. Önder Apo, siyasal çözüm yoluna şans vermek için 1993 Mart’ında tek taraflı ateşkes ilan etmiştir.  Turgut Özal’ın katledilmesiyle birlikte demokratik çözüm girişimi sonuçsuz kalmıştır.

Necmettin Erbakan dönemi

Önder Apo 1995 Aralık ayında Refah Partisi’nin iktidar ortağı olmasından sonra Necmettin Erbakan’dan gelen mesaj üzerine yeniden tek taraflı ateşkes ilan etmiştir. Ancak devlet imha operasyonlarından vazgeçmeyince bu ateşkes uzun sürmemiştir. Türk devleti, Erbakan’ı da 28 Şubat muhtırasıyla etkisiz hale getirmiştir.

9 Ekim’e giden yol

Türk devleti 1997 ve 1998 yıllarında bazı aracılarla mesajlar göndermiş olsa da, bunların mücadeleyi durdurup oyalama ve zaman kazanarak Özgürlük Hareketi’ne yönelik tasfiye girişimleri olduğu 9 Ekim 1998 komplosuyla netleşmiştir. Komployu Önder Apo’nun esaretine kadar sürdürmüşlerdir.

Gerillanın ilk çekilmesi

1998 yılında ilan ettiği ateşkesi esaret altında tutulduğu İmralı’da 2 Ağustos 1999’da aldığı gerillayı Türkiye sınırları dışına çıkarma kararıyla yeni bir aşamaya taşımıştır. Ancak Türk devleti geri çekilmeyi PKK’nin zayıflığına yorarak inkar ve kültürel soykırım politikasına devam etmiştir. PKK’yi tasfiye edebileceğini düşünerek Kürt sorununun çözümünde hiçbir adım atmamıştır.

1 Haziran Hamlesi

Kültürel soykırımda ısrar edilip hiçbir adım atılmayınca Kürt Özgürlük Hareketi gerillanın geri çekilmesi ve çatışmasızlık durumuna son vererek 1 Haziran 2004’te yeni bir gerilla direnişi hamlesi başlatmıştır.

AKP’nin ilk ateşkes istemi
2006 yılında gerçekleşen serhildanlar ve gerilla direnişi AKP’yi daha fazla zorlamıştır. Bu direnişler karşısında fazla ayakta kalamayacağını düşünen AKP Hükümeti aracılar göndererek ateşkes ilan edilmesini istemiştir. Kürt Halk Önderi bazı adımlar atılacağı düşüncesiyle 1 Ekim 2006’da ateşkes ilan edilmesini istemiştir. 1 Ekim 2006’da ilan edilen ateşkese de olumlu bir karşılık verilmemiştir.

Oslo süreci

AKP Hükümeti, hem PKK’yi hem asker-sivil bürokrasiyi idare etme politikasını sürdüremeyeceğini görerek 2007 Mayıs’ında ‘Dolmabahçe mutabakatı’yla PKK’nin tasfiye edilmesi konusunda Genelkurmay ile anlaştı. AKP 22 Temmuz 2007 seçimlerinde yeniden iktidar olduktan sonra PKK’yi tasfiye etme konseptinin dış ayağı da 5 Kasım Erdoğan-Bush görüşmesiyle oluşturuldu. 2008 Zap harekatı başarısızlıkla sonuçlanınca AKP Hükümeti ile asker-sivil bürokrasi arasında PKK’yi tasfiye etmede yeni bir konsept benimsendi. Bu konsepte göre PKK’ye yönelik tasfiye harekatının güçlendirilmesi için devletin çok teşhir olduğu dil ve kültür alanında bazı yumuşamalara gitmek gerekecektir. Kürtçe televizyonunun açılması gibi konuların 29 Mart 2009 yerel seçimleri öncesi gündeme gelmesi bu nedenledir. Bu süreç aynı zamanda Oslo görüşmelerinin yürütüldüğü süreçtir. Oslo görüşmeleriyle birlikte çatışmasızlık da sağlandı. Kürtler, seçimlerden başarıyla çıktı. KCK, 13 Nisan’da çatışmasızlık ortamını sürdüreceğini ilan etti. Buna cevap 14 Nisan’da siyasi soykırım operasyonlarıyla verildi. Buna rağmen çatışmasızlık sürdü, Önder Apo çözüm için bir Yol Haritası hazırladı, Barış Gruplarını Türkiye’ye gönderildi. Cevap, siyasi soykırım ve askeri operasyonları arttırmak oldu. Mayıs 2010’da çatışmasızlık son buldu.
AKP Hükümeti Eylül 2010 referandumu öncesi Önder Apo’ya başvurarak çatışmasızlık istedi, Hareketimiz de 13 Ağustos’ta ateşkes kararı aldı. 12 Eylül referandumunu kazanan AKP Hükümeti verdiği sözleri tutmadı. Buna rağmen 12 Haziran 2011 seçimlerine kadar çatışmasızlık sürdü. 2011 yılında Önder Apo üç protokol hazırlayıp hükümete sunmuştur. Ancak ne bu protokollere cevap verildi ne de koşullarında değişikliğe gidildi.
Bu durum karşısında DTK 14 Temmuz’da Demokratik Özerklik ilan etti. Demokratik Özerklik ilanına çok öfkelenen AKP Hükümeti aynı gün askerlerin yaptığı operasyona gerillaların karşılık vermesini de gerekçe yaparak askeri ve siyasi soykırım operasyonlarını arttırdı. Böylece Oslo süreci bitti, 2012 sonbaharına kadar süren savaş başladı.

Son başvuru

AKP Hükümeti 2012 yılındaki savaşın 2013’te sürmesi halinde iktidarını kaybedeceğini gördü. İmralı’ya heyetler göndererek çatışmasızlığın sağlanmasını talep etti. Önder Apo, gerillaların çatışmasızlık konumuna geçmesini istemiştir. 21 Mart 2013 tarihinde de demokratikleşme manifestosu sundu. Kürt Özgürlük Hareketi, demokratikleşme projesinin yaşam bulması için çatışmasızlığı sağladı, esirleri bıraktı ve gerillanın Türkiye sınırları dışına çıkışını başlatarak geri çekilme iradesini de gösterdi.

AKP adım atmadı
AKP, Kürt sorununu yaratan devletin yürütme gücü olarak hiçbir adım atmadı. Çatışmasızlık, askerlerin bırakılması, gerillanın geri çekilmesi anlamsız kılındı. AKP sanki görüşmeler olmamış, hiçbir adım atılmamış gibi hareket etti.

Geri çekilme durdu

Kürt Özgürlük Hareketi, AKP’nin bu ciddiyetsiz ve sürece anlam vermeyen tutumunu değerlendirerek gerillanın geri çekilişini durdurma kararı almak zorunda kaldı. Çatışmasızlığı sonlandırmayarak hükümete adım at uyarısı yaptı. Hükümete bir fırsat daha tanındığı gibi, atılan adımlara değer vermeyen gayri ciddi tutumlar sürdürüldüğü takdirde çatışmasızlığın da anlamsız hale geleceği gösterilmek istendi.

Uyarıları gördü, savuşturdu

Hükümet, Kürt Özgürlük Hareketi’nin gerillanın geri çekilişini durdurma kararının ciddiyetini ve uyarılarını gördü, ancak bu uyarıyı da kendine göre savuşturma yoluna başvurdu. Hükümet, muhatapsız bir paket hazırladı, Önder Apo’nun esnek ve süreci kurtarmaya yönelik yaklaşım ve önerilerine de bir karşılık vermedi.

Paketin içeriği yok

İçeriğinin Kürtlerin ve demokrasi güçlerinin taleplerini karşılamadığı açıktır. Sadece başta Kürtler olmak üzere kamuoyunda teşhir olmuş, meşruiyeti kalmamış ve kendileri açısından da kambur hale gelen “andımız” gibi ırkçı ve çağ dışı uygulamaları kaldırarak Kürt halkı ve demokrasi güçlerinin demokratik çözüm taleplerinin savuşturulmak istendiği görülmektedir. Böylelikle demokrasi güçlerinin hükümet üzerindeki demokratikleşme yönündeki baskılarını hafifleterek seçimlere gitmek istediği anlaşılmaktadır.

Göstermelik adımlarla olmaz

Kürt sorunu yüz yıllık ağır bir sorundur. Acımasız katliamlar yapılmış ve sürekli bir kültürel soykırım politikası uygulanmıştır. Bu uygulamalar son otuz yılda onlarca insanın kaybıyla sonuçlanan şiddetli bir savaşa sebep olmuştur. Kürt sorunu, oyalama sağlayan, imaj çalışmasının bir parçası olan seçim propagandası yapılacak paketlerle ve bazı göstermelik adımlarla çözülemez.

Çözecek olan zihniyet

Kürt sorunu, Kürtlerin varlığını resmi olarak kabul etmek, muhatap almak ve iradesini tanımakla çözülür. Erdoğan’ın açıkladığı paket de Kürt sorununu yaratan zihniyetle hazırlanmıştır. Kürtleri farklılıkları olan bir toplum, bir kimlik olarak tanımamaktır. Kürtler hala üzerinde kültürel soykırımcı egemenlik sürdürülmek istenen ve kendi olmaktan çıkarılması amaçlanan bir toplum olarak ele alınmaktadır. Kürt sorununu bu zihniyet ve yaklaşım yaratmıştır. Bu zihniyetin hazırladığı paketten de sorunların çözümünün amaçlanmayacağı açıktır.

Muhatap var ve görüşülüyor
PKK, KCK ve BDP Kürtlerin tümünün olmasa da, Kürtlük bilincinde olan, Kürtlük adına talepleri olan toplumun çok önemli bir bölümünü temsil etmektedir. Bu açıdan Önder Apo’nun, PKK’nin, KCK’nin ve BDP’nin Kürtleri büyük oranda temsil ettiği inkar edilemez gerçekliktir. Devletin dolaylı dolayışız yıllarca bu kurumlarla ilişki içinde olması ve görüşmeler yapması bu gerçeğin ifadesidir. Eğer çözüm isteniyorsa bu gerçekliğe doğru yaklaşılmak durumundadır.

Süreci bitirmek anlamında

Eğer bir süreç varsa, bu devam edecekse bunun iki tarafı olacaktır. Bunun da görüşmeler, tartışmalar, bunun sonucunda müzakere ve mutabakatla yapılması ve gelişmesi gerektiği en bilinen gerçekliktir. Kürt sorununun Kürtleri muhatap almama ve iradesini tanımamadan kaynaklandığı dikkate alındığında atılacak adımların ve hazırlanan paketin Kürt tarafını muhatap almadan yapılması durumu aslında süreci bitirmek anlamına gelmektedir. AKP Hükümeti böyle tek taraflı tasarruflarla süreci sabote etmiş bulunmaktadır. Eğer bir süreçten ve Kürt sorununun çözümünden söz edilecekse bunun iki taraflı irade, müzakere ve mutabakatla gerçekleşmesi gerektiği herkes tarafından takdir edilecek temel bir yöntemdir. Buna uymamak ve gereklerini yerine getirmemek en hafif deyimle süreci yok saymaktır.

Süreç tıkandı

Türk devleti egemenlikçi ve Kürtleri ciddiye almayan yaklaşımla atılan adımlara değer vermeyip süreci ilerletecek hiçbir adım atmayarak süreci tıkattı. Özgürlük Hareketi olarak 9 defa ateşkes ilan ederek demokratik çözüm için zemin sunma sorumluluğunu şimdiye kadar yerine getirmeye çalıştık. Ne var ki bu ateşkesler, oyalama, zaman kazanma ve tasfiye için fırsat olarak görülüp heba edilmişlerdir. Önder Apo’nun bir yıla yakın sürdürdüğü son ateşkese de farklı bir yaklaşım gösterilmemiştir.

Tartışma yeri mi?

AKP’nin Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi çok ciddi yaklaşmasına rağmen İmralı görüşmelerini bir tartışma yeri gibi zaman kazanma ve oyalama haline getirmesi, soruna ciddi yaklaşmadığının ve bir çözüm politikası olmadığının kanıtıdır. Zaten bu nedenle görüşmeler ve tartışmalar bir müzakere ve çözüm projesi ortaya koyma haline gelememektedir. Daha doğrusu AKP bu görüşmeleri oyalama ve zaman kazanarak Kürt Özgürlük Hareketi’ni tasfiye etme enstrümanı ve aracı olarak değerlendirmektedir.

Rojava’ya yansıması
Türk devletinin Kürt sorununda bir çözüm politikası olmadığı ve Önder Apo’nun başlattığı sürece doğru yaklaşmadığı Rojava’da gerçekleşen demokratik devrime düşmanlığıyla da kendini dışa vurmuştur. Kuzey Kürdistan ve Türkiye’de çatışmasızlık sürerken, Türkiye’nin çeteler eliyle savaşı Rojava’ya taşırması süreci sabote etmek anlamına gelmektedir. Kuzey’de çatışmasızlık sürerken Rojava’da savaşın bizzat Türk devleti tarafından kışkırtılması ve yaygınlaştırılması sürece karşı sorumsuz ve ciddiyetsiz yaklaşmasının Rojava’da en tehlikeli hal almasıdır. Kuzey Kürdistan ve Rojava Kürdistan’daki durum birbirinden ayrı ele alınamaz. Rojava’da Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamı boğulmak istenirken Kuzey Kürdistan’da sorunun çözümü için adım atılacağını söylemek politikadan hiç anlamayanların bile inanacağı bir durum değildir. Rojava’da Kürt halkı üzerinde katliam politikaları izlenirken, Kürtlerin hak kazanmaması için her türlü kirli ittifak içine girilirken Kuzey Kürdistan’daki halkın AKP’nin bir çözüm politikası olduğuna inanması beklenemez.

Çözümün temel koşulları

Kürt sorununun içerik olarak çözülmesinin temel koşulları vardır. Bu temel talepler karşılanmadan ayrıntıda konuşulan ve yapılanlar hiçbir anlam ifade etmez.
Bu temel talepler, parametreler ve koşullar bellidir. Bunlar birbirinden koparılmayacak biçimde bir bütünü ifade ederler.
Birincisi: Kürtlerin varlığının, kimliğinin, Kürt kültürünün anayasal ve yasal güvenceye alınması, Kürt kimliğiyle düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün tanınması.
İkincisi: Kürtlerin bir toplum olarak kabul edilmesinin gereği özyönetiminin, yani demokratik özerkliğinin kabulü.
Üçüncüsü: kültürel soykırımla yok edilmek istenen bir halk olmasından dolayı her düzeyde anadilde eğitiminin kabul edilmesidir.
Bunlar Kürt halkının vazgeçilmez talebidir. Bu üç temel talep karşılanmadan inkar ve asimilasyonun bittiğinden ve kültürel soykırımdan vazgeçildiğinden söz edilemez. Olsa olsa inkar, asimilasyon ve kültürel soykırımın yeni koşullarda sürdürülmesinden söz edilebilir. İnkar, asimilasyon ve kültürel soykırıma son verecek bu üç temel talep de ancak demokratik bir anayasayla karşılanacak ve birbirini tamamlayan taleplerdir. Biri olmadan diğerleri anlamlı olamaz. Kürtlerin Kürt kimliğiyle özgür ve demokratik yaşamı ancak bu üç öğenin bütünleşik varlığıyla mümkündür. Bunların nasıl somutlaşacağı ve pratikleşeceği ise tartışma, müzakere ve mutabakatla belirlenir. Kürtler muhatap alınmadan, iradesi tanınmadan, temsilcileriyle müzakere yapılmadan da bu temel taleplerin, hakların tanınması gerçekleşmez. Çünkü muhataplık ve Kürtlerin siyasi iradesini tanıyıp tanımama Kürt sorunu konusunda zihniyet değiştirip değiştirmemeyle bağlantılıdır. Çözüm iradesi ortaya koyma da bu konuda eski zihniyeti ve yaklaşımı bırakmayla belli olur ve pratikleşir.

Kürtlerin tercihi
Kürt Özgürlük Hareketi de tüm örgütleri ve bileşenleriyle demokratik siyasi çözümden yanadır. Bu yönlü çözümü Hareketimiz Türk devletiyle müzakere temelinde pratikleştirmeyi bugün de tercih etmektedir. Ancak bu şans ve fırsata şimdiye kadar hoyratça yaklaşılmıştır. Eğer bu tutumdan vazgeçilir, Önder Apo ve Özgürlük Hareketi gerçek anlamda muhatap alınır, rollerini oynamaları için yasal düzenlemeler yapılır, Kürt sorununun çözümü konusunda müzakerelere geçilir ve tarafsız gözlemci heyetlerin bulunduğu ve toplumun önemli kesimlerinin bizzat katılımının ve düşüncelerinin alındığı bir çözüm süreci içine girilirse, Hareket olarak üzerimize düşeni bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tereddütsüz olarak yerine getireceğimiz açıktır.

Olumlu cevap verilmezse…
Eğer Kürt sorununun çözüm diyalektiği ve gerekleri yerine getirilmez, bugünkü tutumda ısrar edilir ya da bugünkü tutum farklı biçimde sürdürülmek istenirse Hareketimiz bu durumu değerlendirecek, teorik çizgimiz ve paradigmamız doğrultusunda özgür ve demokratik yaşamı kendi iradesi, gücüyle yeni yol ve yöntemlerle gerçekleştirme yoluna gidecektir. Özgür ve demokratik yaşam hakkının tanınmadığı bir ortamda Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamlarını kendi irade ve güçleriyle gerçekleştirmeleri meşru bir haktır. Bu çerçevede çok boyutlu bir yeni mücadele dönemi başlatılacaktır. Çatışmasızlığın nasıl sürüp sürmeyeceği, Hareket olarak hangi yol ve yöntemi tercih edeceğimiz AKP Hükümeti ve Türk devletinin önümüzdeki günlerdeki tutumuna bağlı olacaktır.

Demokrasi güçlerine çağrı
İster devletle müzakere yoluyla, isterse halkımızın kendi iradesi ve gücüyle özgür ve demokratik yaşamı sağlama tercihi olsun, her ikisinde de halkımızın ve demokrasi güçlerinin tutumu ve mücadelesi sonuç alıcı olacaktır. Bu açıdan demokrasi güçlerini ve tüm halkımızı Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü doğrultusunda kendisini daha örgütlü kılmaya ve mücadeleyi çok boyutlu geliştirmeye çağırıyoruz. 

Kürt halkının vazgeçilmez talepleri

*Kürtlerin varlığının, kimliğinin, Kürt kültürünün anayasal ve yasal güvenceye alınması, Kürt kimliğiyle düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün tanınması.
*Kürtlerin bir toplum olarak kabul edilmesinin gereği özyönetiminin, yani Demokratik Özerkliğinin kabulü.
* Kültürel soykırımla yok edilmek istenen bir halk olmasından dolayı her düzeyde anadilde eğitiminin kabul edilmesi.


Bu talepler nasıl karşılanır?

İnkar, asimilasyon ve kültürel soykırıma son verecek bu üç temel talep, ancak demokratik bir anayasayla karşılanacak ve birbirini tamamlayan taleplerdir. Biri olmadan diğerleri anlamlı olamaz. Kürtlerin Kürt kimliğiyle özgür ve demokratik yaşamı ancak bu üç öğenin bütünleşik varlığıyla mümkündür. Bunların nasıl somutlaşacağı ve pratikleşeceği ise tartışma, müzakere ve mutabakatla belirlenir. Kürtler muhatap alınmadan, iradesi tanınmadan, temsilcileriyle müzakere yapılmadan da bu temel taleplerin, hakların tanınması gerçekleşmez. Çünkü muhataplık ve Kürtlerin siyasi iradesini tanıyıp tanımama Kürt sorunu konusunda zihniyet değiştirip değiştirmemeyle bağlantılıdır.

Talepler karşılanmazsa ne olur?
Eğer Kürt sorununun çözüm diyalektiği ve gerekleri yerine getirilmez, bugünkü tutumda ısrar edilir ya da bugünkü tutum farklı biçimde sürdürülmek istenirse Kürt Özgürlük Hareketi, teorik çizgisi ve paradigması doğrultusunda özgür ve demokratik yaşamı kendi iradesi, gücüyle yeni yol ve yöntemlerle gerçekleştirme yoluna gidecektir. Böyle bir ortamda Kürtlerin özgür ve demokratik yaşamlarını kendi irade ve güçleriyle gerçekleştirmeleri meşru bir haktır. Bu çerçevede çok boyutlu bir yeni mücadele dönemi başlatılacaktır. Çatışmasızlığın nasıl sürüp sürmeyeceği, Hareket olarak hangi yol ve yöntemi tercih edeceğimiz AKP Hükümeti ve Türk devletinin önümüzdeki günlerdeki tutumuna bağlı olacaktır.

ANF/ BEHDİNAN