Halit ERMİŞ - halitermis49@hotmail.com

Neçirvan Barzani önce PKK’yi “işgalci” olarak tanımlıyor, ardından Erdoğan’ın yanına gidiyor. Erdoğan ise PKK’yi tasfiye edeceğini, bunun için gerekli her türlü saldırı ve katliam yönetimini kullanacağını tüm Kürtlerin gözlerinin içine bakarak deklere ediyor.

Erdoğan Kürtleri katledeceği, köklerini kazıyacağı yemini ederken, Neçirvan Barzani Kürdistan bölgesi başbakanı sıfatıyla Erdoğan’ın diktatörlüğünün kutlandığı geceye katılıyor. Hem de Erdoğan’ın özel davetlisi olarak. Gecede bir de özel görüşme yapılıyor. Özel görüşmede ne konuşulduğu meçhul. Ama görüşmenin perde arkasını tahmin etmek zor değil. Zira Neçirvan Barzani’nin Erdoğan tarafından davet edilmesini yere göğe sığdırmayan Rudaw, yayınladığı yazıda Kürtlerin Türk devletine muhtaçlığını sıralarken, işin perde arkasında neler konuşulmuş olabileceğini salık veriyor.

Kaç yıldır bu köşede yazıyorum. AKP-KDP kader birliği yapmış aynı zihniyet ürünü yapılanmalardır. Yine garip (ne kadar garipse artık) olan şey, birinin Türklük diğerinin Kürtlük adına Kürt katliamı üzerine kader birliği yapmış olmalarıdır.

Erdoğan “beka” sorunu var diyerek iç muhalefeti tüm dinamikleriyle tasfiye etti. 15 Temmuz sözde darbe girişimi gibi “lütuf” da eline geçince faşizmde sınır tanımadı. KDP, DAİŞ diyerek iç muhalefeti elimine etti, hükümet darbesiyle bölge yönetimine el koydu. Sözüm ona “bağımsızlık referandumu” diyerek Kerkük’ü peşkeş çekti. Hem de Erdoğan’ın yoğun baskı ve presiyle bu gerçekleşti. Ama garip olan şu ki, iki parti de mağduriyet siyasetini çok iyi yürüttüler. Aslında mağduriyetten öte, manipülasyonu çok iyi yaptılar. Bunu da gasp ettikleri yönetim erkini kullanarak halka ait olan tüm imkanları kendi denetim ve tasarruflarına alarak gerçekleştirdiler.

Dikkat edin iki parti de halkın sesini duyuracak başat araç olan medyayı kendi tekellerine aldılar. Toplumsal ekonomi dibe vurup, halk iki tarafta da açlık sınırının altında yaşarken, onlar sermayelerine sermaye, iktidarlarına iktidar kattılar.

Bu yetmiyormuş gibi kendi halkına ihanet etme yolunu seçmeyen Goran Hareketi ve YNK’yi de zor ve baskıyla kendi saflarına çekmeye çalışıyorlar.

Bunun için Mevlüt Çavuşoğlu devreye giriyor; “Hewlêr ve Bağdat yönetimleri PKK’ye dönük saldırılarımızı desteklerken, YNK ve Goran PKK’yi destekliyor. Bunun bedelini ödeyecekler” diye haddini aşan bir açıklama yapıyor. Hatırlayalım, ondan birkaç gün önce de Süleyman Soylu da HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’ı tehdit etmişti.   

Çavuşoğlu açıklamasında net bir şekilde, KDP, PKK’ye karşı bizimledir ama YNK-Goran değil, diyor ve onların da bedel ödeyecekleri tehdidini savuruyor.

YNK-Goran anında Çavuşoğlu’na cevap vererek, bu ihanette yer almayacaklarını açıklarken, bu tehditlerin üzerinden daha birkaç gün geçmişken, Neçirvan Barzani soluğu Ankara’da diktatörün yanında alıyor.

Yüksek olasılık bu görüşmede bir taraftan YNK ile Goran hareketini PKK’ye karşı kendi saflarına çekmenin, bir taraftan da kuzey Kürdistan’da HDP’nin tasfiye edilmesinin yol ve yöntemleri konuşulacaktır. Önümüzdeki günlerde KDP’nin YNK ile Goran’a karşı değişik şekillerde baskısı gelişirse şaşırmamak gerekir.

Yine, yüksek olasılık PKK’ye karşı yürütülecek ortak mücadele komplike bir şekilde ele alınacak. KDP’nin rolü bu görüşmede masaya yatırılacaktır. Neçirvan Barzani’nin Ankara ziyareti öncesi PKK karşıtı açıklamalarının benzerleri tekrarlanabilir. KDP medyası Erdoğan ve Türk devleti ile Kürdistan bölgesi arasındaki ilişkilerin önemine işaret eden, PKK’nin bunun önünde nasıl engel oluşturduğunu, güney ekonomisinin bundan nasıl etkilendiği yönünde yoğun bir propaganda başlatabilir.

KDP ve Neçirvan Barzani bununla kendi ihanetine meşruiyet kılıfını giydirmeye çalışacaktır. Ancak dikkat edilmesi gereken YNK ve Goran’dan Çavuşoğlu’na verilen yanıtın sürekliliğinin gelişmesidir. Kürtlere kazandıracak olan, AKP-KDP kirli ittifakını bozacak asıl husus da toplum tarafından da yoğun destek bulacağı kesin olan, Kürt karşıtı tasfiye siyasetine karşı durmak olacaktır.

YNK-Goran karşı tutumlarını daha net bir şekilde ortaya koyarak, bunu tüm toplumsal kesimlere mal edebilirler. Hatta KDP’yi bilerek dışarıda bırakıp Kürt birliğini gündeme getirebilirler.

Yıllardır tartışması yapılan Kürt Ulusal Birliği’ne KDP’nin en büyük engel olduğu oldukça nettir. KDP net olarak celladın safında yer alırken, ulusal birliğe gelmesini beklemek ne kadar sonuç alıcı olacaktır?