Kürdistan'da aylardır şehirler kuşatılmış; tanklarla, toplarla yerle bir ediliyor, Güney Kürdistan'dan, KDP’den ses yok. KDP'den ses çıkmadığı gibi, Bakurê Kurdistan’da KDP'ye yakın parti ve siyasi çevrelerden de bu saldırılara karşı bir tutum yok. Kürdistan'ın hangi parçasında olursa olsun Bakurê Kurdistan’daki halk ve PKK Kürt halkına yönelik her saldırıya karşı çıkar ve o parçadaki mücadelenin yanında yer alır. Bakurê Kurdistan’daki sömürgeci devlet saldırılarının yüzde biri başka bir yerde olsaydı Bakurê Kurdistan’daki halk ve siyasi güçler derhal harekete geçirdi.Başûrê Kurdistan’da Kürt halkına ve kazanımlarına yönelik bir saldırı olduğunda ilk önce PKK tutum alır ve Bakurê Kurdistan halkı ayağa kalkardı. IŞİD Hewlêr ve Kerkük’e yöneldiğinde HPG ve YJA STAR hiç tereddüt etmeden harekete geçmiş, IŞİD’in Hewlêr üzerine yürümesini engellemişti. Süleymaniye ve Kerkük halkı gerillayı büyük bir coşkuyla karşılamıştı. 

Güney Kürdistan'daki sessizlik esas olarak KDP’den kaynaklanmaktadır. Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin, Gever, İdil, Kerboran, Silvan, Varto ve diğer alanlarda Türk devleti tankıyla topuyla yıkım yapıp katliamlar gerçekleştirirken gösterilen bu sessizlik utanç vericidir. Kürdistan tarihi açısından kötü bir örnektir. Kürdistan'ın bir parçasında büyük bir mücadele sürerken, kültürel soykırımcı sömürgeciliğin ağır saldırılarına karşı fedaice bir direniş yürütülürken başka bir parçadaki bu sessizlik kabul edilemez. ÖzellikleBaşûrê Kurdistan gibi bu saldırılara tutum gösterme imkanları olan bir parçadaki bu sessizliğin sorgulanması gerekir. 

Belki geçmişte Kürdistan parçaları arasında bu kadar yakınlık yoktu. Hem mücadele her parçada bu kadar gelişmemişti, hem de parçalardaki mücadelenin birbirini etkilemesi bu düzeyde değildi. Artık tüm parçalar birbiriyle çok yakınlaştı. Hem de her parçadaki mücadele diğer parçaları çok fazla etkilemektedir. Artık herhangi bir parçadaki gelişmelere duyarsız kalmak gelinen aşamada büyük bir sorumsuzluktur. Böyle bir durumda sessizlik ve duyarsızlık yurtseverliği sorgulatır. 

KDP neden Bakurê Kurdistan’daki katliamlara sessiz kalıyor? Bunda iki etken var. Birincisi, AKP ile kurduğu ilişkiler, ikincisi, PKK'yi kendisine rakip görmesidir. Bu nedenle Kürt halkının yaşadığı zulme sessiz kalıyor. Yani bu tutumda Kürt yurtseverliği yoktur. AKP ile kurulan çıkar ilişkileri ve halkın direnişi ezilirse PKK'nin kaybedeceğinin düşünülmesi nedeniyle Kürt halkına karşı yürütülen bu ağır saldırılara sessiz kalınmaktadır. Her iki durumda da gösterilen bu tutumun Kürt yurtseverliğiyle, hatta insanlıkla bağı olamaz. Eğer KDP'nin gösterdiği bu tutumu herhangi bir Kürt partisi gösterseydi derhal ihanet, en hafif deyimle işbirlikçilik olarak değerlendirilirdi. KDP bu tutumu gösterdiği zaman bu açık söylenmiyorsa, bunun nedeni KDP'nin elinde bulundurduğu imkanlar ve KDP'nin kendine eleştiri yapanlara acımasız yönelmesidir. 

Kürt Özgürlük Hareketi ise KDP ile gerilimi daha fazla arttırmamak ve KDP'nin başka güçler tarafından daha fazla kullanılmasına fırsat vermemek için bu tutuma karşı fazla ses çıkarmıyor. Bu ses çıkarmama ne kadar doğru ve yanlış ayrı bir konudur, ancak mevcut politik durumda Kürt Özgürlük Hareketi böyle yaklaşıyor. Bu yaklaşımlar, KDP'nin gösterdiği tutumun kötülüğünü ve tarih karşısında yargılanacak bir durum olduğunu ortadan kaldırmaz. 


AKP'nin saldırıları meşrulaştırılıyor 

AKP gibi Kürt inkarcısı bir hükümete karşı mücadelenin her yöntemi meşrudur. AKP, kültürel soykırımcı sömürgeci sistemi yeni koşullarda uygulayıp Kürtleri ortadan kaldırmak istiyor. Tayyip Erdoğan her gün tek millet, tek vatan diyerek bu amacını açıkça ortaya koymaktadır. Zaten Kürt sorunu yok, terör sorunu var demektedir. Bu söylem en fazla da 1990’lı yıllarda söylenmişti. Zaten AKP şimdi 1990’lı yıllarda binlerce köyü boşaltan ve binlerce faili meçhul cinayeti işleyen güçlerle ittifak yapmış durumdadır. Bu ittifakla eğer PKK'ye darbe vurulursa Güney Kürdistan'a da yönelecektir. Şu anda AKP hükümetinin Rojava Devrimi'ne yaklaşımı göz önüne getirilirse, genel Kürt politikası da anlaşılır. Herhalde Başûrê Kurdistan bu genel politika içinde istisna değildir. Kaldı ki Başûr'a dokunmasalar bile diğer parçalara bir düşmanlık varsa Başûr ve KDP bunu kendi sorunu yapmak durumundadır. Yoksa Kürtlüğünden, yurtseverliğinden şüphe duyulur. 

KDP tüm parçalar Başûra kurban edilmelidir diyorsa bu daha büyük bir gaflettir. Hiçbir parçanın diğer parçaya kurban edilmesi düşünülemez. Ancak KDP'nin yaklaşımları bunu ortaya koymaktadır. 

Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, AKP hükümeti bugün Bakurê Kurdistan’da şehirleri, mahalleleri bombalıyor, yakıp yıkıyorsa, yüzlerce sivili katlediyorsa, bunda KDP'nin tutumunun büyük payı vardır. KDP bu saldırıları sessiz kalarak, hatta niye direniyorsunuz diyerek meşrulaştırmaktadır ve cesaretlendirmektedir. Zaten KDP'nin Bakur'da ilişki içinde olduğu siyasi çevre ve kişilerin tutumu bu yöndedir. Aynı AKP ağzıyla konuşmaktadırlar. Kürt halkının direnişine yönelik değerlendirmeleri benzerdir. Sadece arada sırada hiçbir değeri olmayan "siviller ölmesin" gibi cılız bir ses çıkarmaktadırlar. Ama esas rolleri AKP'nin saldırılarını meşrulaştırmak olmaktadır. 

KDP'nin Bakurê Kurdistan’daki saldırılar karşısındaki tutumu çok kötü bir örnektir. Yani Kürt halkının yaşadıklarının haklı olup olmadığına değil, dar parti çıkarlarına göre yaklaşım Kürt halkı için de çok kötü bir kültür ve yaklaşım ortaya çıkaracak bir durumu ifade etmektedir. Bu, ileride çok tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Başûr'da bir olumsuzluk olduğunda bugün Bakur'da acı çekenler "bize ne Başûr'dan" diyebilirler. Biz bu tutumu doğru bulmuyoruz; ancak KDP'nin önce Rojava’da, şimdi de Bakurê Kurdistan’da Kürt halkına yönelik gerçekleştirilen saldırılara sessiz kalması, hatta Rojava ve Bakur’da direnenlere karşı olumsuz tutum takınması böyle kötü bir anlayışın önünü açabilir. KDP'nin tutumu bu kötü yaklaşımlara emsal olabilir. 

KDP herhalde AKP gibi bu şehirler benim egemenlik alanımdadır; egemenlik alanımda her sokakta asayişi sağlamak hakkımdır diyemez. KDP Türk devleti gibi, AKP gibi bakamaz. Kürt gözüyle bakması gerekir. Böyle bakıldığında Türk devleti işgalcidir, işgalcinin ben asayişi sağlamak için her yeri tankla, topla ağır bombalarım demesine de karşı çıkılır. Eğer Kürt halkının varlığı, özgür ve demokratik yaşamı reddediliyorsa ve Kürtler üzerinde baskıcı bir rejim kuruluyorsa, Kürtler de bu işgalci güce karşı her türlü imkanla direnirler. Eğer işgalci güç her yere rahatlıkla girip keyfi olarak insanları tutukluyor ve öldürüyorsa, buna karşı direnmek de Kürt halkının hakkıdır. Bu direnişe saldırmak gayri meşrudur. Bir Kürt hareketi, Kürt partisi ve kişisi de işgalci gücün bu gayri meşru saldırısına karşı çıkar. KDP'nin de yapması gereken, KDP'den beklenen, sen hiçbir gerekçeyle Kürt şehirlerine saldıramazsın, insanları öldüremezsin, diyerek tutum koyması olmalıdır. 


Her Kürt direnişin yanında yer almalı 

Kürdistan dört parçaya bölünmüştür. Böyle olunca Kürtler dört devletle sorunlar yaşamaktadır. Yakın zamana kadar bu dört devlet Kürt sorununda ortak davranıyordu. Kürtlerin hak elde etmemesi için ortak politika yürütüyorlar, hatta birbirleriyle ilişki içinde olmadıkları zaman bile bu ortak politikayı gizli bir anlaşma gibi gözetiyorlardı. Şimdi Irak ve Suriye Türkiye ile ortak bir politika içinde olmasalar bile Türkiye yine de Kürt karşıtlığında öncülük yapmaktadır. Eğer sömürgeci güçler Kürt karşıtlığını bırakmıyorsa, o zaman Kürtler de kendi aralarında birlik yaratarak bu politikalara karşı koymalıdırlar. Resmi birlik olmuyorsa bile fiili ortaklık önemlidir. Herhangi bir parçaya yönelik saldırılarda diğer parçalar tutum ortaya koyarak sömürgeci politikalara karşı durmalıdır. Bu, Kürtlerin siyasi kaderidir. Bunu yapmadıkları takdirde ezilmeye mahkumdurlar. 

Öte yandan Ortadoğu'da çok kritik bir dönemden geçilmektedir. 20. yüzyılda Kürtlerin köleliği üzerine kurulmuş  bir statüko vardı. Şimdi bu statüko dağılmış bulunmaktadır. Ortadoğu'daki tüm siyasi güçler yeni dengelerde yer almak için büyük bir mücadele içine girmişlerdir. Bu siyasi durum en fazla da Kürtleri ilgilendirmektedir. Kürtler bu dönemde ortak davranır, güç olurlarsa yeni Ortadoğu'da daha güçlü yer alırlar. Artık tek bir parçanın istediği gibi hareket edeceği bir dönemde değiliz. Bu açıdan tüm parçalardaki mücadele aynı zamanda diğer parçaların gücü olmaktadır. Bu açıdan her parçadaki mücadelenin diğer parçalarda desteklenmesi gerekir. Kaldı ki yurtseverlik ve Kürtlük de bunu gerektirmektedir. Şimdi böyle bir dönemde Kürdistan'ın en büyük parçası, Kürtlerin en fazla yaşadığı ve siyasi gelişmeleri en fazla etkileyen bir Kürdistan parçasına böyle ağır saldırı varsa, bu tüm Kürtleri ilgilendirir ve tüm Kürtlerin buradaki mücadeleye destek vermesi için ayağa kalkması gerekir. 

Bakurê Kurdistan’daki soykırımcı sömürgeci saldırılar karşısında her Kürt siyasi partisinin ve gücünün direnen Kürt halkının yanında yer alması gerekmektedir. Eğer kim bu mücadelenin yanında yer almıyorsa, o Kürt siyasi gücü, çevresi ve şahsiyeti tarih karşısında yurtseverlik terazisinde ölçülecektir.