KDP'nin 3 Mart'tan bu yana Şengal üzerindeki ablukası devam ediyor. Geri çekilmek, gerilimi ortadan kaldırmak ve Kürtler arası sorunları diyalog yoluyla çözmek bir yana, giderek saldırganlaşan, Türk devletiyle ilişkilerine daha bir derinlik katan, parti-aile çıkarı ve iktidarı için ortamı barut fıçısına çeviren siyasette ısrar ediliyor. 

Kürtler arası sorunların diyalog ve görüşmeler yoluyla çözülmesi gerektiğini, KDP ve onun uzantıları dışındaki herkes her fırsatta dillendiriyor. Ancak bu cenahtan, tüm telkin ve çağrılara olumlu cevap vermek bir yana, ateşe körükle giden bir politika tercih ediliyor. 

30 Mart günü PKK'ye sözüm ona eleştiri yapan KDP Politbüro üyesi Fazıl Mirani, Şengal'deki durumu değerlendirirken, PKK'ye akıllara ziyan bir eleştiri de bulundu. Mirani, PKK'ye dair "Kendi evini yıkan bir kişinin, senin evini yapacağım demesine nasıl kanaat getireceğimi bilmiyorum. Kendi evini inşa edemeyen komşusunun evini nasıl inşa etsin" şeklinde anlamsız beyanatta bulundu. 

Mirani'nin bu açıklamasından şu üç sonuç ortaya çıkıyor;

Birincisi; Fazıl Mirani'nin "Kendi evini yıkmakla" kastettiği şeyi açıklamak gibi bir zorunluluğu var. Eğer bunda kasıt, Türk devletinin Kuzey Kürdistan şehirlerini yakıp yıkmaya direnen PKK'nin tutumundan söz ediliyorsa, o zaman Mirani bir şekilde, Saddam Hüseyin diktatörlüğünün Güney Kürdistan Enfali’ni de Kürtlerin suçu olarak görüyordur. Yoksa Saddam Hüseyin'i taklit eden Erdoğan diktatörlüğü ve faşizmi karşısında neden PKK'yi suçlama gereği duysun ki?

Kürt’ün soykırım ve faşizm karşısındaki direnişi sadece bugün değildir. En tarihten habersiz kişiler bile, 20.yy Kürt soykırımlarını iyi bilirler. Bu soykırımlar karşısında Kürt'ün karşı direncini - ki, bu ancak kendi varlığını koruyabilmiştir - haksız gösteren sadece yine soykırımı gerçekleştirenlerdir. Kürtlerin varlığını koruma mücadelesini "Kendi evini yıkma" olarak değerlendiren bu soykırımcıların dışında bir de Fazıl Mirani ve onun zihniyetinde olanlar vardır ki, bu zihniyetin Kürtlere getireceği hiçbir şey yoktur. 

İkincisi; Mirani, açıklamasında farkında olsun ya da olmasın bir gerçeği de dile getiriyor. "PKK ile aramızdaki sorun kolay bir sorun değil. PKK bize karşı ideolojik savaş yürütüyor" diyor. Aslında işin özü tam da burada gizlidir. 

PKK'nin KDP ile asıl çelişkisi ideolojiktir, siyasidir. Çünkü KDP feodal aşiretçi-aileci mantıkla her tarafa, her ne pahasına olursa olsun, kendi sultasını kurmak istiyor. Derebeylik döneminin ağa, bey sistemiyle 21.yy’da Kürdistan'da dilediğince hükümranlığını sürdürmek, kendi dışındakilerin de ona tebaa olmasını istiyor. 

İşte Şengal'de YBŞ-YJŞ'ye, Êzîdîlere tepkisi, saldırısı bundandır. 2014 DAİŞ saldırısı öncesi KDP'nin Şengal'de mutlak bir hakimiyeti vardı. Hiçbir Êzîdî Kürt’ü KDP'ye rağmen ben varım diyemezdi. Günü geldiğinde de DAİŞ çetelerine peşkeş çekmekte hiçbir beis görmedi. 

Ancak yıl 2017, Şengal ve Êzîdîler geçirdikleri 2014 travmasından sonra, ihanetin bedelini unutmadan "Senin sultanlığına son, sana kul, köle olmaya son" diyorlar. Tam da burada KDP sorumlu olarak PKK'yi görüyor. Zira düzenin, nizamın, düşüncenin, arayışların, istem ve taleplerin, ret ve kabul ölçülerinin daha düne kadar kendi boyunduruğu altında tuttuğu bir halk nezdinde değiştiğini görüyor. 

KDP bu konuda PKK'ye inanılmaz kızıyor. Çünkü Êzîdîlerin bu duruma gelmesinde ve KDP'nin 2014 ihanet gerçeğini görmelerinde PKK'nin inkar edilmez etkisi var. Hal böyle olunca derebeylik sisteminde ısrar eden KDP'nin tüm hesapları Şengal dağlarına çarpıp Musul ovasında berheva oluyor. 

İşte PKK ile KDP arasında asıl çelişki bu zihniyet ve örgütlü toplum çelişkisidir. Fazıl Mirani farkında olmadan bir gerçeği kabullenmiş oluyor. 

Üçünüsü; Mirani, PKK'den söz ederken "Komşu", diyor. Bu zihniyet ve mantığın alıcısı var mıdır bilmem ama anlaşılan Mirani ya kendisini Kürt olarak görmüyor ya da PKK'nin ne olduğunu tam bilmiyor. Haa eğer ısrarla yürüttükleri PKK, Kuzey Kürdistan partisidir, safsatasını tekrar ısıtıp birilerine satmak istiyorlarsa, birincisi; PKK'nin tüm Kürdistan parçalarından müteşekkil bir örgüt olduğunu hatırlatmak, ikincisi; bu, düşünmeden dile getirdiği sözlerle, Kuzey Kürdistan’ı, Kürdistan'ın bir parçası olarak görmediğini, ona hatırlatmak gerekir. 

    İşte KDP tam da bu zihniyetten kaynaklı, Kürtler arası diyaloga gelmiyor. Kürtlerin birliğini sağlayacak her türlü ihtimali Türk devletiyle el ele vererek tasfiye etmeye çalışıyor. Çünkü serde birlik, birliktelik, ulusallık diye bir amaç yoktur.