
* Halk Savunma Merkezi Komutanı Murat Karayılan, bu tarihi aşamada gerilla ile peşmergenin saldırgan güçlere karşı ortak direnişi geliştirme olanaklarının yaratılması için KDP ve YNK’ye çağrı yaptı: Özellikle Kerkük’te ve Şengal’de halkımızı savunma savaşına HPG güçlerinin de katılması için olanak tanıyın!
* Karayılan, Türkiye’de devam eden sürecin renginin önümüzdeki 1-2 haftada netleşeceğini belirterek, “Gönüllü birlik projesi kabul edilmezse parçalanma gelişir. Güney Kürdistan 4-5 milyonluk nüfusuyla bağımsızlık sürecine doğru gidiyor. Kürtler için artık böyle bir seçenek gündemdedir. Bunun da bilinmesi gerekiyor” dedi.
Halk Savunma Merkezi Komutanı Murat Karayılan, başta KDP olmak üzere herkesin gerçekleri görmesi gerektiğini vurgulayarak, tüm Kürdistan’da ulusal birlik anlayışının etkili kılınması ve ulusal birlik platformlarının geliştirilmesinin her zamankinden daha fazla gerekli hale geldiğini söyledi.
PKK Yürütme Komitesi Üyesi Murat Karayılan, ANF’nin sorularını yanıtladı.
IŞİD’in Musul hamlesini siz nasıl yorumluyorsunuz?
Son hamle Ortadoğu’daki dengeleri köklü bir biçimde değişikliğe uğratacak yeni bir süreci beraberinde getirdi. Bu durum, ister çok organizeli ve planlı olsun, ister olmasın, Ortadoğu’ya dönük uluslararası derin bir projenin alt zeminini de oluşturmaktadır. Irak’ın fiilen 3’e bölünmesi, Rojava’nın tasfiye edilmesi ve bölgedeki bağımsızlıkçı, özgürlükçü ve demokratik hareketlerin altına alınmasını da hedefleyen yeni bir süreç başlayabilir. Bu bakımdan son hamleyi, sadece Irak boyutunda değil, bölge boyutunda ele almak gerekiyor.
Irak’ta IŞİD’in bu düzeye gelmesinde Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye’nin rolü fazladır.
IŞİD ve El Nusra aynı taktiği Suriye’de de uyguladı. Suriye’de savaşın eksenini bir taraftan mezhebe dayandırdı, diğer taraftan ise Türkiye’nin Kürt karşıtlığını görerek Rojava’da Kürt karşıtlığına dayandı. Bu konuda önemli sonuçlar da aldı. Nitekim Türkiye, orada PYD ve YPG’ye karşı savaştığı için hem El Nusra’yı hem de IŞİD’i destekledi.
2 yıldan beri YPG’ye karşı her türlü yöntemle saldırılar geliştirdiler. Bu anlamda Rojava halkımızın ve YPG’nin El Nusra ve IŞİD’e karşı geliştirdiği direniş çok tarihsel bir anlama sahiptir. Maalesef ön yargılardan dolayı dünya bunu takdir etmedi, görmezlikten geldi. Ancak, çeşitli güçler şimdi görmeye başladı.
YPG’ye karşı saldırı geliştirdikleri için AKP onları destekledi, KDP de onlara çanak tuttu. KDP de bu politikayı destekledi; arkasında saf tuttu.
İşte IŞİD, Suriye’de yapamadıklarını yapabilmek için tekrardan Irak’a dönerek Irak’ta bu hamleyi başlattı. Bunda yine AKP’nin ve diğer Arap devletlerinin rolü vardır.
Skeys-Picot sona eriyor mu?
Son Musul çıkışıyla bir kez daha Skeys-Picot zihniyetine dayalı anlaşmaların anlamsızlığı ve Ortadoğu’nun yeniden düzenlenmesi gerektiği ortaya konulmuştur.
Böyle bir hamleyi bekliyor muydunuz?
Önderliğimiz 1 yıl önceden bunu gördü ve Misaki Milli sınırlarını gündemleştirdi. Yine Şengal’den Kerkük’e kadar uzanan ‘Orta Hat’ diye tanımladığı alandan bahsetti. Bu hatta, diğer örgütlerle birlikte bir ortak mücadele hattının oluşturulması perspektifini sundu. Biz aslında bunun pratik alt yapı hazırlıklarını da başlattık ama belli ki bu konuda geç kalındı. Bu bir özeleştiri konusudur. Geç kalındı, yoksa Önderliğimiz bu konuda bu tehlikeyi hissetti. El Kaide’ye karşı ulus devlet zihniyetiyle değil, demokratik ulus zihniyetiyle Orta Hat’tan Rojava’ya kadar uzanan bir direniş hattının geliştirilmesini öngören bir çerçeveyi önceden sundu. Çünkü burada Kürtler var, Türkmenler var, Araplar var, yine çeşitli mezhepler var. Dolayısıyla burada temel çözümün demokratik ulus perspektifiyle yürütülecek bir direniş mücadelesiyle gelişebileceğini söyledi. Bu çerçevede bazı pratik adımlar da atıldı ama belirttiğim gibi belirli düzeyde geç kalındığından söz etmek gerekiyor.
Siz Türkiye’nin IŞİD ve benzeri çeteleri desteklediğini belirttiniz, ancak Türk devlet yetkilileri bir ilişkileri olmadığında ısrarlı…
Belki son aylarda ABD’nin ve Batı’nın artan baskıları sonucu ilişkilerini gizli hale getirmiş ve inkar ediyor olabilirler ama Türkiye bu konuda kendini temize çıkaramaz. Mesela Kobanê’nin yakınında Süleyman Şah Türbesi vardır. Karakozak Köprüsü’nün yanında bulunan bu türbe, Türkiye sınırından 30 km. uzaklıktadır. Burası IŞİD’in denetimindedir. Başlangıçta sorun olduğu belirtildi. Bunun üzerine Süleyman Şah’taki askeri güçleri değiştirmek ve onlara erzak taşımak üzere Türk devletinin bir askeri konvoyu Kobanê’den geçerek Süleyman Şah Türbesi’ne gitti. Ama gidiş o gidiş; bir daha dönmediler. Çünkü IŞİD’le anlaşma yaptılar; o konvoy Minbic üzerinden Cerablus’a, Kargamış’a ve öylece Türkiye’ye geçti. Ve şimdi de o hat öyle işliyor. Yani Türkiye’nin Süleyman Şah Türbesi’ndeki askerlerle IŞİD hattı üzerinden ilişkiyi sürdürme durumu var.
Türk konsolusuluğunu rehin aldılar, bu bahsettiğiniz ilişkinin neresine oturuyor?
Konsolosluğu ellerinde tutup bazı şeyleri garantiye almak istiyorlar. Konsolosluğa herhangi bir zarar vereceklerini sanmıyorum. Zaten dikkat edin, Türkiye de rahattır; ‘sağlıkları iyidir’ demektedirler. Musul’da işlerin karıştığı bir hafta öncesinden belliydi. Türkiye’nin tedbir almayıp konsolosluğu çekmemesinin nedeni IŞİD’in böyle yöneleceğini beklememesindendir. Çünkü aralarında bir yakınlık vardır fakat IŞİD’in sağı solu belli olmaz. IŞİD çok rahatlıkla kendi ilişkisine yönelebilecek bir yapıya sahiptir. Şimdi adeta Türkiye’yi kıskaca almıştır. İstediklerini Türkiye’den almazlarsa, daha da sıkıştırırlar. Belli ki Türkiye’den farklı teminatlar istemektedirler. Aslında bir nevi Türkiye’yi kendi amacına hizmet eder pozisyonda tutmayı hesaplamaktadır. Çünkü şimdiye kadar o politikasından bir takım sonuçlar aldı; bütün bu güçlerini Türkiye üzerinden Irak’a ve Suriye’ye taşıdı. Bu açıdan bu, Türkiye ile IŞİD arasında bir soruna dönüşebilir. Bir nevi Türkiye’nin bize, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı kullanmak istediği silah şimdi kendisine dönebilir.
Peki KDP’nin IŞİD politikası için neler belirtebilirsiniz?
KDP’nin politikası konjonktürel ve yanlıştır.
KCK, gerillanın her koşul altında Güney halkını savunabileceğini açıkladı, bu gücünüz var mı?
Kürt halkının kendini savunma ve başarı elde etme imkanı var; buna en çarpıcı örnek Rojava’daki halkımızın direnişidir. Biz PKK ve HPG olarak tüm parçalarda Kürt halkını her koşul altında savunabilecek güç ve tecrübeye sahibiz. Güney’de halkımızı ve kazanımlarını savunmaya hazırız. Bunun için gerekli ilişki ve ortaklaşmaların gelişmesi halinde hiçbir gücün bizi yenemeyeceği açıktır. Bugün Güney halkımız IŞİD’in saldırı tehdidiyle karşı karşıya bulunmaktadır. HPG bu saldırılara karşı mücadele edebilecek ve saldırgan güçlere gereken cevabı verebilecek güçtedir. Bu tarihi aşamada gerilla ile peşmergenin saldırgan güçlere karşı ortak direnişi geliştirme olanaklarının yaratılması için KDP ve YNK yönetimlerine çağrı yapıyorum: Özellikle Kerkük’te ve Şengal’de halkımızı savunma savaşına HPG güçlerinin de katılması için olanak tanıyın!
Mevcut durumda bile Kürtler içinde bazı grupların Rojava düşmanlığının devam ettirmelerini nasıl izah ediyorsunuz?
Rojava’da bir devrim gerçekleşti ve bu, hakikattir. 2 yıldan bu yana gelişen bir Kürt yönetimi; son yılın başından bu yana da demokratik muhtevaya sahip bir program temelinde ilan edilmiş kantonlar var. Sadece bir örgütün değil, bütün Kürt halkının kazanımlarıdır. Bunu tanımak, buna katılmak en doğru yöntemdir. Tanımamak, onun yasalarını, güvenlik kuvvetlerini tanımayıp istikrar ortamını bozucu davranışlarda bulunmak doğru olmaz. Herkes orada oluşan gerçeği görmek zorunda ve bu biçimde katılarak ulusal birliği geliştirmeyi hedeflemek gerekiyor. Ama kanton hükümetleri de herkes için kucaklayıcı ve kapsayıcı olmalı, programındaki demokratik muhtevaya uygun bir biçimde uygulamayı geliştirmelidir. Doğru olan budur. Yoksa şimdi PDK-S adı altındaki yapının yaptığı gibi, tanımama, karşıtlık yapma, istikrarı bozan davranış ve eylemlerde bulunma, Asayiş’i ve sistemi tanımama doğru bir şey değildir.
Orada her gün bomba patlatmak isteyen düşmanlar var. Asayiş ve güvenlik güçleri olmasa Rojava’da taş üstünde taş kalır mı?
Devrim sürecinden bu yana 1000’e yakın şehit verilmiştir. Bu şehitler olmasaydı şimdi IŞİD orayı viraneye çevirmez miydi? Elbette ki çevirirdi. IŞİD Qamişlo’yu kendisine üs yapacaktı. Serêkaniyê’yi El Nusra zaten üs yapmıştı. Efrîn dağlarını kendilerine üs yapmak için Efrîn’e 4 koldan yönelmediler mi? İşte bunu koruyan ve savunan bir güç var ve bu güç şehitler verdi. Bunun görülmemesi, gerçeklerin görülmemesidir. Gerçeklerin görülmediği yerde ise hiçbir şey gelişmez. Bu açıdan başta KDP olmak üzere herkesin gerçekleri görmesi temelinde tüm Kürdistan’da ulusal birlik anlayışının etkili kılınması ve ulusal birlik platformlarının bu temelde geliştirilmesi her zamankinden daha fazla gerekli hale gelmiştir.
Şimdi herkesin, Rojava Devrimi’nin, Rojava’daki halkımızın ve yine kahramanca direnen YPG militanlarının değerini daha iyi görebileceği bir tablo oluşmuştur. Yani El Nusra’ya, Ehrar El Şam’a ve IŞİD’e karşı direnmenin kolay bir şey olmadığını bugün herkes daha iyi görmüştür.
Süreç ve ölüm paradoksu
Bir yandan dialog ve ateşkes süreci yaşanıyorken, diğer taraftan ise direniş ve ölümlerin yaşanmasının nedeni nedir?
Bu konu çok önemlidir. Çünkü süreç gerçekten çok hassas, kritik bir aşamaya gelmiş bulunuyor. Önümüzdeki 1-2 haftada sürecin rengi netleşecektir. ‘Gerçekten süreç bir çözüme doğru evrilecek ve çözüm yolunda ilerleme mi kaydedecek, yoksa bu süreç tümüyle son bulup yeni, farklı ve kapsamlı bir direniş süreci mi başlayacak’ noktasında bir netleşmenin yaşanacağı günlerde bulunuyoruz.
Dikkatimizi çeken çok önemli bir husus vardır: AKP Hükümeti Kürt sorununa ve Kürt sorununun çözümüne ilişkin herhangi bir yasa çıkarmaya yanaşmıyor. En basit konularda bile yasa çıkarmaya yanaşmıyor. Halen Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yasal literatüründe Kürt kavramı yoktur; Kürt dili denmez, ‘Türkçe dışındaki diğer diller’ diye geçer. TRT-6 kurulmuştur ama esasında onun yasal çerçevesi yoktur. Kürtlere ilişkin, Kürt sorununun çözümüne ilişkin yasa çıkarmama ve bu konuda yasallaşmamada bir ısrar vardır.
Bu ısrarın sebebi nedir?
Bu- bizde ciddi bir kuşkuya yol açan temel hususlardan birisidir. Nasıl hırsız bir yere girer fakat iz bırakmaz, AKP Hükümeti de 2009’dan beri Kürt sorununun çözümünden bahseder ama iz bırakan herhangi bir kanun çıkarmaz. Zaten Kürt sorunu da demiyor, ‘terör sorunu’ diyor. Sürecin iyi geliştiğinden bahsediyor ama bu sürece ilişkin tek cümlelik bir yasa çıkarmaya bile yanaşmıyor.
Türk Hükümeti neler yapmalı?
Gelinen noktada artık çözüm süreci var, madem devlet ve hükümet yetkilileri bundan bahsediyor, o zaman kanun da çıkarmalıdır.
Kürt sorunu salt bir müsteşarlıkla çözülebilecek bir sorun değildir; çözüm için yasal ve anayasal derinliği gerektiren bir sorundur. Peki bu en temel ve köklü soruna ilişkin neden bir yasa çıkarılmıyor? Bu, bizde ciddi bir şekilde kuşkuya yol açan temel bir olgudur. Bu nedenle yasanın çıkarılması, gelinen noktada olmazsa olmaz gibi bir gerekliliktir.
AKP, hep oyalama, zaman kazanma ve seçim hesaplarıyla taktiksel yaklaşımı esas almıştır. Eğer ‘öyle değil’ diyorsa buyursun adım atsın. Bu açıdan müzakere sürecinin yasallaştırılması artık gerekli bir husustur.
Bununla birlikte Önderliğimiz baş müzakereci olduğuna göre müzakerecilerin eşit koşullara sahip olması gereklidir. Önderliğimizin koşullarının değiştirilmesi, danışmanlarının ve sekreterlerinin bulunması, yine hareket yönetimiyle doğrudan bir biçimde görüşme olanaklarının yaratılması gereklidir. Müzakere sürecinin sağlıklı yürümesi için tarafsız bir gözlemci heyetinin bulunması da bir gerekliliktir. AKP Hükümeti’nin çözüm niyeti varsa artık belirsizliğe son vermesi ve yol haritasını ortaya koyması gerekmektedir.
Eğer böyle bir şeye lüzum görülmezse, ‘biz bu işleri şifahen yöntemlerle, ayaküstü veya müzakere bile denilmeyecek diyaloglarla çözeceğiz’ derlerse, bu, oyalama, geçiştirme ve tasfiye politikasında ısrar edecekler anlamına gelecektir.
Zaten devlet güçleri açık açık bir savaşa hazırlanmaktadır.
Nasıl hazırlanıyorlar?
İç savaş için gerekli ne hazırlık varsa hepsi yapılmaktadır. Salt karakolların değil, aslında askeri üsler ile kalekolların yapımı da hızlandırılmıştır. Bütün Kürdistan’ı adeta yeniden işgal etme projesi çerçevesinde karakollar ve askeri yollar geliştirilmektedir. Yine Kürdistan doğasını su altında bırakmaya dönük askeri amaçlı baraj projelerinde herhangi bir iptal olma durumu söz konusu olmamıştır. Önü alınmazsa Kürdistan’ı su altında bırakacaklar. Yani devlet çağdaş Kürt isyanını imha etmenin hazırlıklarını yapmaktadır.
AKP’nin bir çözüm projesi var mı?
Onun çözüm projesi, Kürt tarafının çözüm projesinin zıddıdır ve özünde çözümsüzlüktür. Çünkü AKP’nin çözüm projesi, yumuşatılmış ve zamana yaydırılmış bir asimilasyon formülüdür; Kürdün ölümünü de kapsamaktadır. Bunu kabul etmemiz asla mümkün olamaz. Bunun yüzden eğer çözüm niyeti varsa öncelikle bu politikasını değiştirmesi ve yeni bir zihniyetle sürece yaklaşması gereklidir.
Bu koşullarda, Kürdistan’ın en büyük parçasında da bastırmayı, zamana yayılmış bir ölümü dayatamazsınız.
Bunu dayatmak neye götürür?
Büyük bir çatışmaya ve parçalanmaya götürür. Önderliğimizin sunduğu gönüllü birlik projesi kabul edilmezse parçalanma gelişir. Sen çözümü elinin tersiyle itersen ya da yine çeşitli numaralarla oyalayarak sıvışmayı esas alırsan bu hiç kimsenin istemediği felaketlere yol açacak bir girişim anlamına gelir. Bu açıdan gelinen noktada herkesin ciddi olması ve sorumlu yaklaşması şarttır.
KCK, yol kesme, kepenk kapatma, vb. eylemlerin yapılmaması çağrısı yaptı, neden böyle bir karar alındı?
Ortada AKP’nin olumluya yorumlanabilecek herhangi bir pratik adımı söz konusu değildir. Fakat bu açıklama, Önderliğimizin ve çözüm için çalışanların elini güçlendirmek içindi.
Gerçekten çözüme dönük devletin ve hükümetin bir kararı varsa, bu kararın önümüzdeki 1-2 hafta içinde açığa çıkması gerekmektedir. Gelinen aşama kritik ve hassas bir aşamadır. Aslında yol ayrımı gibi bir aşamadır. AKP’nin kesesinde bir şey varsa, bunu çıkarıp pratikleştirmesi, işleme koyması gerekmektedir. Yoksa herkes kendi yolunda yürüyecektir. Biz hareket olarak artık daha fazla oyalamaya yol verecek bir pozisyona düşmeyeceğiz ve bunu kabul etmeyeceğiz. Çözüm gelişmezse her türlü savaş düzeyine ve kapsamlı bir direnişe de hazırız.
Kürt Özgürlük Hareketi olarak çözüme dönük adım atılacağı yönünde gerçekten beklentiniz var mı?
Anladığımız tarzda bir çözüm zihniyetinin gelişip gelişmediği konusunda ciddi endişelerimiz söz konusudur.
Bugün Güney Kürdistan 4-5 milyonluk nüfusuyla neredeyse bir bağımsızlık sürecine doğru gitmektedir. Kürtler için artık böyle bir seçenek gündemdedir. Bunun da bilinmesi gerekiyor.
Bazıları ‘devlet karakol yapar, size ne?’ diyor…
Nasıl bize ne? Ülkemiz yeniden adeta kışlaya döndürülmek istenilmektedir. Eğer devletin artık Kürt halkını öldürmekten vazgeçmek gibi bir niyeti varsa neden bu ölüm makinalarını Kürdistan’a kuruyor? Bu sözü edilen karakollar aslında askeri üstür; hepsi operasyon koordine merkezidir. Bütün bunlar gelişiyorsa, burada samimiyet, ciddiyet ve güven önemli bir sorun haline gelir.
Onlar da bunun karşısında gerillaya katılımı durdurmadığınızı belirtiyor...
Biz bir ideolojik-siyasal hareketiz. Biz bir sistemiz. Saflara aldığımız kişi mutlaka savaşacak, asker olacak diye bir kural yoktur. Biz öncelikle insanları kadrolaştırmak, ideolojik derinlik kazandırmak için saflara alıyoruz. Savaş tümden bitse de biz kitlesel ve kadrosal bir hareket olarak büyümeyi yine sürdüreceğiz. Bu bizim için stratejik bir amaçtır; savaş ise bir araçtır. Eğer koşullar oluşursa biz bir araç konumunda olan savaşı devre dışı kılmanın mücadelesini veriyoruz.
ANF/BEHDİNAN