Rojava Kürdistan’da Kürtler büyük bir devrim gerçekleştirdiler. Bu devrimin en büyük düşmanlığını Türk devleti yapmaktadır. Hala tek devlet, tek millet, tek vatan, tek bayrak diyen bir devletin Kürtlerin özgürlüğünü kabul etmemesi anlaşılır bir durumdur. Kürdistan kavramının yasak olduğu bir devletten başka bir tavır beklenemez. Ancak Güney Kürdistan yönetiminin Rojava Devrimi düşmanlığını anlamak ve anlatmak kolay değil.

Biz KDP’nin daha önceki pratiklerini bildiğimiz için bu düşmanlığı yadırgamayız. Çünkü 1980’li yıllarda Doğu Kürdistan devrimini İran rejimi ile birlikte bastıran KDP olmuştur. Bunu Doğu Kürdistan halkı çok iyi bilmektedir. 1990’lı yıllarda Türk devletiyle birlikte Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı defalarca savaşılmıştır. 1996 yılında Saddam Hüseyin’in askerleriyle birlikte Hewlêr’e girilmiş, YNK’nin elinden alınmıştır. Bunlar bilindiğinden KDP’nin Rojava Devrimin düşmanlığı şaşırtıcı değildir. KDP, parti çıkarları söz konusu olduğunda her türlü siyasi güçle ilişki içine girebilmekte ve ulusal çıkarlar karşıtı tutum gösterebilmektedir. Bu karakteriyle dünyada KDP gibi bir siyasi harekete rastlamak mümkün değildir. Kendine has bir partidir.
KDP her şeyden önce demokrat bir parti değildir. Adıyla esas gerçeği örtülmektedir. KDP kendini Kürdistan ağası görmektedir. KDP’ye göre Kürdistan’ın tüm sahibi kendisidir. Kürdistan’da başka bir siyasi iradenin ortaya çıkması ona karşı düşmanlık anlamına gelmektedir. Köyde ağaya karşı biri çıkarsa nasıl muamele görüyorsa, KDP de Kürdistan’da ortaya çıkan siyasi hareketlere öyle yaklaşmaktadır. Kendisine hizmet edecek partiler olabilir. Zaten böyle partiler vardır; ya da kurdurtmaktadır. Ancak kendisine eşit ve kendinden güçlü bir partinin ortaya çıkmasına tahammülü yoktur. Hegemonik zihniyete sahiptir. Demokratik zihniyetle demokratik yaşam içinde herhangi bir partiden biri olmayı kabul etmiyor. Böyle bir demokratik karakteri yoktur. Tam da Türkiye’deki partiler gibi; şimdiki AKP gibi!
8 aydır Kürdistan’da seçimler olmuştur. KDP de yüzde 35’le birinci parti çıkmıştır. Ancak 8 aydır hükümet kurulamıyor. Çünkü diğer partiler kendi dediğini kabul etmiyor. Tam hegemon bir güç olarak “ben ne lütuf edersem onu kabul edeceksiniz” diyor. Bu anlayışla tüm önemli bakanlıkları ve mevkileri elinde tutmak istiyor. Demokratik zihniyetle hükümeti diğer partilerle paylaşmak istemiyor. Çünkü KDP’nin lügatinde paylaşma diye bir kavram yoktur; tam hakimiyet vardır. YNK sorumlularından Mele Bahtiyar hükümetin neden kurulmadığını açıkladı. “KDP konuşulduğunda hep bizimle stratejik ittifaktan söz ediyor, ama sıra hükümete geldiğinde bize hiçbir şey vermek istemiyor” demektedir. Zaten KDP konuşmalarında ve görüşmelerinde her zaman yumuşak görünmeye çalışır; ama sıra pratiğe geldiğinde tamamen kendi dediğini yapar. Bunu da herhalde İran, Irak, Türkiye gibi ilişkide olduğu eski devlet geleneklerinden almış. İran herkesle konuşurken yumuşak yaklaşır, ama kendi dediğini yaptırmaya çalışır. Binlerce yıllık Pers, Sasani, Safavi geleneği böyle bir siyasi kültür oluşturmuş. KDP şimdi bu hegemonik geleneğin bir versiyonunu diğer Kürt partilerine uyguluyor.
KDP Güney’de tam hegemon olmak istiyor. Dünyanın tek parti ile yönetilen ülkelerdeki zihniyetle hareket ediyor. Ancak günümüz dünyasında tek partili yönetimler kabul edilmediği için diğer partilerle yan yana yaşamak zorunda kalıyor. Ama pratikte KDP tek parti hegemonyasını sürdürüyor. Nasıl ki Türkiye’de 1946 yılında dünyadaki gelişmeler sonucu çok partili hayata geçilmiş, ancak ittihatçı ulusalcı zihniyet derin devlet olarak her zaman hakim olmuşsa, hala benzer bir zihniyet Türkiye’de devam ediyorsa, KDP de böyle bir zihniyet ve tutuma sahiptir.
KDP’nin bu zihniyetle Kürdistan’da gelişen hiçbir siyasi harekete tahammülü yoktur. KDP bugün gelişen her hareketi kendisi için tehlikeli görüyor ve o harekete düşmanca yaklaşıyor. Dış güçler de KDP’nin bu karakterini bildiğinden kendileri için tehlikeli gördükleri Kürt partilerine ve siyasi hareketlerine karşı birlikte düşmanlık yapıyorlar. KDP’nin yıllarca Türkiye ile PKK düşmanlığı yapması böyle gerçekleşiyor.
Şimdi de Rojava Devrimine düşmanlık yapıyor. Bu devrime dostluk yapıp kendini daha itibarlı kılacağına, bu devrimin gelişmesini kendisi için tehlikeli buluyor. Bu devrim, Kürt Halk Önderinin etkisinde geliştiği için kendisine rakip görüyor. Başka siyasi güçlerle demokratik zihniyet içinde bir arada yaşamayı bilmediğinden bu devrimi tasfiye etmek istiyor. “Ya benim olmalı ya da hiç kimseye yar olmamalı“ duygusuyla hareket ediyor. Daha da ileri giderek 1996 yılında Hewlêr’i Saddam askerleriyle birlikte ele geçirdiği gibi, şimdi de Türkiye ve Rojava Devrimi karşıtı çetelerle birlikte devrimi yıkıp Cizîre bölgesini ele geçirmeyi hesaplıyor. Rojava Devrimi karşıtlığını hep bu yönlü uğursuz amaçlar ve planları için yürütüyor.
Kürtler, Kürdistan arasındaki sınırlar, mayınlar ve duvarlar kalksın derken, KDP şimdi Rojava sınırına hendekler, uçurumlar yaparak Rojava Kürtlerinin Güney Kürdistan’la ilişkilerini tümden koparmaya çalışıyor. Ne diyelim, Allah akıl fikir versin!