Son yüzyıllık Kürt tarihi çarpıcı derslerle doludur. Yüzyılı aşkın bir süredir Kürt gerçekliği, Ortadoğu gibi oldukça zorlu bir bölgede kendi çağdaş kimliğini ve ulusal varlığını inşa etme arayışında oldukça dinamik bir güç konumundadır. Bu arayış 70’li yıllara vardığında, özellikle en büyük parça olan Kuzey açısından kapsamlı bir kültürel soykırım ile sonlandırılmak istense de PKK direnişi ile geri dönüşü olmayan bir toplumsal uyanış ve tarihin en büyük siyasallaşması sürecine girmiştir. Köklü tarihsel-toplum ve kültür gerçekliği ile her dört parçanın da birbirini etkileyen derin kolektif ulusal duygu ve sınırlı da olsa siyasal ortaklık toplumsal zeminde her zaman var olmuştur. Her dört parçadaki Kürt aşiretleri, siyasetçileri, Kürt aydınları, bilge insanları, edebiyatçı-sanatçı ve direniş geleneğinden beslenmiş kesimleri dolaylı-dolaysız bu uyanışı ve siyasallaşma sürecini takip etmiş, ondan derinden etkilenmiş ve saf tutmuştur. Gönül bağı kurmuştur.

Kürt insanının gönlünde Mem û Zîn, Ferhat ile Şîrîn gibi birbirine ulaşamayan, ama her zaman derin izler bırakan bir tutkudur, dört parçanın buluşması ve ulusal birlik. Bütün Kürtleri ve parçalarını kapsayabilecek ve ortaklaştıracak bir ulusal öncülük özlemi Kürt edebiyatının adeta belkemiği durumundadır. Bütün Kürtlerin gönlünde bir Kürdistan yatar. Bu tutku asla ve hiçbir zaman başka halkların ve coğrafyaların inkarı üzerinden gelişmemiştir. Bu tutkunun tarihten beri demokratik karakterde olduğu, bu coğrafyanın asırlardır oldukça zengin bir kültürel-dinsel ve etnik mozaik yapısından anlaşılıyor. Kürtlerin toplumsallaşma tarihi ve gerçekliği kuşkusuz bu yapısının en önemli kaynağıdır. Dışarıdan gelen hiçbir topluma asla kapılarını kapatmamış, onlarla çok köklü bir kültürel ve sosyal kaynaşmayı yaşamıştır.
Parçalanmışlık, birçok egemen ulus-devlet ve güçler tarafından egemenliğe, inkar ve imha politikalarına maruz kalması, işbirlikçi Kürt egemenlerinin bu politikaların parçası haline getirilmesi Kürt siyasasının sayısız komplo, iç tasfiyeler ve ihanetlere uğramasına yol açmıştır. Her bir parçanın diğer parçanın mücadelesi karşısındaki büyük desteği ve etkisine karşın, en kritik anlarda özellikle dar-aşiretçi-grupçu ve işbirlikçi güçler kullanılarak, bu mücadele boğdurulmuştur. Doğu-Kürdistan son dönem tarihinde Mahabad Cumhuriyetinden, İran KDP'sine, yine Güney Kürdistan tarihine kadar sayısız tasfiyeler ve ihanetler mevcuttur. Ulusal birlik önündeki tarihsel engel yine Kürt işbirlikçiliği ve egemen iktidarcılığı olmuştur. Birçok Kürt aydınının son vasiyetinde her zaman bu duruma dikkat çekilmiş, uyarı yapılmıştır. Büyük Kürt aydını ve direnişçisi Osman Sabri "PKK ne yaparsa yapsın asla KDP’ye sırtını dayamamalı" diye engin tecrübelerinden çıkardığı yüklü bir nasihati olmuştur.
KDP'nin çok açık olmayan, karanlık tarihine fazla girmeden  onun yukarıda kısa ve anahatları ile koymak istediğimiz gerçeklik içerisindeki yerinin negatif anlamda oldukça belirgin bir yerinin olduğunu belirtmek gerekiyor. KDP'nin nasıl bir çizgide ilerlediği ve giderek daha çarpıcı olarak nasıl bir kimlik kazandığı ortaya koyduğu politikalardan daha net anlaşılmaktadır. Devletçi, dar-grupçu, parçacı iktidarcı çizgisiyle şimdiden kendisi açısından geri dönüşü olmayan bir egemenlik-çıkar ağına saplanmış durumdadır. En başta da AKP ile geliştirdiği petrol anlaşmaları, gizli-kapalı görüşme ve ortaklaşmalar, ortak politikalar bunun en bariz göstergeleridir. KDP'nin AKP'den daha eski bir tarihi ve daha eskiye dayanan ilişki ağı ile aslında AKP’nin mi, yoksa KDP'nin mi bu ortak politikalarda daha belirgin olduğu ayrı bir sorudur.  
KDP toplum-karşıtlığı, kadın-karşıtlığı, aileci-dar çıkarcı ve iktidarcı yapısıyla Kürt demokratikleşmesi karşısında yer almaktadır. En son KDP'nin Rojavaya karşı kazdığı hendeklerle hem Kürt demokratikleşmesi ve hem de ulusal birliği karşısındaki gerçek pozisyonu bütün açıklığıyla daha belirgin hale gelmiştir. KDP'nin toplumcu, demokratik yapısı yoktur. Kürt halkına bakış açısını en net bir biçimde ortaya koyan; “Biz hendekleri teröristlere ve kaçakçılara karşı yapıyoruz. Bize teşekkür etmeleri gerekiyor" sözüdür. Egemen güçlerin Kürt halkına bakış açısına ne kadar benziyor değil mi? Bütün Kürtler ya terörist ya da kaçakçıdır!
Hendekler esasta gelişen Kürt demokratikleşmesine karşı Güneyi kapatmaktır. Kürt demokratikleşmesi KDP'yi ürkütüyor. Çünkü Kürt ulusal birliği demokratik nitelikte gelişme zeminini ve imkanını her zamankinden daha fazla yakalamış durumdadır. Rojava Devrimi bütün Kürt halkının birlik umudunu ve özlemini büyütmüştür. KDP'nin en büyük korkusu da budur. KDP ya ulusal birlik çizgisinde demokratikleşecek ya da hendekler kazmaya devam edecektir. KDP aslında kendi hendeğini kazıyor.