Cenevre'ye Kürt heyeti gidemedi. Daha doğrusu Rojava Devriminin temsilcilerini kabul etmeyen Cenevre çağrıcıları (BM ve esas olarak ABD) bir iki Kürt’ü muhaliflerin koltuk değneği olarak çağırmışlardır. Çağrılan Kürtlerin Kürtleri temsil kabiliyeti ve kapasitesi yoktur. Tek özellikleri, Rojava Devrimi karşıtı ve dış güçlerin uşağı olmalarıdır. Zaten onurlu olsalardı "Rojava Devriminin temsilcileri olmadan biz katılmayız” derlerdi. Çünkü KCK yetkililerinin açıklamalarına göre bir ay kadar önce Hewlêr’de yapılan toplantıda Cenevre’ye ortak gitme kararı alan bu kişiler daha sonra alınan karara sahip çıkmayarak Rojava Devrimi temsilcilerini atlatıp Cenevre’ye gitmişlerdir. Buna tabii ihanet de denir, alçaklık da denir, Kürt halkını satmak da.

Rojava Devrimi'ne karşı özellikle KDP'den destek alan Kürtlerden ihanet denilebilecek tutumlar geliyor. İlk önce Desteya Bilind’a katıldılar, daha sonra bu birliği dağıttılar. Kuşkusuz bu politikaların hiçbirinin KDP’den ayrı olmadığını düşünmek gerekiyor. Çünkü bu partilerin gücü yok. KDP desteğiyle ayakta kaldıkları gibi, KDP'nin istediği politikaları yürütüyorlar. Rojava devrimci güçleri hep birlik istemelerine rağmen bu güçler hep birlik karşıtı oldular. "Ya devrimi bize teslim edeceksiniz, ya da bozarız; dünyayı sizin karşınıza çıkarırız” dediler. Bir taraftan Türkiye, diğer taraftan KDP yandaşı partiler Rojava Devrimi düşmanlığı yaptılar. Türkiye çeteleri desteklerken, KDP desteğindeki partilerin bazıları bizzat bombalar patlatıp cinayetler işlediler. Hatta PYD dış ilişkiler temsilcisi İsa Huso cinayetini bile KDP istihbaratı ile ilişki içinde, KDP'ye bağlı bazı partilerin yaptığı söylenmektedir. Rojava’da karışıklık yaratıp Türkiye ve KDP'nin müdahalesini yaratma politikası izlemektedirler.
Şu anda Rojava’daki Kürtlerin birlik olmamasından birinci dereceden sorumlusu KDP’dir. Kürt kamuoyu karşısında birlik yanlısı gözüküyor, ama PYD’yi teslim almadığı için Rojava’da birlik çalışmalarını engelliyor. En son Davos’ta Mesud Barzani Rojava’daki partileri ve birliği destekliyoruz, demiş. Bu da KDP pratiğinin tam tersi bir söylemdir. Bırakalım birliği desteklemesi, birliğin bozulması için her şeyi yapıyor. PYD ve Tev-Dem birlik için mütevazi yaklaşıyor, taviz veriyor, Hewlêr’e giderek KDP yanlısı partilerle görüşüp toplanıyor, bazı kararlar alınıyor, ama kısa süre sonra bu kararlara uymuyorlar. Cenevre’ye muhalefet çatısında ortak gitme kararı gibi! Bu partileri böyle davranmaya sevk eden de KDP’dir. Kürt kamuoyu karşısında tam ikiyüzlü bir politika izlemektedirler. Açıkça PYD’yi oyalayarak, ama esas olarak Rojava Devrimini boğma politikası izliyorlar. Öyle ki, Rojava Devrimi'ne karşı savaşan çetelerin kazanmasını istiyorlar. Rudaw, Zagros ve KDP'ye bağlı TV’lerin yayınları bunu gösteriyor. Rudaw, 1990’lı yıllarda TRT yayınlarının Özgürlük Hareketi düşmanı ve sürekli itirafçıları konuşturan Anadolu’dan Görünüm programının KDP versiyonu gibidir.
KDP neden Rojava Devrimi'ne Türkiye gibi yaklaşıyor? Mesud Barzani Türkiye'ye giderken neden "Rojava’da devrim yoktur” diyor? KDP'ye bağlı televizyonlar yayınlarında neden sabah akşam Rojava Devrimi aleyhinde kara propaganda yapıyorlar? KDP'ye yakın basın Rojava Devrimi'ne karşı tam bir psikolojik harekat yürütüyor. Rojava Devrimi tüm Kürtleri güçlendirirken KDP neden Rojava Devrimi'ne düşmanlık besliyor? Çünkü şu anda izlediği politikaya düşmanlıktan başka bir şey demek de mümkün değildir. Rojava Devrimini yapanlar KDP yanlıları değil. KDP yanlıları devrim içine katılarak devrimi ve Kürtleri güçlendirme yerine, Tev-Dem’e çelme atmayı tercih ediyor. Bu, açıkça "Ben hakim değilsem başkası kazanmasın” demektir. Bunun ulusal yaklaşımla alakası olabilir mi? Milliyetçi yaklaşım bile farklı siyasi güçlere bu kadar düşman olamaz. Açıkça "Biz bu devrime destek vermeyiz” diyorlar. Devrime destek vererek seni güçlendirmeyiz, diyorlar. Yani hem siz hem de biz kazanalım demiyor; sadece biz kazanmalıyız diyorlar. KDP'ye bağlı partilerin tutumu en basit anlatımla böyledir.
Bunu da yaparken şöyle düşünüyorlar: ABD'yi, Türkiye'yi, çeteleri ve her gücü üzerlerine sürer, dünyadan tecrit eder, böylece güçsüz düşürerek ya teslim alırız ya da fırsatını bulur dış destekçilerle saldırır, Rojava’yı ele geçiririz diyorlar. Daha doğrusu Türkiye gibi ülkeler onlara bu yönlü vaatlerde bulunuyor. Daha önce iki üç defa Musul ve Erbil konsolosluklarıyla KDP'nin ortak çalışacağına dair belgeler ortaya çıktı. Rojava Devrimi aleyhinde nasıl propaganda yapacaklarını planlayacakları da bu belgelerde vardı. Nitekim bu belgelerde ne denilmişse KDP'ye bağlı yayın organları ve partiler o biçimde kara propaganda yapmaktadırlar. Zaten Türkiye başından beri bu propagandaları yapmaktadır.
Rojava KDP için iyi bir sınav değil. Rojava Devrimini sahiplenmesi gerekirken bu devrime taş koyması KDP'nin tarihine iyi yazılmayacaktır. Güncel bazı hesaplar uğruna bu yönlü kötü bir duruş göstermek gerçekten de anlaşılır gibi değil. Halbuki Rojava Devrimi'ne destek sunsaydı bu KDP için artı puan olurdu. Hatta şimdiye kadar hakkındaki tüm olumsuzlukları giderirdi. Doğu Kürdistanlı örgütlerin çoğu KDP'nin İran devletiyle birlikte Doğu Kürdistan'daki devrimi nasıl bastırdığını iyi biliyorlar. 1980’li yıllarda tam tamına Humeyni’nin askerleri gibi davranıp Doğu Kürdistan'daki partilerin İran devletine karşı direnişini bastırmışlardı. Öyle ki liderlerini bile İran’a teslim etmişti. Sonradan da Güney Kürdistan'da yanlarında tutup İran’a karşı harekete geçmelerini engellemişti. KDP bugün geçmişteki olumsuzluklarını unutturan bir tutumun sahibi olabilirdi. Rojava halkının KDP'ye sempatisi artardı. Ama bencillik ve hegemonik yaklaşım KDP'yi bugünkü duruma düşürmüştür.
Rojava’da halkın gücüyle bir devrim gerçekleşmiştir. Öyle söylenildiği gibi Şam Rejimi Rojava’yı Kürtlere bırakmamıştır. Kürtler onları oradan zorla çıkartmışlardır. Suriye güçleri oradan çıkmak zorunda kalmışlardır. Suriye devletinin halk devrimi karşısında yapabileceği hiçbir şey kalmamıştı. Kimyasal silah kullansa ya da uçaklarıyla bu şehirleri bombalasaydı şimdiye kadar Esad rejiminin yerinde yeller eserdi. İktidarını Kürtlerle savaşırken kısa sürede kaybederdi. Çünkü Kürtlerle dışarıdan gelmiş çetelerle savaşır gibi savaşamazdı. Vahşi eylemler yapan gruplara karşı kendisi de vahşi eylemler yaparak yürüttüğü savaşı Kürdistan'da yürütemezdi. Bu nedenle halk devrimi ile kuşatılınca, YPG güçleri karşısında savaşacak gücü kalmayınca her yerde 5-10 kayıp verdikten sonra çaresiz kalıp teslim olmuşlardır. Çünkü YPG diğer çeteler gibi hepinizi öldürürüz dememiştir; teslim olursanız bir şey yapmayacağız denilince teslim olmuşlardır.
Ama şu anda rejimi birkaç şehre sıkıştıran çeteler Rojava Devrimini yıkmak ve Rojava’yı istila etmek istemişlerdir. Bunun için vahşice saldırmışlardır. Bir saldırıları kırılınca başka bir saldırı başlatmışlardır. Ancak Rojava’da halk direnmiştir, gerillalar direnmiştir. Yüzlerce şehit vererek Rojava Devrimini korumuşlardır. 700-800 kayıp verildiğinden söz ediliyor. Herhalde en az bu sayı kadar da yaralı olmuştur. Kim bu kadar şehidin olduğu yerde devrim olmamıştır diyebilir? Devrim halkın örgütlenmesi ve ayağa kalkmasıysa kim devrim olmadığından söz edebilir? Dünyanın her yerinde gazeteciler gidiyor Rojava Devrimi'ne hayran kalırken bazı Kürtlerin bu devrime hasetlik yapmasına ne denilebilir? Diyecekleri bir şey olmadığı için kara propaganda ile bu devrimi tersyüz etmeye çalışıyorlar. Türk devleti bu devrime düşmanlık yapıyor, ama başarılı olamıyor. Ne var ki Türk devleti kendi söylediklerini bazı Kürtlere söyleterek bazı insanların kafasını bulandırmaya çalışıyor.
Rojava, Kürdistan'ın en küçük parçasıdır. Ancak tüm parçalardaki mücadelelere güç vermiştir. Rojava Kürtlerinin savaşmadığı, şehit vermediği hiçbir Kürdistan parçası yoktur. Güney’de de, Doğu’da da Kuzey’de de savaşmışlardır. Bu durum bile KDP'ye manevi sorumluluk yüklemektedir. "Siz niye bize bağlı değilsiniz” diyerek bu devrime karşı olumsuzluk içinde olması gerçekten de ahlaki ve vicdani olarak kabul edilemez. Çokça söylendiği gibi Rojava Kürtlerin Filistin’i gibidir. Tüm parçaların ahlaki sorumlulukları vardır. Bu nedenle bu devrime destek verirken bencil olmak kabul edilemez. Bana yar olmuyorsa kimseye yar olmasın demek çok kötü bir ruh halidir. Bu yaklaşımı Kürtler affetmez. Rojava’da düşmanlığı bırakalım, tarafsızlık bile kabul edilemez. KDP mevcut tutumunu izah edemez. KDP Rojava Devrimi'ne destek vermediği gibi, Rojava Devriminin uluslararası ilişkilenmesini bile engelliyor. Rojava Devrimi temsilcilerinin Cenevre Konferansına kabul edilmemesinin nedeninin bile KDP olduğu söyleniyor. KDP ilişkilerini kullanarak devrim güçlerinin temsilcisinin katılmasını engellemiş. Söylendiğine göre bu yolla PYD’nin kendisine muhtaç kalıp teslim olacağını düşünüyormuş. Ya dediğini kabul ettirmek ya da uluslararası meşruiyete kavuşmaması için bunu yapıyormuş. Kürtler, bu duruma "Bu kadar da olabilir mi?” derler.
Kürt Özgürlük Hareketi Rojava’daki bu durumu çok iyi biliyor. Ama sabırlı davranarak belki bu anlayışı değiştiririz diyerek sağduyulu yaklaşıyor. KDP yanlışını anlar, döner diye düşünüyor. Çünkü KCK’ye yakın kaynaklarla konuşulduğunda böyle şeyler söyleniyor. Hatta ulusal kongrenin toplanmaması da Rojava’daki duruma bağlanıyor. KDP'nin Rojava’da istedikleri olmayınca kongreyi sürümcemede bıraktığı söyleniyor. Anlaşılıyor ki KDP esas olarak dar siyasi kaygılarla hareket ediyor. Her şeyin kendi ekseninde gelişmesini arzuluyor. Yani ulusal değil, kendi parti çıkarlarını esas alıyor. Rojava’daki durum da, ulusal kongre konusu da bunu gösteriyor. Kürtlerin en fazla birlik beklediği ve birliğin Kürtlere tarihsel olarak çok şey kazandıracağı bir dönemde bu tür tutumlar tabii ki Kürt kamuoyunun moralini bozuyor. Çünkü halk ve Kürt kamuoyu, bu dönemde birlik olmayacak da ne zaman birlik olacak, bu dönemde parçalar birbirini desteklemeyecek de ne zaman destekleyecek diyor.  Umarız KDP de Kürt Halk Önderinin Mesud Barzani’ye gönderdiği söylenen mektuptan sonra bu tutumlarını değiştirir.