• Böylesi yetersiz bir yasayı bile 'devlet elden gidiyor' nidalarıyla karşılayan güruh ile 'Kürtlere ihanet edildi' diyen Kürt cenahındaki siyaset tüccarları, aynı rant çanağından içiyorlar.

İLHAM BAKIR

Meclis'te kabul edilen 'çerçeve yasa' etrafında diğer tüm önemli meselelerde olduğu gibi meselenin özünü konuşmak, aklıselim bir eleştiri süreci yürüterek bu haliyle bile bu yasanın nasıl barışın, demokrasinin, demokratik mücadelenin zemini yapılabileceğine dair fikir yürütmek yerine, yine hamasetin bininin bir para olduğu bir öğürme, böğürme, kusarak konuşma denklemiyle karşı karşıya kalıyoruz.

Yürütülen müzakerenin bir tarafı olarak Önder Apo da Kürt Özgürlük Hareketi de çıkan yasanın beklentilerin çok gerisinde ve kalıcı barış ve çözüm ikliminin yaratılması ve kalıcılaştırılmasında çok yetersiz olduğunu dile getirdiler. Müzakerenin diğer tarafının gönüllü olarak ve halkların faydasına olmak üzere değil, içerideki ve dışarıdaki koşullar zorunlu kıldığı için bu masaya oturduğunu elbette herkesten daha iyi biliyorlar. Her şeye rağmen silahların susması, silahlı mücadele döneminin sona ermesi ve demokratik siyasi mücadele zeminin yaratılması açısından önemli olduğunu işaret ediyorlar. Önder Apo, buna 'kök yasa' gibi bakılmasını istedi. Sağlanması elbette öyle dünden bugüne ve kolayca olmadı. Kürt Özgürlük Hareketi, bu 'kök'e güveniyor, çünkü bir daha sökülemezcesine toprağın derinliklerine inmesi çok ağır bedel ödenerek, büyük emekler verilerek mümkün kılındı. Bu 'kök'ün üzerinde özgürlüğü, demokrasiyi, Kürt halkının tüm haklarını yeşertmek, büyütmek mümkün.

Tarih, yine doğrulayacaktır

Bunun ne anlama geldiği, Kürt halkının yasal zeminde yürüteceği muazzam mücadele ve bu mücadelenin elde ettiği sonuçlar, dost düşman herkes tarafından görülecektir. Tarih, bir kere daha Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi'ni doğrulayacak. Her şeyi devletin baskısıyla açıklayan, üretilmeyen hizmetin sorumluluğunu almak ve öz eleştirisini yapmak yerine sürekli devlet baskısını bir mazeret olarak ileri süren siyasi konfor alanından çıkıldığında, Özgürlük Mücadelesi’nin tasavvur ettiği, paradigmalaştırdığı, ranttan, talandan arınmış, halk için halkın faydasına yürütülen siyaseti hayata geçirdiğinde başta Türkiye olmak üzere Ortadoğu’daki siyaset yapma biçimine kökten etki eden bir dinamik ortaya çıkacaktır. 

Anlaşılabilir bir telaş

Gıdasını her türlü etnik, dinsel, mezhepsel, kültürel çatışmadan alan; Kürt meselesi çözüldüğünde ve demokratik siyasi mücadelenin önü açıldığında ekmeksiz kalacak ulusalcı solundan en koyu kafatasçısına siyaset fukaralarının telaşı bu bağlamda anlaşılabilir bir telaştır. Böyle bir iklimde ürettikleri siyaset, pazarda beş kuruş değer görmeyecektir. Bu siyaset fukaralarından bir kısmı da kendilerini içine kapattıkları 'Sevr sendromu'nda debelenip durmakta, her çözüm alameti belirdiğinde feryat figan etmekte, dünyanın en ücra köşesinde Kürtler bir hak sahibi olduklarında bölünme korkusuyla hastalanıp yatağa düşmektedirler.

Rant çanağındaki 'Kürt'

Böylesi yetersiz bir yasayı bile korkunç bölünme senaryoları, ihanet suçlamaları, 'devlet elden gidiyor' nidalarıyla karşılayan bu güruh ile 'Kürtlere ihanet edildi, PKK teslim oldu, Kürtler boşuna öldü, Kürt devletinden, federasyondan aşağısı kabul edilemez' diyen Kürt cenahındaki siyaset tüccarları, aynı iklimin bataklığında yetişip aynı rant çanağından su içiyorlar. Her iki kesimin de ne Türk halkı için ne de Kürt halkı için ürettikleri zerrece fayda vardır. Tek bildikleri, zavallıca bir hamaset ve küfür siyasetidir. 

'Lozan sendromu'ndan kurtulamayan, Kürt meselesinin çözümüne dair bütün söylemini yüzyıl önce ulus devleti kaybettiren Lozan’ın rövanşını almak ve bir ulus devlet inşa etmek üzerine kuran sözde Kürt milliyetçiliği, tıpkı 'Sevr sendromu' yaşayan Türk milliyetçileri gibi bu çıkmazda debelenip durmakta ve başka çözüm yolları düşünememektedir. Yüzyıl önce kaybettiğini telafi etmek üzerine kurduğu perspektif ve mücadele sistematiğinin, değişen dünya ve bölge koşullarında ve reel politikte Kürt halkı lehine ürettiği en ufak bir fayda yoktur. Değişen dünya ve bölge koşullarına göre bir reel politika geliştirmek yerine, zaten bu ulus devlet talebini dillendiren sözde Kürt milliyetçiliğinin bunu hayata geçirebilecek en ufak bir mücadele aracı, mücadele programı ve örgütlü gücü söz konusu olmadığı gibi bunu oluşturmak istediğine dair bir çabası ve niyeti de gözükmüyor. Elbette idealist tarihsel Kürdistan söyleminin Kürt toplumunda bir karşılığı olduğu muhakkaktır ve görmezden gelinemez. Dolayısıyla bu meseleler, doğru anlatılmalıdır. Kürt halkında neredeyse en ufak bir karşılığı olmayan, Kürt halkına karşı bir sorumluluğu omuzlamayan ve sırtında yumurta küfesi bulunmayan bu sözde Kürt milliyetçiliğinin tek yakıtı, Lozan’ın Kürtlerde yarattığı travmanın kaşınmasıdır.