Seçim ortamında çok fazla öne çıkmayan önemli bir konu KDP’nin politikası ve uygulamaları oldu. Bir yönüyle de seçimle ilgili bazı tutumlar da ortaya çıktı. Seçim döneminde KDP’nin politikaları ile AKP’nin politikalarının iç içe olduğu görüldü. Öyle ki, neredeyse acaba bir merkezden mi yönetiliyor kuşkuları ortaya çıktı. 

7 Haziran seçiminde KDP tamamıyla AKP’ye çalıştı. Erdoğan ve Davutoğlu bu seçim konusunda ne kadar hassas olduysa, KDP de o kadar hassas oldu. Kuşkusuz KDP’liler Tayyip Erdoğan gibi meydanlara çıkmadılar, ancak basındaki tutumlarıyla, Bakurê Kurdistan ve Türkiye’deki ilişkileri üzerinden AKP’ye destek verdiler. Zaten Bakurê Kurdistan ve Türkiye’deki seçim ortamı doğrudan Başurê Kurdistan’a yansımıştır. KDP, AKP’yi destekleyen bir tutum içindeyken; Goran ve YNK başta olmak üzere Başurê Kurdistan’daki partiler ve halk HDP’yi destekleyen tutum ortaya koydular. Amed’te katliamın gerçekleştiği mitingde YNK yöneticilerinden Melle Bahtiyar da bir konuşma yapmıştı. KDP Türkiye’de despot ve Kürtlere karşı özel savaş uygulayan AKP’yi desteklerken, diğer partiler Kürtler dahil demokrasi güçlerinin içinde olduğu HDP’yi desteklediler. Bu gerçeklik, KDP’nin tutumunda hangi ölçülerin etkili olduğunu ortaya çıkarmıştır. 

KDP ile AKP ilişkisi 13 yıldır esas olarak PKK’ye karşı ortak politika belirleme temelinde şekillenmiştir. Kuşkusuz Ortadoğu genelinde ortak politika belirleme ve ABD gibi bir ülkeyle ilişkileri bu tutumlarda etkili olmuştur. Şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, AKP’nin 13 yıl iktidarda kalmasında KDP’nin rolü çok önemlidir, hatta belirleyicidir bile denilebilir. AKP Hükümetinin ekonomik olarak rahatlamasında Güney Kürdistan’dan giden dolarların belirleyici rolü olmuştur. Öyle ki Güney Kürdistan’da var olan gelirin dörtte üçü Türkiye’ye akmaktadır. Hatta daha fazlası akmaktadır. Dünyada Güney Kürdistan kadar verimli bir sömürge görülmemiştir. Güney Kürdistan’a akan petrol gelirlerinden esas yararlanan Türkiye olmuştur. Bu konuda bir araştırma yapılsa KDP’nin Güney Kürdistan kaynaklarını Türkiye’ye nasıl peşkeş çektiği görülür. Aslında Güney Kürdistan kaynaklarını Türkiye’ye peşkeş çekenlerin de karun gibi zengin olduğu görülmektedir. Kürdistan’daki kaynaklardan en az yararlananlar ise Güney Kürdistanlı halktır. KDP sadece toplumun bir kesimini kendine bağlamak için her eve bir maaş ödemektedir. Amiyane deyimle ağza bir parmak bal çalarak malı götürmektedir. 


İkili ilişkileri hep sürdü 

KDP, siyasi olarak da AKP’yi yaşatan güç olmuştur. AKP’nin Kürtlere karşı yürüttüğü aldatma ve özel savaş politikasının destekçisi olmuştur. Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi’nin AKP’ye karşı yürüttüğü mücadelede AKP cephesinde yer almıştır. Önder Apo ve Kürt Özgürlük Hareketi  demokratik siyasal mücadeleyle AKP’ye adım attırmak isterken; KDP, AKP sanki iyi şeyler yapıyormuş gibi bir hava yaratarak AKP’yi hep rahatlatmış ve AKP’nin adım atmamasına cesaret vermiştir. KDP de AKP gibi Kürt sorununun çözümünde adım atılıyor algısı  yaratarak Kürt sorununun çözülmemesinde rol oynamıştır. AKP çözümsüzlükte ısrar ederken en büyük desteği ve cesareti KDP’den almıştır. Çözüm beklentisi yaratmada AKP’den daha fazla KDP rol oynamıştır. AKP çok zor durumda olduğu bir dönemde kongresine Mesut Barzani ve Mursi’yi çağırarak siyasi ve toplumsal desteği almaya çalışmıştır. Yine Erdoğan’ın Amed’de yaptığı bir toplantıya Barzani’nin gitmesi; İbrahim Tatlıses ve Şıvan’ın bu propagandanın süsü haline getirilmesi de AKP’yi iktidarda tutmak için gerçekleştirilmiştir. 

Kuşkusuz bu ilişkiler KDP’nin AKP, daha doğrusu Türk devletiyle görünen ilişkileridir. KDP ve AKP’nin ilişkileri daha kapsamlı ve derindir. Zaten KDP’nin Türk devletiyle derin ilişkileri 50-60 yıldır sürmektedir. Bu ilişkiler önceleri Türkiye’nin NATO üyesi olması, KDP’nin de NATO’nun en büyük gücü ABD ve işbirlikçisi ülkelerle ilişki kurması nedeniyle gerçekleşmişti. Türkiye ve KDP aynı siyasi cephede yer aldığı için bu ilişkiler gelişmiş ve bugünlere kadar sürmüştür. 

Son 20 yılda bu ilişki bir yönüyle de PKK’ye karşı ortak tutum ve mücadele biçiminde yürütülmüştür. Belki Türk devletinin PKK’ye karşı mücadelesi anlaşılırdır; ancak KDP’ninki anlaşılır değildir. Daha doğrusu KDP kendisini Kürdistan’ın tek ağası ve beyi olarak gördüğünden PKK gibi etkili bir gücün gelişmesini istememektedir. Hegemon zihniyette olduklarından PKK’nin gelişmesinden ve başarısından rahatsız olmaktadırlar. PKK, Bakurê Kurdîstan’da başarılı olursa ve Kürt sorununu çözerse bunun kendisini zayıflatacağını düşünmektedir. Bu nedenle HDP’nin başarısını istememiştir. HDP kazanırsa PKK’nin güçleneceğini düşünmüştür. Nasıl ki AKP HDP’ye giden oylar Kandil’e gidecektir, demekteyse, KDP de HDP başarılı olursa PKK güçlenir kaygısıyla bu seçim sürecinde desteğini AKP’ye vermiştir. Öyle ki, KDP’nin seçimde kullanması için AKP’ye milyarlarca dolar para bile verdiği söylenmektedir.


Örtülü bir savaş yürütüldü

KDP, Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı olumsuz tutumunu son yıllarda en fazla Rojava’da göstermiştir. Öyle ki, Rojava’da  devrim yoktur, Rojava’da başka güçlere baskı yapılıyor denilerek IŞİD çetelerinin saldırılarına meşruiyet kazandıran bir politika yürütülmüştür. Devrim ortamında içte karışıklıklar yaratmak isteyen güçlere destek vermiştir. Rojava’da devrime karşıtlık yaparak dış saldırılara zemin ve destek olan güçlerin çoğunluğu KDP’ye bağlı olanlardır. Öyle ki, IŞİD’in Rojava’ya saldırmasından önce Rojava sınırını boydan boya hendeklerle kapatmıştır. En küçük bir şeyin bile girişini engelleyen bir tutum içinde olmuştur. Rojava’ya hala bir ambargo uygulanmaktadır. Sadece kontrollü bazı geçişlere izin verilmektedir. 

Şengal’de KDP’nin kaçarak Şengal’i IŞİD’e bırakmasından sonra gerillaların Şengal ve birçok alana müdahale etmesi PKK’ye itibar kazandırınca, bundan da büyük bir rahatsızlık duymuştur. IŞİD’e karşı PKK ile ortak davranmak istemeyen, bu konudaki teklifleri reddeden bir tutum içinde olmuştur. IŞİD tehdidi karşısında neredeyse Hewlêr boşalırken yine gerillalar müdahale ederek Hewlêr’in düşmesinin önüne geçmiştir. Hewlêr’in tehdit altına girmesi ve boşalması, Süleymaniye ve Kerkük için de tehlike ortaya çıkarmıştır. Gerilla Kerkük’e de giderek buranın direnişe geçmesini sağlamış; hem de Süleymaniye, Kerkük ve diğer şehirlerin Hewlêr gibi boşalmasının önüne geçilmiştir. KDP tüm bu gelişmelerden rahatsız olmuştur. IŞİD biraz geriletilince KDP başta Şengal olmak üzere gerillaları bulunduğu alanlardan çıkarma politikası ve dayatması içine girmiştir. Şengal üzerinden PKK ile gerilim politikası yürütmüştür. Şengal’in IŞİD’in eline geçmesini gerillalar önlediği halde Şengal Kürdistan’dan koparılmak isteniyor gibi bir yalan propagandayla Kürt halkını ve  kamuoyunu aldatmaya yönelmiştir. Böylece Şengal’de gerillaya yönelik yapacağı saldırıya meşruiyet kazandırmaya çalışmıştır. Hala da Güney Kürdistan’dan gerillayı çıkarmak için birçok oyun ve kirli ilişki içine girmiş bulunmaktadır. 

KDP tam bir PKK paranoyası yaşamaktadır. PKK’ye karşı örtülü bir savaş açmıştır. Bu savaşı çok yönlü yürütmektedir. KDP’ye yakın basın yayın organları iyi takip edilir, PKK’ye ve KCK  yönetimine her fırsatta ne düzeyde saldırdıkları görülürse KDP’nin politikaları ne olduğu daha iyi anlaşılır. Zaman zaman PKK’ye yönelik ilişkilerinde kamuoyuna politik açıklamalar yapsalar da KDP’nin PKK’ye karşı örtülü bir savaş  açtığı görülmektedir. Bu savaşta en büyük ortağının da Türk devleti ve AKP olduğu görülmektedir. Bakurê Kurdistan’da KDP yanlısı çevrelerin söylemleri ve argümanlarının aynı olması  bu gerçeğin somut ifadesidir. Kuşkusuz KDP yetkilileri tutumlarını açık ortaya koymuyor; ancak KDP ile ilişkili kesimlerden bu ortaklığın çok açık ve kapsamlı olduğu anlaşılmaktadır. 


Provokasyonlar Kürt birliğine zarar verir

Celal Başlangıç’ın Kandil’de KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığıyla yaptığı röportajdan anlıyoruz ki seçim öncesi KDP-İ’nin gerilla alanlarına gönderilmesi de KDP planlaması, yapımı ve uygulamasıdır. KDP seçimden önce gerilla ile İran KDP’sini çatıştırıp Kürt Özgürlük Hareketi’ni Kürt örgütleriyle çatışıyor göstermek ve bu temelde HDP’ye oy veren bir kesim Kürtleri bu tutumdan vazgeçirtmek istemiştir. Böylece hem AKP’ye yardım etmiş olacak, hem de PKK’nin tüm Kürdistan parçalarında ve dünyada kazandığı itibarı sarsacaktır. Aslında KDP-İ’yi mayın tarlasına sürerek kendine göre birçok amaç edinmiştir. Güney Kürdistan ve İran sınırı çok uzun olmasına rağmen KDP-İ’nin gerillaların bulunduğu alana sürülmesi tam bir provokasyondur. KDP-İ’nin İran’a karşı mücadele etmesi için böyle bir planlama yapılmamıştır. İran’a yönelik değil de Kürt örgütleri arasında bir savaşın olduğu algısı yaratmak ve bunun sorumlusu olarak da PKK’yi göstermek amaçlanmıştır.  Böylece PKK’ye karşı yürüttüğü savaşı yeni bir boyuta taşımak istemektedir. KDP’nin PKK’ye karşı planlı bir saldırı yürüttüğü ilgili çevreler tarafından bilinmekteydi. Ancak KDP-İ provokasyonuyla KDP’nin bu saldırılarında ısrarlı olacağı, her yol ve yöntemi kullanacağı ortaya anlaşılmıştır. Bu provokasyonda KDP-İ sadece figürandır; asıl aktör KDP’dir. KDP’nin PKK’ye yönelik yaklaşımlarını bilen herkes durumun böyle olduğunu anlar. 

KDP’nin son olarak Maxmur’da çeşitli oyunlar oynama peşinde olduğu söylenmektedir. BM’nin kamptan çekilmesini sağlamak ve arkasından Maxmur’u dağıtmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Bunu en çok isteyenin Türk devleti  olduğu bilinmektedir. Maxmur üzerinde bile oyunlar oynanması, KDP’nin Kürt Özgürlük Hareketi’ne karşı savaşı nereye kadar götürebileceğini gözler önüne sermektedir. 

Kürt Özgürlük Hareketi ulusal düzeyde sorumluluğundan dolayı KDP’nin bu tür oyunlarını çok fazla gündemleştirmemekte ve görmezden gelmekteydi. Şimdiye kadar tutumu bu olmuştur. Ancak KDP Kürt Özgürlük Hareketi’ne yönelik saldırılarını o kadar açık ve pervasız hale getirmiştir ki, artık saklanamaz ve örtülemez hale gelmiştir. Bu açıdan kamuoyunun KDP politikalarını bilmesi bu saldırgan politikaların önlenmesi açısından gereklidir. Çünkü Kürtler açısından tarihi bir dönemden geçildiği bir süreçte KDP’nin oyunlarını ve provokasyonlarını bozmak önemlidir. Yoksa kirli ilişkiler, provokasyonlar ve oyunlar  tüm Kürdistan halkına zarar verecektir. Sadece tüm Kürdistan halkına ve PKK’ye değil, KDP’ye de zarar verecek gelişmeler ortaya çıkacaktır.