Kadınları anlama çabası kapsamında birçok araştırma yapılmış. Ve birçok araştırmada kadının yılan ve tavşanla ilişkisi de bu kapsamda ele alınmış. Yılanın deri değiştirerek kendini yenilemesiyle kadının düzenli aylık regl döngüleri, rahminin yenilenmesi birbirine benzetilmiş ve burada ölümsüzlük görülmüş. Bundan olmalı yılan ölümsüzlüğü, sağlığı simgeler, tıbbın da simgesidir. Tavşan konusu biraz daha karmaşıktır. Tavşan çok duyarlı, seslere, harekete aşırı duyarlı, hatta ürkek denilecek kadar duyarlı bir canlıdır. Ortadoğu’da Aleviler, Êzîdîler, Şiiler, Yarsaniler... Kısaca Müslüman Sünni kesim dışındaki tüm inanç grupları tavşan etini yemeyi yasaklar. Son yüzyılda Alevilerin tüm değerlerine saldırı olduğundan dolayı inanç unsurları ya yok olmuş ya da karikatürize edilerek anlatılageldiğinden bir bilmezlik-yanlışbilirlik doğmuştur. Alevilikte tavşan etinin yenmemesi sünnilikteki domuz etinin yenmemesi meselesine benzetilse de, aslında pek alakası yoktur. Domuz eti, pis-haram görüldüğünden yenmez. Oysa tavşan etinin yenmemesi tavşana atfedilen kutsallıktan, ona verilen değerden kaynaklanır. Tavşan tabudur. Tavşanın tabu haline gelmesinde onun da kadın anatomisine benzerliği ve doğurganlığı etkilidir. Nihayetinde yılan da tavşan da kadın için, Ortadoğu tarihsel toplumu için, kadın için, özelde de Kürt kadını için kutsaldır, anlamlıdır.

Bugün tutup Kürt kadınların dişlerinin arasına bu değerlerin toplandığı hayvanları verip vahşice parçalatmak, kadınları kullanarak kendi köklerine saldırmaktan başka nedir?

Önder Abdullah Öcalan’ın, 1970’li yıllardan bugüne kadar önderlik ettiği mücadelenin en özgür ve özel yanı kadın özgürlük mücadelesidir. Tüm eksikliklerine, yarım kalmışlıklarına, tamamlanmamışlıklarına, kendini gerçekleştirmedeki yetersizliklerine rağmen, büyük bedeller verilerek yaratılan kadın kurtuluş ideolojisi, Kürdistan kadın özgürlük mücadelesinin en anlamlı yanıdır. Kadın özgürlük mücadelesi, Kürdistan’ın dünya insanlığına açılan penceresidir. Tarihsel toplumla buluşma düzlemidir. Bu mücadeleyi anlatan kitaplar, belgeseller, yazılar, dergiler, devrimciler çoktur. Bu mücadeleyi anlatan şehitler çoktur. Şehitler kadar yaşayan kahramanlar da bu mücadeleyi anlatmaktadır. Yine dünya kadınlarını jineoloji etrafında toplanması da bu mücadeleyi anlatmanın biçimlerindendir.

Kürt halkının elinde tüm dünyanın ilham aldığı bir tarih var. Tüm dünya insanlığının ilham aldığı devrim değerleri var. Önder Apo’nun öncülüğünde, PKK öncülüğünde gelişen Kürdistan devrim mücadelesi tüm dünyanın örnek aldığı yaşam perspektifini oluşturdu. Tabi geldiğimiz aşamada, bu kadar sahiplenilen PKK’nin ne kadar pratikleştirildiği, 21. yüzyılda özgür yaşayabilecek Kürt toplumsallığının PKK ilkeleri doğrultusunda ne kadar inşa edilebildiği tartışılacak konulardandır. Kısaca fikir beyan edeceksek, kürdün köle, sömürge, ezilen kişilikten kurtulamaması, PKK ile bütünleşemeyen yanlarıdır diyebiliriz. Bu gerçek, PKK’ye uzak yakın herkes için geçerlidir. Zaten devrimin iç dinamiği anlamında PKK’de özeleştiri de bu temelde ele alınmaktadır.

Dünya insanlığının Önder Apo’yu tartıştığı, özümsemeye çalıştığı bir dönemde, PKK’nin terörize edilmeye çalışılmasının en büyük sebebi, Kürt iktidar güçlerinin Kürt halkına uyguladığı tecrittir. Önder Apo’ya uygulanan uluslararası komplonun, Kürt boyutu bugün Kürt halkına uygulanan tecritle sürdürülmektedir. Kürt erklerin Kürtlere, özelde de PKK’ye ve Önder Apo’ya bağlı olan Kürtlere uyguladığı tecrit, uluslararası komplonun devamı olan tecridin bölgesel devamıdır.

Bu anlamda güney Kürdistan kadınına da özel bir tecrit uygulanmaktadır. Güney Kürdistan kadını, PKK-PAJK öncülüklü Kürdistan özgürlük değerlerine kapatılarak, bunun için özel çabalar harcanarak, PKK terörize edilerek bu yapılmaktadır. PKK-PAJK’ın yarattığı kadın özgürlük değerleri yok sayılmakta, bu anlamda Türk sömürgeciliğinin, soykırımcı rejimin kopyası bir siyaset uygulanmaktadır.

PKK gibi Kürdistan’da etkilemediği insan kalmayan bir özgürlük hareketi varken dönüp de buradan öğrenme mütevaziliğini gösterememek, güneyli güçlerin en büyük zaafıdır. Zira bunu yapabilmek için Kürt bireyine biçilen ezilen, sömürge, özgürleşmemiş sıfatını aşmak, Kürt’ü sevmek ve Kürt’e değer vermek gerekecektir. Ki bu da büyük bedeller istemekte, büyük çabalar gerektirmektedir.

Bugün, savunma konusunda duyulan ihtiyaçtan olmalı, KDP güçleri içinde de eğitimler yapılırken, askeri eğitim adı altında kadın peşmergeler üzerinde uygulanan zor yöntemlerinin reklamı yapılıyor. Kuşkusuz savunma konusunda bir eğitime, hazırlığa ihtiyaç var. Çünkü Kürdistan üzerinde saldırılar sürüyor, Türk devleti Güneyi arka bahçesi gibi kullanıp tüm 3.4.kalite ürünleri buraya pazarlarken her fırsatta tehditler yağdırmayı da ihmal etmiyor. Yine DAİŞ tehditi Kuzey Doğu Suriye’de bitirilmesine rağmen, kimi dünya hegemonlarının kullanacağı kadar bir kesimin bırakıldığı ve bunun Irak merkezli kullanılacağı, yine Kerkük-Xaneqin çevresinde yapılan saldırılardan anlaşılıyor. Bundan dolayı ciddi bir toplumsal öz savunmaya, Kürdistan öz savunma güçleriyle ortaklaşma geliştirerek bunu ulusal birliğin temel bir ayağı yapmaya ihtiyaç var.

DAİŞ Hewlêr kapısına geldiğinde KDP güçleri ne yapmıştı, nasıl bir durumdaydı? PKK gerillaları bu dönemde güney Kürdistan savunmasını yaparak kerkük’ten Mexmûr’a kadar şehitler verirken KDP ne yapmıştı? Dahası DAİŞ Şengal’e geldiğinde KDP’nin ne yaptığını tüm dünya gördü, tekrarlamaya gerek yok. KDP’nin önemli sayıda bir peşmerge gücü var. Ancak neredeyse tamamı erkeklerden oluşan bu güç yetmiyor. Çünkü savunma anlayışında insanın özsavunmasına dayanan felsefik bir yaklaşım yok.

Savunma alanındaki bu boşluklar farkedilmiş ama yanlış bir şekilde bu boşluklar doldurulmaya çalışılıyor. Ülke savunmasına kadın peşmergeler toplanıyor, örgütlenme adı altında vahşi uygulamalarla kendileri olmaktan çıkarılıyorlar. Bu yazının amacı KDP peşmergelerini eleştirmek değildir, KDP’nin savunma ve kadın yaklaşımını eleştirmektir.

Kadın tanımının güney Kürdistan’da nasıl bir saldırıyla karşı karşıya olduğu, kadın peşmergelere yaptırılan bu vahşetin resimlerinden anlaşılıyor. Dişleriyle tavşan parçalayan kadın güçlü kadın mıdır? Kadına dayatılan bu tür yöntemler, kadının erkekleştirilmesidir. Tavşanı kadınlaştırıp kadını erkekleştiren tarzdır. Zira mevcut sistem içinde tüm kadınlar egemen erkeklerin dişleri arasındadır. Buna rağmen özne-nesne ikilemi geliştirerek güçlü olanın yeneceği söylenmekte, hegemonya ilişkisiyle kadınlar zehirlenmektedir. Bu tarz, sömürgeci baskı sistemlerinin tarzıdır.

KDP’nin yaptığı işlerde, içine girdiği politikalarda tarihe bakarak insanlık tarihinden öğrenmesi gerektiği bir kez daha ortaya çıkıyor. Toplum savunması geliştirilmek isteniyorsa kadının özsavunması geliştirilmelidir. Bunun için de dünyaya ilham veren Önder Apo’nun kadın özgürlük yaklaşımına bakmalı, kadın kurtuluş ideolojisine bakmalı, jineolojiye bakmalıdır. Kadının vahşileştirilip kendi özünden koparılmasıyla kadın özsavunması geliştirilmez, toplum zayıf hale getirilir. Bu anlamda Güney Kürdistan’da kadınların özel eğitimler adı altında vahşileştirilmesi karşısında, tüm kadınlar tepki göstermelidir. Kadınlar bu bozulmayı kabul etmemelidir.