Kürdistan Bölgesi Başbakanı ve KDP Genel Başkan Yardımcısı Neçirvan Barzani’nin ‘PKK Şengal’den çıkmazsa güç kullanırız’ sözleri tüm Kürtler adına çok büyük bir talihsizliktir. Bu tarz bir siyaset Kürt halkını bir kez daha inkar-imha çemberine sokma tehlikesi barındırıyor. Tüm Kürtlerin ulusal birlikten, ulusal kongreden söz ettiği bir dönemde savaşı düşünen bir güç ne birliğe, ne beraberliğe ne de ulusal kongreye gelir. Üstelik bu düşünce Neçirvan Barzani’nin kendi kişisel görüşü de değil. Ama şu an başbakanı olduğu Kürdistan Bölgesi hükümetinin de ortak düşüncesi değil. Çünkü Kürdistan Bölgesi’nde hükümet denilen kurum demokratik kriterlerin dışında KDP’nin sultasında yürüyor. Barzani’nin dile getirdiği düşünce de hükümetin değil, KDP’nin düşüncesi.
Fakat sebep her ne olursa olsun, her şeyden önce insanda ar olur haya olur. İnsan yaptığı hatadan utanır. 3 Ağustos 2014 günü Şengal’de yaşananlar daha dün gibi herkesin aklında. Tek bir kurşun dahi sıkmayıp Şengali ve Êzîdî halkını DAİŞ’e teslim edenlerin ve binlerce insanın katledilmesine ve binlerce kadının köle pazarlarında satılmasına neden olanların, bugün kalkıp da Êzîdî halkını o vahşetten kurmak için yüzlerce bedel verenlere karşı güç kullanacağını söylemesini nasıl yorumlamak gerek bilemiyorum.
Onu da bir yana bıraksak, ne HPG ne de Êzîdîlerin savunma gücü YBŞ, Şengal’i KDP’nin elinden almadı. DAİŞ’a karşı savaşıp, Şengal toprağını karış karış kanlarıyla sulayarak kurtardılar. Üstelik Şengal idari olarak Kürdistan Bölge idaresine bağlı da değil, Irak hükümetinin kontrolündeki bir bölge. Kürdistan Bölge hükümetinin Irak hükümetini aşarak Şengal hakkında yasal olarak bir şey deme hakkı yok. Buna rağmen neden Irak hükümeti Şengal Direniş Birlikleri’nin Şengal’i DAİŞ çetelerinden kurtarmasından memnuniyet duyuyor da KDP rahatsız oluyor, anlamak zor.
Bunun üç temel nedeni var. Birincisi; Şengal’de idareyi PKK ya da KDP dışında hangi Kürt gücü elinde bulundurursa bulundursun, Şengal’i ve Êzîdî halkını DAİŞ çetelerinin insafına bırakan ve bir soykırım yaşanmasına neden olan KDP’nin yaptıklarının tarih boyunca yargılanmasına ve unutulmamasına neden olacaktır. KDP bunu önlemek için de, neye mal olursa olsun, Şengal’i kontrolüne almayı bir namus meselesi olarak görüyor ve bu şekilde tarihin izlerini silmeyi planlıyor.
İkinci neden ise; Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın düşünce ve felsefesinin Irak ve Güney Kürdistan’da mekansal olarak ilk defa böylesi bir zemin bulmasıdır. Öcalan’ın düşünceleri şimdiye kadar Güney Kürdistan’da etkisini hissettirse de bölgenin iktidar güçleri bu düşünsel etkinin mekansal zemin bulmasına hiç izin vermediler. Şengal bu düşüncelerin mekansal yaşam bulma alanı oldu. Bir de Irak hükümetinin Êzîdî halkının kendi kendilerini yönetme ve savunma talebine sıcak bakması KDP’yi daha fazla ürkütüyor. Böylesi bir durumun doğması demek, Kürt Özgürlük Hareketine Irak siyasetine resmi giriş kapısının da aralanması anlamına geliyor.
Üçüncüsü; Kürt Özgürlük Hareketinin Irak ve Güney Kürdistan siyasetine resmi girişinin yaratacağı siyasal etkiden kaynaklanıyor. Bu durum Güney Kürdistan’da çalıp çırpma üzerinden siyaset yürüten ve buna karşı çıkanları da 2015’te Hewler’de yaşandığı gibi, peşmerge gücüyle bastıran KDP’nin bitişinin başlangıcı anlamına geliyor. İdeolojik ve paradigmasal olarak aşiret örgütlenmesiyle modern bir monarşi sistemini aşamayan KDP’nin, 21’inci yüzyıl bilişim ve iletişim teknolojisi karşısında ideolojik ve paradigmasal olarak yetmediği şu an bile hissediliyor. Yaşanan bu değişimler karşısında KDP’nin kendisini yenilemesi de pek kolay değil. Kolay olmadığı için de Türk devletiyle PKK karşıtlığı üzerinden kader birliğinde ısrar ediyor.
Tabi bu noktada Türkiye’nin son dönemde içine girmeye çalıştığı Rusya ve İran ittifakı dikkat çekiyor. Türk devleti bu ittifaka girerek Ortadoğu genelinde yeni bir hamle yapma arayışında. Türk devletinin bu arayışta kader arkadaşı KDP’yi oyun dışı bırakması mümkün değil. Neçirvan Barzani’nin geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye yaptığı 'gizli' ziyaret de hatırlandığında, Barzani’yi böylesi bir dönemde PKK’ye karşı güç kullanacaklarını söyleyecek kadar cesaretlendirenin de arka perdedeki bu ittifak olduğunu söylemek mümkün. Yoksa Barzani’de çok iyi biliyor ki, dış bir destek olmadan KDP PKK karşısında hiçbir şey yapamaz. Bunu 1990’lı yıllarda çok denedi, hiçbirinde de başaramadı. Geçmişe nazaran şimdi Güney Kürdistan’ın derinliklerine daha fazla yayılan ve uluslararası ve Kürt halkı arasında çok daha fazla sempatiyle bakılan bir PKK karşısında salt askeri güçle başarmasının mümkün olmadığını o da görüyor. Bu söylemin arkasında kesinlikle bir dış güç, bir ittifak, bir plan, bir konsept söz konusu.
Bu plan boşa çıkarılmadan Kürtlerin ulusal birliği olmayacak, ulusal birlik olmayınca da bir daha kardeş kavgası başlayacak, kan dökülecek. En kötüsü de kardeş kavgası başladığında Kürtler bir yüz yıl daha kaybedecek. Bu yüzden tüm Kürtlerin var gücüyle bu planı boşa çıkarmaya çalışması gerekiyor.