Türk diktatör Recep’in mutluluğunu yasallaştırma çalışması itibarı ile başlayan referandum dönemi bitti. İki gün sonrası Almanya’da kar yağarken Abuzer Karakoç’un o ırmak güzelliği sesinden “Alvar Deyişleri”ni dinlerken yazmaya çalışıyorum meramımı. 

Aslında bunu başaramayacağımı biliyorum, Recep ile ilgili yazı yazarken asla böyle müzikler dinlememli. Abuzer Karakoç’un naif sesi ile ne kadar istesede içi eriyor insanın. Vicdansızı kendi taşı ile dövmenin gerekliliğini söyleyen şarkılarıda var Karakoç’un. “Kelepçeli demokrasi” nasılda vuruyor kafasına. Fakat kendimi o moda sokup Recep’e ordan yüklenmeyeceğim. Zira seçimi sahte yasaları ile kazanmış, kendi tabiri ile “Atı alıp Üsküdar’ı geçmiş.”

Üsküdar’ı hangi tarafa doğru geçtiği Üsküdar’ın neresinden baktığı önemli. Üsküdar bir sahil ilçesi, bence Recep orayı geçerken gerçekten boğazın hırçın sularına kapılacak. 

Referanduma karşı hayır oyu kullanan, kesinlikle kazandığına inanan çoğunluğun fikrindeyim. Ben yasalardan çok meşruiyetçiyim. Bakın en gelişmiş yasalar bile erdemli insanın duygu ve düşüncesine tekabül edemez. Çünkü yasaların tümü hükmetmeye gayrettedir, mevki makam sarsılmasın diye uydurulmuş hikayelerdir. 

Mesela bir yazar, bir müzisyen, bir duvar ustası veya marangozun öyle mevki makam sarsılacak diye bir kaygısı yok. İyi bir roman yazdığında zaten sorun değil, marangoz kalası iyi yonttuğu sürece yasal korumaya ihtiyacı yok. Ama yasaları kalkan olarak kullananlar iyi hırsızlık yapmak, iyi dolandırmak, hatta iyi öldürmek için ona mecburlar. 

Referandum sonuçları üzerinde çok durmanın manası yok, asla adil olmayan bir sürecin semptomu elbette bizi asla mutlu etmez. Her adımında şaibe var, kedilerin trafoya girip seçimleri sabote ettiğini bize göstermiş bir hükümet var. Her defasında söylemekten asla imtina etmeyeceğim; TC yasaları buna uygun olmasaydı reel anlamda bir sosyal devlet statüsü yakalamış olsaydı bu güruh zaten ortaya çıkmazdı. Hükümeti ana muhalefeti ile demokrasinin asgari düzeyde algısından uzak oldukları için yasaları da o beyin ölçeğinden hazırlanıyor. 
Seçim sonuçları açıklandıkça Tv’lerde konuşan Türk bilgeler bütün tahminlerinde yanıldılar. Yüzde altmışlarda kalmasını neredeyse totem haline getirerek telkinde bulunuyorlardı. Yanıldılar tabi. Zerre kadar vicdan sahibi biri yokmuş. Birinin ağzından HDP Eşbaşkanları ve binlerce kadrosu esir demedi, diyemedi.

İki şey dikkatimi çekti ana muhalefet partisinin seçim sonrası açıklamalarında. Birincisi; aslında alıştırmanın sözde siyasi kibarlığı; Kılıçdaroğlu özellikle ırkçı MHP seçmenine teşekkür etti. Bu durumda onlar desteklemiş oluyor CHP’yi, bunu Kürtlerin yüzkarası Orhan Miroğlu destekler tarzda söyledi; “MHP’nin görülür bir desteği olmamış” dedi. Kürdistan’da bulamazsın elbette. Batıdakiler de CHP’ye vermiş oy’unu demk ki.

İkincisi CHP adına ilk açıklamayı yapan Erdal Aksünger, bilerek ya da bilmeyerek yalnızca o şöyle bir cümle kullandı; “Kürt siyasal hareketinin eşbaşkanları ve üyeleri tutsak” 
Ma genede sağ olsun! Biz vefalıyız bir harf için köle olmuşuz, bir cümle için ölürüz. Seçim sonrası ilk ulumalar yükseldi, her şeyi halka sorulur ya, halk o kadar yemiş yutmuş ki; kendisine sunulan her projeyi İsviçreliler gibi bütün kıyısı kenarı ile inceleyip oy verecek kadar yetkin ya; her yükselen ulumaya, ulema Recep; “onu da oy’unuza sunarız” yaw he he. Kalabalıkta biri kravatı tersinden sallayarak “idam istiyorum” diyor. İdam orda kalsın, siz çok ahkam kesenler; tecavüzcüler, halk düşmanları, kadın çocuk katilleri adil bir yargılama çıksın nasıl tutuşursunuz göreceğiz.  

Eyyy Xodê, hani sen yaratmıştın canımızı da sen alacaktın? Bunların hiç biri Abuzer Karakoç’un ‘Alvar Deyişleri’nin bir tezenesine değmez. Hele „nesini söyleyim canım efendim, omuzdan kesilmiş kolumuz bizim” der ya Serdari’den nefes alarak. Gerisinin canı cehenneme.