Ebu Süfyan’nın “İslamı” Muaviye ve Yezit üzerinden devam ederek devlet İslam’ı haline gelir. Muhammet Mustafa’nın İslam’ı Ehlibeyt, Şahı Merdan Ali, Şah Hüseyni Kerbela üzerinden devam etmiş ve Kerbela’da Yezit tarafından katledilmiştir.
Osmanlı egemen zihniyeti Yavuz ile birlikte “Halifelik makamını” kuşatmış ve egemenliğine almıştır. Osmanlı İslam’ı da Muaviye zihniyetlidir.
1826’da II. Mahmut ile birlikte Muaviye İslam’ı ile çeşitli Osmanlı tarikatları ittifak yapmış ve yeni bir konsept oluşturmaya başlamıştır. Tanzimat, İttihat ve Cumhuriyet dönemindeki devlet politikası bu konsepti zaman zaman revize ederek yürütmüştür. Selçuklu ve Osmanlı kendi geleneksel kurumlarını yaşatırken Bizans’tan Patrikhane’yi taklit ederek “Şeyhül İslamlık” diye bir kurum ihdas etmiştir. Bu kurum Cumhuriyet döneminde “Riyaseti Diyanet/ Diyanet İşleri Başkanlığı” olarak devam edecektir.
İttihat ve Terakki Fırkası temelde “Türkleşmek/ İslamlaşmak/ Muassırlaşmak” tezi üzerine kurulmuştur. Ziya Gökalp, Abdullah Cevdet gibi “aydınlar” dönemin temel aktörleridirler. Ancak “Türkleşmek/ İslamlaşmak” konusunda ittifak eden güçler “Muassırlaşmak” konusunda güzergah farklılığı gösterirler. Bu dönemde Prens Sabahattin, İttihat ve Terakki Fırkasından ayrılarak Hürriyet ve İtilaf çalışmasını başlatır. Hürriyet ve İtilaf’ın temel tezleri “ademi merkeziyetçilik, hür teşebbüs, Teşebbüsi Şahsi” üzerine bina edilmiştir.
Cumhuriyeti kuran zihniyet, İttihat ve İtilaf zihniyetinin bir sentezi konumundadır. Ancak iktidar gücü İttihatçılardadır. İtilafçılar Serbest Cumhuriyet Fırkası, Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası gibi partilerde boy gösterince Kemalist zihniyet duruma müdahale eder ve bu zihniyet susturulur. 1946 yılında Demokrat Parti ile canlanan zihniyet Adalet Partisi, Anavatan Partisi ve şimdi de AKP ile devam eder. Dikkat edilirse Hürriyet ve İtilaf döneminden başlayarak bu zihniyeti sürdürenler “statükoya karşı” olduklarını söylerler. Ama bunların kendi statükolarının İttihatçı zihniyetten bir farkı yoktur. İttihat ve Terakki ile Hürriyet ve İtilaf var oldukları günden bu güne kadar devlet aygıtını ve devletin olanaklarını kullanma konusunda çatışmışlardır.
AKP’nin uluslararası egemen güçlerle de yakından ilgisi vardır. ABD emperyalist zihniyetinin bir ürünü olan iki tez, AKP’nin de uluslararası politika konusundaki temel konseptidir. Birinci tez “tarihin sonu.” İkinci tez de “medeniyetler çatışmasıdır”. Tarihin sonu tezi “neoliberal politikanın insanlığın nihai kurtuluşu olduğu” gibi uydur kaydır bir yalandır. “Medeniyetler çatışması” ise Devlet İslam’ı, Devlet Hıristiyanlığı ve Devlet Yahudiliği ilişkisi üzerinden ileri sürülen bir tezdir. Ancak “medeniyetler çatışması” tezi şimdilerde “medeniyetler ittifakı“ tezine çevrilmiş ve İspanya eski Başbakanı Zapatero ile Türk Başbakanı R. Tayyip Erdoğan “medeniyetler ittifakı eşbaşkanı” olmuştur.
AKP, emperyalist güçlerle ittifak içinde örgütlenen Demokrat Parti vb.lerinin türevi ve devamıdır. Bugün Fethullah Gülen vb. unsurlar da bu süreci “terbiye etmek ve yönlendirmek için” emperyalist güçler tarafından kullanılan araçlardır.
AKP’nin ekonomi anlayışı ile İttihatçıların ekonomi anlayışı “bir türedi milli burjuva yaratmak” ve Türkiye gerçeğini bu temelde örgütlemek üzerine kuruludur. Tanzimat’tan beri devam eden İttihat ve İtilaf çatışması ekonomi alanında da devam etmiştir. İttihatçılar kendilerine bağlı büyük burjuvayı bu günkü TÜSİAD üzerinden örgütlemeye çalışırken İtilafçılar da “Anadolu kaplanları/ Anadolu sermayesi/ Yeşil sermaye” gibi nüanslarla ekonomi örgütlemesini sürdürmüşlerdir.
Bu çerçevede 2002’de kurulan AKP Türk/İslamcı sağ Kemalist bir partidir. Her fırsatta “tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek dil” diyerek tekleyen R. Tayyip Erdoğan “tek din” tutkusunu da itiraf ederek rahatlamıştır.
Alevilik ve Aleviler söz konusu olduğunda AKP politikasının Kürt, Ermeni, Rum etnik kimliklerine bakış ile “Gayrimüslim” Süryani, Êzîdî vb. politikasından bir farkı yoktur. Bugün devletin ve AKP’nin “en iyi Kürt ölü Kürt’tür! En iyi Alevi yakılmış Alevidir!” politikası yürürlüktedir.
AKP “açılım” politikalarına “Alevi açılımı” ile başladı. Sonuç ne oldu? Madımak katillerine “zamanaşımı“ vermek! AKP “Alevi açılımı” yapamaz. Alevilere açılamaz. Çünkü AKP, Alevilerin ve Aleviliğin yok edilmesi üzerine kurulan Osmanlı zihniyetinin devamı niteliğindedir. Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve Cumhuriyet döneminin değişmez bir politikası olarak Alevi soykırımı devam etmiştir. Neden??? Çünkü Alevilik dayatmayı, statükoyu, devlet egemenliğini kabul etmeyen, halka dayalı sivil ve özerk bir örgütlenmeyi esas alan ocak sistemi üzerine kurulmuştur. Aleviliğin ocak sistemi, devletin katı merkeziyetçi yapısını bozan aykırı bir örgütlenmedir. Buna vergi, hukuk vb. somut sebepler de eklenince Bizans’tan Selçuklu’ya, Osmanlı‘dan Cumhuriyete kadar devlet aklı Alevilerin “kökünü kazımak” için her türlü rezalete başvurmuştur. AKP bu politik aklın ve tarihi dizginin odak noktasında yer alan bir partidir. AKP 2002 yılında kurulmuştur ama inançsal kökleri Emevilere, siyasal kökleri İttihat, İtilaf çatışmasına, ekonomik kökleri “milli burjuvazi/Anadolu sermayesi” çatışmasına dayanan köklü bir zihniyettir.
Bugün devşirmeler aracılığı ile “Anadolu Alevi Bektaşi Federasyonu” gibi bir paravan örgüt kuran AKP, Türkiye halklarının ve inanç gruplarının sorunlarına çözüm olamaz. AKP ret, inkar, nefret ve şiddet üzerine kurulan yeni Osmanlıcı neofaşist bir partidir. Bazı ahmaklar “Başbakana cesaret vermek gerek” diye dursun Başbakan Alevilere, Kürtlere ve farklı olan ne varsa saldırmak, hakaret ve tehdit etmek konusunda hiç de cesaret zafiyeti göstermemektedir.
“Yeni Anayasa” tartışmalarının olduğu dönemde güya “12 Eylül darbesini yapanlar yargılanıyor!” AKP’nin 12 Eylül faşizmi ile sorunu ne ki? 12 Eylül ortamında semizlenen “Milli görüş, Türk/İslamcılık, çağ atlamak” gibi kurgular değil midir AKP’yi yapan ve yaratan? Hatta 12 Eylül öncesi yapılan Maraş, Sivas, Malatya, Çorum katliamları ile “24 Ocak karaları” değil midir bugünkü konseptin alt yapısı? Peki nasıl oluyor da buralardan beslenen ve semizlenen AKP “İleri Demokrasiyi” getiriyor? Kürt siyasal demokratik hareketinin ve Kürt halkının “Demokratik Özerklik” talebine Roboskî vb. katliamlarla cevap veren AKP, Alevilerin demokratik taleplerine “Alevilik bir inanç değildir. Camiye gidin!” diyerek cevap verirken AKP’den “demokratik bağlamda çözüm beklemek” politik ahmaklık değilse nedir??? Elbette Türkiye’nin yurttaşları olarak, sivil demokratik kurumlar olarak devletten ve hükümetten taleplerimiz olacak! Ama demokratik çözüm için gerekli olan halkların, inanç gruplarının, emekçilerin ve ezilenlerin demokratik örgütlülüğü ve eylem gücüdür. Türkiye, şu sahte laiklikten Diyanet ve Milli Güvenlik Kurulu vesayet baskısından kurtulmalıdır. AKP “dindar ve iyi çocukların” ittifakından oluşan Türk/İslamcı bir partidir.
KEMAL BÜLBÜL: AKP, demokrasi ve Aleviler…