Meclis Başkanı İsmail Kahraman, yeni Anayasa için "Laiklik bir kere yeni Anayasa'da olmamalıdır", "Dindar anayasa meselesinden anayasamızın kaçınmaması lazım. Dini olarak bahsetmesi lazım" açıklamalarını yaptı. Açıklama tepkiyle karşılandı, Birleşik Haziran Hareketi bileşenleri sokak eylemleri yaptı. Eylemler polisin hedefi oldu. HDP eşbaşkanlık düzeyinde "özgürlükçü laiklik"ten vazgeçmeyeceklerini duyurdu. Artan tepkiler üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, ifadenin Kahraman'ın kişisel görüşleri olduğunu söyledi. Mesele şimdilik kapanmış gibi göründü. 

Bu açıklama nereden çıktı? İsmail Kahraman neyin peşinde. Gerçekten de Kahraman, Erdoğan'ın söylediği gibi kişisel görüşlerini mi ifade etti?

AKP'nin 14 yıllık pratiği "Kişisel görüş" açıklamasını boşa düşüren sayısız örneklerle dolu. Saray'ın tepesinden ilçe başkanına kadar AKP'lilerin yaptıkları günlük hayatın, ilişkilerin muhafazakarlaştırılması amacını gösteren açıklamaları bir yana, eğitim emekçilerinin yasalaşmaması için  çokça uğraştığı 4-4-4 kesintili eğitim yasası, en somut örnek. Yasanın en belirgin sonuçlarından biri; ilkokul-ortaokul ayrışmasının ardından yeniden açılan imam hatip ortaokulları ve imam hatip liselerinin sayısındaki belirgin artış oldu. Eğitim-Sen'in verilerine göre, öğrencilerin okula devam oranı düşerken, bu düşüş kız öğrencilerde daha yüksek oranda. 

Çok açık ki, bu memlekette, gerçek bir laiklik hiçbir zaman olmadı. Devletin her zaman bir dini olageldi, laikliğin sınırı da "Kemalist laiklik" kadar oldu. Diyanet İşleri Başkanlığı, anayasal bir kurum olarak tanımlandı. İslamiyet'in Sünni mezhebine göre örgütlenen bu kuruma ayrılan bütçenin sürekli artan oranı sıkça gündeme geldi. Zorunlu din dersi uygulaması farklı biçimlerde de olsa devam ettirildi. Tüm bunlar devlet dininin varlığının açık ve somut göstergeleri. Tek mezhep ve tek inanç, tıpkı tek ulus, tek dil gibi Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurucu ideolojik unsuru oldu. Devletin idari mekanizmasındaki kurumların yanısıra "devlet dininin" dışında bir inancı benimseyenlere reva görülen yaşam da ortada; katliamlar, hakaretler, çalıştaylarla devlet dininin içine hapsetme girişimleri…

Şimdi görülüyor ki; AKP devlet dininden bir adım daha öteye gitme niyetinde; din devleti. Kahraman'ın açıklamasının gösterdiklerinden biri de bu. Bu planın uygulanabilirliğini test etmek, nabız yoklamak, "Nereden çıktı bu açıklama şimdi? sorusunun yanıtlarından biri olabilir. Ancak, bu amaç işin bir yanı. Yanıtlardan bir diğeri de; Erdoğan'ın bir türlü son bulmayan başkanlık hayali ile ilgili. AKP/Saray iktidarının Kürt halkının öz yönetim direnişi karşısında yaşadığı sıkışmışlığı ile birlikte Kahraman'ın açıklaması düşünüldüğünde çıkan sonuçlardan biri de şu olabilir: Devlet geleneğini sürdürerek laik-antilaik kutuplaşmasını derinleştirmek ve başkanlık sistemine dayandırılacağı aşikar olan anayasa sürecinde Sünni halkı yedeklemeye çalışmak. Başka bir ifadeyle başkanlık sistemine, din devleti yolunda atılacak adımla birlikte Sünni toplumunda meşruiyet kazandırma amacı.

Bu arayış karşısında ne yapılabilir? 

Ezilenler cephesinde oluşacak, laik-antilaik kutuplaşmasının AKP'nin politik zeminini güçlendirmekten başka bir işe yaramayacağı ortada. Alevi-Sünni karşıtlığını doğurabilecek her türlü söylem, slogan, eylem, AKP/Saray rejimi karşısında konumlanması gereken ezilenler cephesini bölmekten başka bir işe yaramaz. Ancak bu tespit, laiklik için mücadele edilmeyeceği anlamına da gelmez. Laiklik için mücadelenin de sloganı, "Kemalist laiklik" olamaz. AKP'nin devlet dininden din devletine geçme planını bozmanın yolu "Kemalist laikliğe" sahip çıkmak değil, "özgürlükçü demokratik laikliğe" sahip çıkmak olur. Ezilenler bu talep etrafında AKP/Saray diktatörlüğüne karşı mücadele ederse, parçalanmaz, bölünmez.

Meclis Başkanı'nın laiklik ile ilgili açıklaması ile başlayan süreç aynı zamanda savaş blokunda bir bölünmenin nesnel zeminini de oluşturmuş durumda. Ezilenleri özgürlükçü laiklik etrafında birleştirmek kadar bu bölünmeyi derinleştirmek de önemli. Çok açık ki, bir halkın "tek ulus", "tek dil" söylemi ile sömürgeci boyunduruk altında tutulmaya çalışıldığı bir yerde uygulanan laiklik de "tek mezhep", "tek din" laikliği kadar olur.