Erdoğan rejimine karşı olan Ege’nin, Trakya’nın, tüm sahillerin halkları büyük bir "oyunla" karşı karşıyalar.
Onların ülkelerine bağlılıkları, ana baba ocağından tutun da eğitimleri boyunca edindikleri "milliyetçi" değerlerle belirlenmiş bilinçleri, Kurtuluş Savaşı vermiş ülkelerinin ordularına karşı içlerinde besledikleri sempati, emperyalizme, sömürgeciliğe karşı duydukları samimi tepki bulanık çevrelerce amansızca istismar ediliyor, onları adım adım büyük bir tuzağa doğru sürüklüyor.
Bu tuzak faşizm tuzağıdır.
Saray-Kışla ittifakı faşizmin "siyasi merkezi"dir.
Onun "sınıfsal tabanı", "endüstriel-askeri kompleksin" başını çektiği tekelci sermayedir.
Onun siyasi kitlesel tabanı AKP’de yoğunlaşan "İslamcı-nasyonalistlerle", MHP’de yoğunlaşan "nasyonal-islamcılardır." Bahçeli bu kitleyi AKP’yle kaynaştırma yolundadır. Her iki ideolojik çizgi Türk orta sınıflarını ve çaresiz kalan yoksul ve hatta lümpenleşmiş kitleleri yanına çekiyor.
Sırada "ulusalcı, laik, Kemalistler" var.
CHP’nin dokunulmazlıklarla ilgili politikası bu kitleyi de "faşizmin sosyal tabanına" doğru çekme sürecinde önemli bir adım oldu.
Kemalist, ulusalcı ve onların sosyal demokrasiye evrilen kesimleri yol ayrımındalar.
Sinsi bir faaliyet onların milli duygularıyla oynuyor.
Kürt sorununda kafalarına yerleştirilen ön yargılar onları faşizmin kitle tabanına "eklemlenme" tehlikesini yaratıyor.
Öteden beri Türk solunda var olan "militarizmle ortaklık" eğiliminin en tehlikelisi şimdi karşımıza çıkıyor. "Ordu nasılsa AKP’yi sırtından atacak, biz şimdi Saray-Kışla ittifakına destek verelim" diyenler, CHP’nin tabanını adım adım oyuyor. İslamcı-milliyetçi faşizme karşı Kürt siyasi hareketinin ve sosyalistlerin dışındaki son direnç noktası olarak "laik taban"ı demokrasi güçlerinden uzaklaştırma, "orduya dayanma" adı altında İslamcı-milliyetçi faşizme yaklaştırma operasyonu sonuç alıyor.
Yol ayrımını iki "ulusalcı" gazete simgesel olarak gözler önüne seriyor.
Cumhuriyet gazetesinde birleşen çevre, henüz Kürt fobisinden tümüyle kurtulamasa bile, "tehlikenin farkına" varmış görünüyor. Can Dündar’ın yönetimindeki bu gazetenin geçtiğimiz gün Nusaybin ile ilgili baş sayfadan yaptığı haber örneği, bu saptamayı doğruluyor.
Buna karşılık Sözcü Gazetesi içindeki kimi unsurlar, (Çölaşan sanki hafiften tehlikeyi sezinler gibi) AKP ile "militarizm üzerinden" işbirliği düşüncesini yayıyorlar.
Şimdi izninizle Sözcü yazarı Soner Yalçın’ın yazısından uzun bir pasaj okuyalım:
"Fikri Işık, Davutoğlu kabinesinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı olarak bulundu.
Binali Yıldırım hükümetinde Milli Savunma Bakanlığı'na getirildi.
"Faruk Özlü, Savunma Sanayi Müsteşarlığı'nın büyük projelerinde çalıştı. Örneğin, Türkiye'nin kendi tasarımı "ilk milli tankı ALTAY", "ilk insansız hava aracı ANKA", "ilk milli gemisi MİLGEM" projelerinin yürütülmesinde görev yaptı.
Binali Yıldırım hükümetinde Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı'na getirildi.
Neden AKP'li bu iki bakanı yazdım?
Türkiye, Ergenekon-Balyoz kumpasıyla "milli savunma sanayi" çalışmalarında çok zaman kaybetti.
Şimdi. Kaybedilen bu zaman tekrar mı kazanılmaya çalışılıyor?
Karşımızda sadece PKK yok.
Karşımızda emperyalist güçler var.
Terörü bitirmenin en önemli nedenlerinden biri de, "milli savunma sanayini" kurmaktır.
Yıllarca çatısı altında bulunan NATO'dan yarar yok.
Yıllarca müttefik olunan ABD'den hayır yok.
Aksine, el altından düşmanlık yapıyorlar.
Tam bağımsızlık anlayışıdır; "milli savunma sanayini" kuracak irade.
AKP bunu yapar mı?
Mevzubahis vatan olduğu için umutlanmak istiyorum.
Bakalım AKP'li iki bakan neler yapabilecek?.."
Soner Yalçın’a dostça bir hatırlatma yapayım: Ege’nin, Akdeniz’in, Karadeniz’in ve Trakya’nın laik-ulusalcı-Kemalist kitleleri de AKP’den "umutlanmak istediği" gün, bilin ki, "Saray-Kışla ittifakına" dayanan İslamcı-milliyetçi faşizm tam zafere yürür…
Koca Prusya militarizminin ordusu, beş paralık çavuş Hitler’in oyuncağı haline gelmişti. "Kemalist" orduyu benzer akıbetten kim koruyacak?