"Türk ve İslamın sentezi" denilen dinci-ırkçı kesimler,  Kemalistlerin "ayak işlerinde" kullandığı "terör" kalabalığıydı. Bunlar, A takımının dip tarafında iş tutan B takımıydı. Rakı içenler elit, yani A takımı ise bunlar, "ayak" işlerinde kullanılan B takımıydı.
A takımı efendilik taslıyordu. Ak, pak giyiniyor, yazın havadar, kışın sıcak yerlerde oturuyor, "batılı ilerici" takılma adına akşam sofralarında rakı bulunduruyor, şimdiki Türk ırkçılarının kafa tokuşturup gümbürtmesi misali kadeh çıngırdatıyorlardı.
A takımından bir Kemalist’e "boş zamanlarında neyle meşgul oluyorsunuz?" diye sorulduğunda, "kitap okur, müzik dinlerim" diyor, "hangi kitaplar" sorusuna cevap bulamayınca, "tabii ki Atatürk'le alakalı olanlar" diye atıyordu.
B takımından Kemalist, doğuştan hizmetkardı. A takımına hizmet ederek geçiniyor, bir de gerektiği yer ve zamanda topluca, "galeyancı" olarak kullanılıyordu.
Farkında değil, ama galeyancılık Kemalist rejimde adı konmamış bir iş, uğraş, vatan sevicilik mesleğiydi. Onun için, B takımından Kemalist’e, "mesleğin nedir" diye sorulduğunda, "kendim bizzat Türküm, hem de soyu yüce Türk oğlu Türk ve Müslümanım Allaha şükür" cevabını veriyordu.
Mesleği Türklük ve İslamiyet olan adam, aşırı derecede milliyetçi, aynı şiddette dinciydi. Bu iki unsur bir araya gelince, "yüce Türk milleti ve kutsal İslam dini adına" naralarını duyunca hızlanıp gaza, dolayısıyla galeyana geliyor, insanlık suçları işliyordu.
1915-1938 bir yana, 6-7 Eylül 1955 vahşeti, 1970’ler Maraş, Çorum, Sivas dehşeti ile 1992 Sivas katliamı, dağı, taşı, köyü, bebeğiyle Kürt kırımının yanında hiç kalır.  
Türk dinciler, dün de şiddete tapınıyor, bugünkü büyükleri gibi ölümden mutluluk arıyorlardı. Gücü olmadığı için komşularına saldıramayan rakıcı Kemalistleri "erkekliğimizi öldürttü" diye suçluyorlardı.
Dinci ırkçılar, RT Erdoğan liderliğinde şimdi iktidarlar. Bütün bir bölgede, ağzı sıcak kanla tatlanmış kurtlar gibiler. İçerde ve dışarda savaş halinde, bir oraya bir buraya saldırıyorlar.
AKP’nin başı RT Erdoğan kendini çok önemsiyor. Kendine hayran değil, akıl almaz şekilde aşık.
İçeride, NATO’nun yardımıyla ordudan sonra, onun gölgesinde varlık gösteren adliye ve medyayı da teslim aldıktan sonra, kapıldığı şizofrenik egonun şişirdiği kibirle, bütün dünyanın egemeni gibi görmeye başladı.
Bu bir hastalık haliydi. İçinde delilik de vardı. RT Erdoğan, delirmişçesine Kürterin efendisi edalıydı. Nereden ve nasıl oluyorsa, "kardeşim" bile diyordu.
Oysa soyları, dünyaya bakışları, dinleri, inançları da farklıydı. Kürtlerin dini inancında zulüm yok, inkar, asimilasyon, yasak günahtı. RT Erdoğan ise boynunda bu suç ve günahları taşıyordu. Bu söylemle kendince Kürtleri ulu kişiliğine efendisi…
Ve, o Kürtlerin, dehşet ve ihtişamı karşısında baş eğip teslim olacağını bekliyordu. Yalnız Kürter değil, tekmil komşu ülkelerin hizaya geleceğini sanıyordu.
Çünkü o Kemalizmin, yani korku rejiminin başı, hem de A takımının tepesiydi. Kükreyince dünya hizaya geçmeliydi.
Ama olmadı. Karizması çizilip, çamura düşecek ölçüde bozuldu.
En büyük Türk büyüğü RT Erdoğan, onca zülme rağmen, Kürtler tarafından sevilmediğini gördükçe paniğe kapılıyor, kendini kaybedip daha çok sövüyor, daha çok tutuklama ve dağlara daha çok bomba yağdırma emirleri veriyordu...
Döverek, söverek, öldürerek, kalanları zindanlara doldurarak gönülleri fethetme inancı yer yüzünde bir ilkti. Bu da AKP dininin icaydı. Tabii ki AKP’nin dinine, insani meşrebine uygun, ancak insani duygulara, doğanın diyalektiğine aykırıydı.
Kendini alkışlatmak için Diyarbakır’da üniversite açılışına giden Bakan, konuşmaya başlayınca, Kürt öğrenciler topluca salonu terk edip, onu boş sıralarla başbaşa bırakıyordu. Üstelik Türk büyükleri için saygı ile eğilmeden ve İstiklal marşına da katılmadan…
Kemalistin dincisi iktidar olunca, delilik başa oturdu, TC’de haller böyle oldu. Emredince komşuların "emrin olur" diyeceği beklentisi boşa çıkınca, bir savaş cephesi de Suriye’ye açıldı.
Terör şırıgasından sonra top atışları başladı. Tombul, tombalak hali, söylem ve icraatlarıyla Oğuz Aral’ın karikatür yaratığı Avanak Avni’yi andıran Genelkurmay Başkanı General Özel, Suriye sınırında Nohut dişleri açıkta, havaya yumruk atarak, güç gösterisi yapıyordu.
Dünyada bir Genelkurmay Başkanının, böyle goril gibi şişinmesinin başka bir benzeri yok, örneği duyulmadı. Benim bildiğim bu bir ilktir, yer yüzünde.
Övünsünler. Bu insanlık icadı da bunlara yeter…