Ortadoğu baştan başa kanlı bir boğazlaşmaya teslim olmuş ve insanlıkta normal bir durum gibi canlı yayınlarla izleyip katliam haberlerindeki istatistikleri yarıştırmakla meşgulken, bunu değiştirecek tek seçenek olan Roj-ava ise henüz doğmamış bir Mesih gibi ebedi sessizliğe mahkum edilmek isteniyor. Peki, ama neden?

Soru açık ama cevaplar muhtelif. Herkes durduğu yerden cevaplandırır muhtemelen bu durumu. Klasik olan ise Rojava'da yaşananı bir El Nusra-PYD veya El Nusra-Kürt çatışması olarak lanse etmektir. Bu algılayış sadece eksik değil, aynı zamanda maksatlı bir çarpıtmadır ve olayı bağlamından koparmaya yönelik bir girişimdir. Gerçekten "Rojava'da ne oluyor?" sorusuna cevap verebilmek ve sağlıklı bir sonuca ulaşmak için öncelikle Rojava’nın ne olduğuna; Rojava’nın ne olduğunu anlamak için de nasıl bir ortamda veya jeo-stratejik konumda olduğuna bakmak gerekir.
Rojava kadim Kurdi dilinde salt bir yön tayini, sadece batı demek değildir. Birleşik bir kelimedir ve 'Roj' (gün, ışık, aydınlık) ile 'ava' (inşa, yücelme, ulviyet) gibi anlamlar içeren kelimelerin birleşiminden oluşmaktadır. Nasıl ki bu kadim dilde Mal-ava, mali-ava kelimeleri (evin şen olsun) tarzında bir iyilik temennisi ise, Roj-ava, (Roj(a) we ava) aynı biçimde; gününüz, güneşiniz, ışığınız, yönünüz yüce olsun temennisidir ve aslında kendi içinde en tatlı yön tayinidir. Rojava batmaya giden güneşin yücelmesidir. Bu temenni mezhep, din ve ırk gibi her türlü farklılığın kanlı boğazlaşmasıyla bir çeşit karanlık çağ yaşayan Ortadoğu ve insanlığın yaşadığı mevcut kaos durumuyla uyumludur. Ve nihayetinde Rojava artık dildeki gibi bir temenni değil, tam da anlamına uygun şekilde, bir tasarım ve kurtuluş projesidir. Kapitalizmin ulus-devlet ideolojisiyle zehirlenen ve farklılıkları tehlike olarak algılayan tehlikeyi yok ederek bertaraf etme anlayış ve alışkanlığına sahip Ortadoğu’da; Rojava, farklılıkların zenginlik ve çeşitlilik olduğuna, bunun da eşitlik içinde yaşanabileceğine dair yeni bir örnek toplum modelidir. Dahası, bu örnek yaşam şansı bulursa yeni bir dünyanın mümkün olduğuna delalet edecektir.
Bu anlamıyla, Rojava tıkanan dünya sosyalizasyonunu yeniden inşa etme girişimidir. Bir çeşit beklenen kurtuluş umudu yani Mesih’tir. Çünkü Mesih bir insan değil, bir kurtuluş umududur ki en azından Ortadoğu için kurtuluş modeli Rojava’dır. Zaten Suriye, Mısır, Irak, Tunus, Libya gibi "devrim ve demokrasi" diye pazarlanan mevcut yapılanmalar ile despotik Arap yönetimleri Türkiye gibi aksak demokrasilerin çare ve çözüm olmadığı yaşanan bunca acıyla tecrübe edilmiştir ve sabittir. Ortadoğu’da yaşanan bu anlamıyla sadece bir sistem krizi değil, tümden bir iflastır. Ve sistem kendini yeniden inşa etmek için bildiği en iyi şeyi yaparak yani toplumları birbirine kırdırma yoluyla kendini yaşatma arayışındadır. Ve fakat sistemin her türlü yeniden restorasyon girişimi Mısır örneğinde görüldüğü gibi daha fazla kaos, daha beter ölüm, daha acı kaybediştir.
İşte bu yüzden Rojava, Victor Hugo’un "Zamanı gelmiş bir fikri hiçbir şey durduramaz" şeklindeki ünlü vecizesinde işaret ettiği gibi zamanı geldiği için Roj gibi parlamakta kurtuluş umudu olabilmektedir. Bu nedenle Rojava salt Kürdistan’ın bir bölgesi ya da Güney Kürdistan’ın devamı değildir; tek başına önemli bir sistem alternatifidir. Saldırıya uğraması da esas itibariyle bu nedenledir. Rojava’ya saldıran El Kaide uzantılı çeteler olsa da onların saldırıları bir vekalet saldırısıdır. Belki çelişik gelecek ama El Nusra bu saldırıyı sistem adına ve Rojava’nın Kürt kimliğinden ziyade, onun sistem alternatifi olma hüviyetine yapmaktadır. Çünkü El Kaide uyguladığı vahşi yöntemlerle güya karşısında mücadele ettiği kapitalist sistemi meşrulaştırıp ömrünü uzatmaktadır. Bu anlamıyla sistemin bir mezhebi niteliğindedir ve onu Rojava’ya saldırtanlar da ona sistem adına bir rol ve misyon biçmiş durumdadır. Türkiye El Nusra yakınlığı ve ittifakı da onların dinsel anlayışından ziyade ikisinin de mevcut verili sistem kardeşliğinden ileri gelmektedir.
Yoksa ABD, El Kaide, Türkiye, İngiltere gibi aslında bir araya gelmemesi gereken bu güçlerin Rojava karşısındaki tuhaf ve absürt ittifakı başka türlü nasıl izah edilebilir? El Kaide bu ittifakın hali hazırda sahadaki uygulayıcı gücü, onun adına kadın, sivil, çocuk demeden vahşet uygulayan paravan yapılanmasıdır. Saldırının büyüklüğü ve bu denli organize oluşu Rojava’da açığa çıkan ve toplumların demokrasi talep ve özlemlerine gerçek anlamda denk düşen alternatif projenin büyüklüğüyle bağlantılı ve eşit orantılıdır. Başka bir ifadeyle sistemin bu projeden duyduğu korku ve kaygı onu bu denli kapsamlı saldırı ve ittifaklara yöneltmektedir.
Rojava’nın dayandığı ideolojik temeller ve toplumsal model, daha birkaç yıl önce El Nusra henüz ortada yok iken gidip eğitimini ABD de yapmış anlı-şanlı Türk stratejistlerinin saldırı ve itirazlarına maruz kalmıştı. Bu kimseler kapitalizmin insanlığa ve bölgeye, kan, ölüm, gözyaşı olarak armağan ettiği tüm yapılanmalarına karşın Rojava’nın bugün dayandığı toplum tasavvuruna (KCK projesi de denebilir) "despotik, otoriter, Stalinist" gibi suçlamalarla şerh koymuş ve projenin herhangi bir yerde hayat bulma ihtimaline karşı bugünkü saldırıların daha o zamandan işaretini vermişti. Yürürlükteki bir sistemin tüm kötülüklerine karşı henüz uygulanmamış bir alternatif projeyi yürürlükteki mevcut uygulamadan daha tehlikeli ve kötü göstermek ondan duyulan korku ile ilgilidir. Bu korku bugün Rojava’ya yönelik böyle bir şey ittifakı olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu anlamı ile Rojava sadece Kürt değil, sadece Suriye ve Kürdistan da değil. O, bir dünya bölgesidir ve sistem karşıtı olan, gerçekten bakan bir yaşam ve toplum ihtiyacı olan herkes, Rojava ile düşünsel olarak birleşmelidir. Rojava’nın etrafında onunla buluşmamızı engelleyen tüm bariyer ve setleri yıkarak, ruhen, bedenen ve düşünsel olarak birleşmek; bu canımızı yakan, her birimizi kimliksizleştiren bizi iktidar savaşlarının birer piyonu haline getiren sistemden kurtulmamızı beraberinde getirecektir. Görevimiz, Rojava ruhunu temsil eden ve aslında bir çeşit acil müdahale gücü olan Rojava devrim konseyinin, kuşatmayı komün dayanışmasıyla bertaraf eden Rojava halkının yanında olmaktır.
Biz tutsaklar fiili ve fiziki katılımdan mahrum olduğumuz için şansızız. Ve bir parça da buruğuz. Ama devrim bedelini ödeyen insanlar olarak bu kurtuluş projesine duyduğumuz coşku ve heyecan daha katmerlidir. Rojava bu duvarlar, tel örgüler, parmaklıklar ardındaki insanlar için Rojava’dan yani bir şeyin batısından çok çok daha derin anlamlara nasiptir. Rojava heyecan ve coşkusunu ve aynı oranda Rojava’ya yönelik geliştirilen saldırılar karşısında içeriden duyulan öfkeyi anlamak pek mümkün değil. Burada herkesin selamı Rojava’dır. En güzel sözler Rojava ile başlar. Şiirler şarkılar Rojava’ya yazılır.
Bu öyle bir tatlı devrim telaşı ki, fiziki engelleri yok edip bu devrimde, bu komünde yer almak için herkes bu kıt imkanlar içinde bir yarış içindedir: Agit babasının kendisine bayramda getirdiği en güzel gömleğini, Hamza Kürtçe kitaplarını, Roni çocuklara yazdığı şiirlerini, herkes eşyalarını, müebbetlik tutsaklar zulalarında gizledikleri en kıymetli ajandalarını Rojava’ya gönderdi. Halid Amca 35 yıllık sigara tiryakiliğini, parasını Rojava’ya göndermek için nihayete erdirdi. Hasta tutsaklar zaruri kantin giderlerini azalttı. Şimdi hep birlikte içeriden dışarıya çağrı yapıyorlar: Biz sizden Rojava’ya yardım yapmanızı değil, Rojava ile bir olmanızı aşınızı, aşkınızı, umudunuzu Rojava komününe katmanızı; devrimi iman, zafere inanç ve kurtuluşu taç kılmanızı bekliyoruz.

* Kandıra 1 nolu F Tipi Cezaevi