Kürt siyasal hareketi içinde birçok görevde bulunan Tunç, 2000’lı yıllardan sonra mücadelesini Kürt siyasi partilerinde sürdürür. Demokratik Toplum Hareketi’nin (DTH) çalışmalarına katılan Tunç, bir dönem Demokratik Toplum Partisi (DTP) Cizre İlçe Başkanlığını yapar. 2009 yılında yapılan yerel seçimlerinde Şırnak İl Genel Meclisi Üyesi seçilen Tunç, 2011 yılının Eylül ayında Kürt siyasetine yönelik başlatılan siyasi soykırım operasyonlarında tutuklanır 4 yıl cezaevinde kalır.




Cudi’nin heybeti ve Dicle’nin narinliği



Kısa yaşam öyküsü bu satırlardır, ancak tanıyanlar için Mehmet Tunç, Cudi Dağı’nın heybetini vücudunda, Dicle’nin narinliğini ise ruhunda taşırdı. Bu yüzden Mehmet Tunç’u yazmak gerek; cesaretini, duygusallığını, yüksek sesini, boğazında düğümlenen sözcükleri yazmak gerek. 


37. gününde yaşamını anlatmıştı



İçinden geçtiğimiz tarihi günlerde duruşu, sözleri ve yaşamıyla asla unutmayacağı Mehmet Tunç öngörüsüyle mücadelesini kameralara ablukanın 37. gününde anlatmıştı. Efsane ile gerçek arası bir yaşamı olan Mehmet Tunç, Nuh’un gemisinin Tufan’dan sonra durduğu yerde yani Cifane’de dünyaya geldiğini anlatarak başlıyor. Sözlerindeki anlam, tarihle bu günün birbirini tamamlayan öğeleri gibi. Tunç’un belki de sözlerinin en çarpıcı bölümü, yaşadığı toprakların hikayesini değiştirme çabası. 

“Mir Bedirxan isyan etti ve sonradan teslim oldu, biz asla bunu yapmayacağız. Tarih Kürtler için tekerrür etmeyecek” diyor Tunç, dünü, bugünü ve yarını görerek. 




Efsaneler içinde doğdu



Doğduğu günden bu yana hep bir savaş olduğunu söyleyen Tunç, 1974 yılında Şırnak’ın Cifane (Cevizdözü) köyünde doğar. Bu köy Cudiyê Mirade dedikleri bölgeye yakın bir köy. Bir efsaneye göre Nuh’un gemisi Tufan’dan sonra duracak bir yer arar bir çok dağ bu yükten korkar ve başını eğer Çiyayê Bêxêr gibi fakat Cudi başını kaldırır ve bu yükü taşır. İşte o günden sonra insanlık etraftaki köylerden yayılır, Cifane’de bu köylerden biridir. Efsanenin gerçeklik payı var mı bilinmez ama Mehmet Tunç, tufanlı topraklarda doğmuştur ve ölümü bir tufanın sonucu olur.




O zaten bizimdir bir yere gitmez



Doğduğu günden beri hep bir savaşın içinde olduğunu dile getiren Tunç, “Bize ya korucu olacaksınız ya da buradan çıkacaksınız dediler. Biz köyümüzden çıkmak zorunda kaldık. Bu yüzden bu yaşam değişmeli, bir daha kimse yerinden edilmemeliydi. Cizre’ye geldikten sonra bir yurtsever olarak üzerimize düşeni yapmak istedik” diyor.

14 yaşında ailesinin isteğiyle evlenen Mehmet, 7 çocuk babası. “1989’lu yıllarda askeri bir kanun vardı, Kürdistan’da gençler askere alınır gibi gerilaya alınıyordu. Biz de kömüre giderken gerillalar tarafından durdurulduk. O zaman 31 genç gerillaya gitti. Bir gerilla komutanı beni götürmek istedi, diğeri ‘Bu zaten bizi çocuğumuz bir yere gitmez’ dedi. Tabi bu olaydan sonra ailem hemen beni evlendirdi. ‘Bu zaten bizimdir’ diyen gerillanın lafını hatırlıyorum. Çok haklıydı, ben hep onların oldum, başka türlü bir yaşam istemedim, hayal etmedim…” 




Cizre’de üzerimize düşen misyon bu...



Mehmet Tunç’un kameralara konuştuğu gün 37. gün ve ondan sonra gelişebileceklerin öngörüsü ile konuşmasını sürdürüyor. Ara sıra birileri gelip bir şeyler soruyor. Onlara cevap verdikten sonra yeniden tüm doğallığıyla anlatıyor: “Bu halka, özellikle Botan halkına bir şeyler yapmak istedik. Yıllarca ezilmiş bu halka hizmet etmek istedik. Kürt Özgürlük Hareketi’nin mücadelesi uzun soluklu. Nasıl ki Mazlumlar zindanlardaki direniş bayrağını Gabar’da Egitlere teslim etti. Bizim de Cizre’de üzerimize düşen rol ve misyon budur.”




Ailesi Süryani katliamında kurtuldu



“Büyük bir savaşın içindeyiz her şeye rağmen umutluyuz” diyen Mehmet Tunç gülerek, “Ben yaşamımdan bir şey anlamadım. Bu yüzden yaşam değişmeli” diyor. Ortadoğu’da halklar için yazılan kaderin değişmesi gerektiğini belirten Tunç, ailesinin bir bölümünün Süryani olduğunu ve 1915 Süryani Katliamı‘ndan sonra zorla Müslümanlaştırıldığını hatırlatıyor. 1990’larda ise koruculuk dayatmasını kabul etmedikleri için köylerinin yakıldığını hatırlatan Tunç, Mezopotamya’da halklar için köyden şehre katliam ve muhacirliğin dayatıldığını belirtiyor ve “Devlet denen aygıt madem, köylerde, şehirlerde yaşamın engelleniyor artık muhacirlik bitsin. Nasıl ki dedelerimiz bir ferman geçirdi, 1990’lı yıllarda babalarımız ferman geçirdi. Bu gün de aynı fermanı şehirlerde yapmak istiyorlar bu yüzden de kimse bu devlete güvenmesin. Bir bir bu halkı yok edecekler. Nasıl ki Asurileri, Ermenileri, Keldanileri yok ettiler Kürtleri de yok etmek istiyorlar” diyor. 



‘Devlete asla güvenmiyoruz’



Tarihi biraz okuyan birinin devlete asla güvenmeyeceğini ve kendisinin de hiçbir zaman güvenmediğini dile getiren Tunç şunları anlatıyor: “Aslında belki biz biraz liberaliz. Nasıl ki dedelerimiz babalarımıza göre daha uzlaşmacıydı biz de yeni nesil gençlere göre daha uzlaşmacıyız. Yeni nesil büyük bir kin ve nefretle büyüyor. Mir Bedirxan isyan etti ve sonradan teslim oldu, biz asla bunu yapmayacağız. Tarih Kürtler için tekerrür etmeyecek.”
Mehmet Tunç, Cizre’deki herkesle ağlayıp herkesle gülüyor. Zor günlerde halkın tüm sorunlarına çözüm üretmeye çalışıyor. Ara sıra gözleri doluyor, duygusallaşıyor ve eğilip kamera kapalı olduğunda, “Erkekler çok duygusal zekasını çalıştırmaz, analitik düşünür ve yaşar. Duygusal zeka kadınlarda daha gelişkindir. Ama ben kadınlara daha yakınım, duygusal zekam gelişkin galiba. Her şeyi hissediyorum ve duygularımı olduğu gibi yaşamayı seviyorum. Erkekler ikiyüzlüdür biraz, sistem onları öyle yapmış. Ama bende fazla yok ben kadınlara daha yakınım, duygularıma engel olamıyorum çoğu zaman” diyor. 




Dengbêj Mehmet 



Mehmet Tunç’un az bilinen bir diğer yönü de dengbêjliğiydi. Tok sesi ile Botan’ı anlatırdı klamlarda ve belki de kendi deyimi ile devrimcilikten sonra en çok sevdiği şey buydu. Röportajın sonunda “Tüm arkadaşları selamlıyorum” diyerek ayrılıyor yanımızdan ve yine bir soruna çözüm bulmaya gidiyor... 


 JİNHA/ŞIRNAK