"O yalan, bu yalan, bunların tarihi, coğrafyası, bir baştan öte başa bütün yaşama biçimleri yalan" olunca, geride hakiki bir şey kalmıyor.
Haritada beğendikleri yerlere parmak basıp, "dedelerimiz buradan geldi" dediler ve kendi öz soylarına sövmek için, birbirinin ardı sıra kuyruğa girdiler.
Çünkü gerçek hayatlarında kimi Kürt, kimi Ermeniydi. Bizans’ın Osmanlıya geçme kalıntılarıydı, kimileri. Gerisi göçmen…
Türk devleti ortaya çıkınca, tekmiline birden "sen bir Türksün" dediler. Buna yapıştırma, günün moda deyimiyle çakma kimliğe hayır diyen Kürtler, bir anda ülkeyi parçalayıp, göçmenleri kapı dışarı etmeye yeminli, muhtemel vahşi düşman gösterildiler.
Oysa, vahşi gömleği giydirilen Kürtler, Mezopotamya kültürünün yaratıcılarıydı. Kendilerine has ve oldukça zengin bir yaşama biçimleri, edep, adapları vardı. Zengin yemek çeşitleri, rengarenk giyim tarzları, barınak ve üretim ilişkileriyle, Anadolu bir yana pek çok Kuzey Avrupa köşesinden daha ileri bir hayata sahiptiler.
Ne yapacaksanız ki, henüz yemek diye közde soğan pişirme aşamasına bile gelmemiş olanların dilinde, "vahşi"ydi Kürtler. Ülkelerini çalan, entrikanın sökmediği zaman tepelerinde kanlı zorba kesilen işgalcilere başkaldırıları nedeniyle de eşkıya…
Ancak, onlara vahşi eşkıya ilan edenlerin, insanlık evriminde, iğne ucu kadar bile katkısı yoktu. Aziz Nesin’in deyimiyle onlar, sadece yoğurda su katmayı biliyorlardı. Bir de talan ve insan kırımıyla övünmeyi…
Ve onlar, bu halleriyle çok "medeni"ydiler. Milli şairleri, vahşete özendirme çağrısı gibi, "palamızın pasını düşman kanıyla sildik" diye sunuyordu, medeniyetlerini…
Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan da,"bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır" haykırışlarıyla, ortalıkta dört dönüyor, şevke gelen asker ve polis kılıklı çeteciler, katlettikleri Kürt çocukları, kadınlarının kanına bayrak banıp, sivilleri diri diri yakarken vuruluyor, Erdoğan da, kan görme hastalığına tutulmuş gibi, ağlama töreninde "kan ha kan, bayrakları bayrak yapan kandır, bizim bayrak ise kanlıdır" diyordu.
Ancak zaferler, yalanlar dolambacında uzuyordu:
"Çok insan öldürerek, şehirleri yıkarak zafer kazandık!.."
Oysa her zafer büyük bir yalandı. Kürt kanıyla mutlu olan yamyam ruhluları bir anlığına sevindirip mutlu etme cambazlığı, kalabalıkları kandırıp dolandırma dolambacıydı.
Ne de olsaTürk halkı, baş eğip biat etme, teslim olamada dünyada eşsizdi. Kimsecik, bugüne kadar hiç bir yalancıya "bu da ne?" deme cesareti göstermemiş, herkesin yalanı yanında kar kalmıştı.
Onun için, Koçgiri’den (1920) beri, "Kürtlerin sonunu" ilan eden zaferler zinciri halkaları birbirine ekleniyordu. 1984 Ağustosunda bugüne kadar da Kürtler, her gün yeniden bitiriliyordu.
Zafer kazanılan yerlerde, ertesi gün savaşın yeniden kızışması, mesela onca zafere rağmen Hakkari’nin Doskî vadisinde (Dağlıca) tutunamama, yerle bir edilmiş dağların yeniden bombalanması, bitti denilen halk başkaldıran insan denizi kesilmesi kimseyi utandırmıyordu. Bitti denilen Kürtler ise Ortadoğu’nun yeni gücü olarak tarih sahnesine çıkıyordu.
Ancak, yalan onların geçim yolu, günü gün etme sermayesiydi. Kimi bununla zenginliğe bürünüyor, kimi seçim kazanıp saraylar, köşklere yerleşiyor, Genelkurmay Başkanları da paşalıklarını sürdürüyorlardı.
Nitekim, AKP’nin Genelkurmay başkanı Kayserili Hulusi, göz yaşı damlayan bir açıklamayla "helikopterimiz kaza geçirdi" deyince, Kürt gerilla güçleri, anında sözü ona yalatıp düşürüldüğünün filmini yayımlamış, o da "aha yalanım ortaya çıktı" üzüntüsünden intihar edeceğine, yüzünden pişkince bir gülümseme gidip Cumhurbaşkanının kızına nikah şahidi olmuştu.
Yalanlar aleminde, yalancıların sultanlığı buydu, işte…
HAYDAR IŞIK HASTA
Sevgili Y.Özgür Politika okurları, sizlere gülen yazılarla gelmeyi çok isterdim. Ne yapalım ki, barbarın halleri ortada…
Ancak, savaşa rağmen Kürdistan’da da hayat sürüyor. Amed yaralı ama, kitap fuarına ev sahipliği yapıyor. Diyarbakır Kitap Fuarı açılıyor. Fuar, bir yönüyle Kürt yazarlar galerisi. Kürt dli ve kültünün usta anlatıcılarının…
Sizlerin yakından tanıdığınız Haydar IŞIK da, soykırıma uğramış Dersim’in kaçırılan kızlarının hikayesi olan, "Xece’nin Dersim Kefareti" adındaki kitabıyla fuarda…
Dersim sevdalısı yazar, en büyük hayali günün birinde Kürdistan’ın kalbi olan Amed’de kitaplarını imzalamaktı. Bu fırsat ayağına gelmişken, uzaklaştı.
Gidemiyor. Sebep, TC’nin ona ülkesini yasaklamasından değil.
Haydar Işık hasta. Almanya’nın Münih şehrinde tedavi görüyor. Şifalar diliyorum, ona.