Dünyada belki de en zor iş Kürt olmaktır. Öyle ki insanlığın beşiği olan bu topraklarda yaşayan ve bu topraklara binlerce yıldır ev sahipliği yaparak insanlığa NAN veren aynı Kürtler, bir lokma NAN için her gün yeniden bir yerde suni olarak oluşturulmuş olan sahte sınırları geçiyorlar bahanesiyle katlediliyorlar.  

Kürt Halk Önderliği bu duruma: “Tarihte hiçbir toplumsal varlık bu duruma düşürülmemiş veya çok az sayıda toplumsal varlık bu tür bir vahşete maruz kalmıştır. Kürtler kadar hiçbir toplumsal varlık kendiliklerinden utanır ve inkârı kabul eder hale getirilmemiş veya çok az sayıda toplumsal varlık böylesi bir aşağılanmayı yaşamıştır. Kürt olmak demek öz vatanı olmayan, hiç para etmeyen, parasız kalmakla özdeş olan, yoğunca işsiz kalan, her ücrete çalışan, sürekli yaşam kavgası veren, kültürel ihtiyacını unutan, maddi ihtiyaçlarının temini için korkunç çabalayan, NAN’ın (ekmeğin) anayurdunda NAN’sız kalan topluluk kalıntısı benzeri bir şey olmak demektir” demektedir.

Bu gerçeklik özü itibariyle tam bir soykırımı ifade etmektedir. Soykırım gerçekliği; “Bir halk veya herhangi bir topluluk için yaşamda karşılaşabileceği en büyük felaket niteliğindedir. Varlığını, kimliğini toplum doğasının tüm maddi ve manevi kültürel unsurlarını terk etmeye zorlanmak, uzun sürece yayılmış kitlesel çarmıha gerilmekle özdeştir.” 

Bugün Kürtler neredeyse dört parça Kürdistan’da çarmıha gerilmektedirler. Gerekçeleri ise güya kaçakçılık yapmalarıdır. Diğer meşhur deyimle Kolberlik yapmalarıdır. 

Bilebildiğimiz kadarıyla kaçak kelimesi: “bulunması gereken yerden, yapması gereken görevden ya da yasadan vb. kaçan (kimse)” olmak kadar “yapılması için gerekli izin alınmamış olan ya da yapılması yasa yönünden yasak bulunan” ile “gümrüğü ve vergisi ödenmeden yurda sokulan ya da yurttan çıkarılan (mal)” olmaktadır. Kaçakçı ise “yasadışı yollarla yurda mal sokan ya da yurttan mal çıkaran kimseye denmektedir.” 

Kaçağın ve kaçakçının tanımını sözlükler böyle tarif ediyorlar. Devlet hukukuna göre kaçak da kaçakçılık da suç kapsamına girip cezai müeyyideler tutulmaktadır. Bizler devlet hukukunu tanıyan değiliz. Devletsizliği daha doğrusu toplumculuğu ve toplumların kendi kendilerini idare etmelerini savunuyoruz. Bu bağlamda hiçbir sınırın bizim gibi düşünen insanlar için meşruiyeti yoktur, olamaz da. 

Ancak kendimizin ideolojik duruş ve bakışımızın dışında yaşadığımız topraklar Kürdistan’dır. Bizim ülkemizdir. Bu bağlamda hiçbir sınırın bizler için anlamı zaten yoktur. Bu sınırlar sahte sınırlardır. Sunidir. Yapılmıştır. İnşa edilmiştir, bize zoraki dayatılmıştır. Bize rağmen tellenmiş, mayınlanmış, duvarlar örülmüştür. Ülkemiz işgal edilmiş, sömürge altına alınmıştır. Bu yetmemiş, parça parça edilerek her parçayı başka bir sömürgeci güç kendisine sınır bellemiştir. Sadece sınır bellememiş, insanlarımızın kendi topraklarda dolaşmasına yasak konulmuş, kendi ülkesinde yasak yaşar hale getirilmiştir. 

Evet, sömürgeciler NAN’ı yaratanları kendi topraklarında kaçak haline getirmişlerdir. Hem de kendileri bu topraklarda kaçak oldukları halde. Hem de kendileri bu topraklarda illegal ve gayri meşru bir şekilde kaldıkları halde. Gerçekler böyle olmasına rağmen bizleri hem katlediyorlar, ardından da kaçak ilan ediyorlar. 

Sömürgecilerin böyle yaptığını bizleri böyle ele alarak hakaret ettiklerini anlayabiliriz. Ancak kendi insanlarımızın kendi topraklarında, bir parça NAN için yola çıkmalarına kaçak ya da kolber demelerine ise anlam vermiyoruz. Anlamak da istemiyoruz. 

Özcesi, ülkemizi yaşanmaz kılanlara karşı, bizleri kendi topraklarımızda kaçak hale getirenlere, bir parça NAN’a muhtaç kılanlara, kendi ülkemizde olduğumuz halde sınırları geçiyorsunuz deyip katleden tüm sömürgecilere karşı mücadele etme zamanı deyip halk olarak en sert tepkiyi ve karşı koyuşu göstermenin zamanı gelmiştir, geçmektedir. 

Daha yıllar önce Ehmedê Xanî’nin ifade ettiği: 

„Bak Arabistan’dan Gürcistan’a kadar Kürtlüktür olmuş kaleler gibi. Bu Rumlar, Acemler onlarla hisar olmuş, Kürtlerin hepsi dört kenarda yer tutmuş, Her iki taraf küçük kabilelerini, İmha oklarına hedef yapmışlar. Sanki Kürtler sınır başlarında kilitmişler, Her kabile sağlam bir set gibidir“ misali gerçekliğini bu kez birlik olarak, hep birlikte NAN’ın ülkesinde, NAN’ı peyda eden topraklarda, özgürce yaşayabilmek için hep beraber bizi kolber haline getirenlere aynen Banê’de olduğu gibi karşı durmamızın zamanıdır.